Şenol Hoca futbol tarihini yeniden yazıyor

Türkiye’de ‘Avrupa Fatihi’ denince akla ilk Galatasaray gelir. Sarı-kırmızılı ekip bu unvanı bileğinin hakkıyla almıştı. 1989’da gelen dönemin Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali, 2000’de kazanılan UEFA Kupası ve Süper Kupa, Türkiye’nin Avrupa’da ilk kez üst düzeyde temsil edilmesini sağladı. Ancak son yıllarda Galatasaray, Avrupa arenasında maziyi aratan bir performans ortaya koydu. Bu yıl ligde fırtına gibi esiyor ama UEFA Avrupa Ligi yolunda İsveç’in isimsiz takımı Östersunds’a elenmesi kulüp tarihinde kara bir leke. Galatasaray’ın Avrupa’daki bayrağını Beşiktaş devralmış gözüküyor. Bunda elbet Şenol Güneş’in büyük pay sahibi var.

İŞİNİ EN İYİ YAPAN TEKNİK ADAM

Şenol Güneş, Türkiye’de işini en iyi şekilde yapan ancak emeğinin hakkı teslim edilmeyen isimlerin başında. 15 yıl kalesini koruyup, kaptanlığını yaptığı, şampiyonluklarda pay sahibi olduğu Trabzonspor’a teknik adam olduğunda hep ‘bizim uşak’ muamelesi gördü. Yabancılara sunulan imkanlar Güneş’ten esirgendiği gibi alınan olumsuz sonuçlarda eleştiri oklarının hedefi oldu. Her şeye rağmen Güneş’li yıllarda Trabzonspor iki kez şampiyonluğu averajla kaybetti. Diğer teknik adamlara kıyasla Güneş, Trabzonspor’a 1984’de gelen son şampiyonluk sonrası en başarılı dönemini yaşattı.

DÜNYA 3.’SÜ OLDU AMA YARANAMADI

2002’de A Milli Takım, 48 yıl aradan sonra bir Dünya Kupası’na giderken başarıda yine Şenol Güneş imzası vardı. Japonya ve Güney Kore’nin ev sahipliğini yaptığı 2002 Dünya Kupası’nda Türkiye tarihi bir başarıya imza atıp dünya üçüncüsü oldu ama Şenol Güneş kendini bir türlü futbolun baronlarına kabul ettiremedi. ‘Hiçbir Avrupa ülkesini yenmeden dünya üçüncüsü olduk’ diye söze başlayan çok bilmişler, işi Güneş’in kıyafet seçimine kadar götürmüştü. Bütün bu eleştiriler yapılırken, Güneş mütevazı tavrını koruyup işine odaklanmayı seçmişti.

İKİ YILDIR ŞAMPİYONLUĞUN ARKASINDA O VAR

Beşiktaş son iki yılda şampiyonluk yaşamışsa bunda aslan payı Şenol Hoca’nındır. Özellikle ilk yılındaki şampiyonluk büyük bir tecrübe ve teknik adam becerisi gerektiriyordu. Zira Beşiktaş’ın stadı yapım aşamasında olduğu için maçlarını göçebe olarak değişik statlarda oynuyordu. Seyirci desteğini tam arkasına alamadığı gibi zemini ve şartları müsait olmayan ortamlarda mücadele edip şampiyon olmak sıra dışı bir başarıydı. Elbette bu başarının mimarı Güneş’ti. Geçen yıl gelen şampiyonluk nispeten daha kolaydı. Yeni stadında seyirci desteğine, iyi transferlere ve Şenol Hoca’nın tecrübesine dayanılmıştı.

AVRUPA’DA BAŞARIYA AÇ

Beşiktaş geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde 7 puan topladı. Bu, 2003–04 sezonunda Mircea Lucescu döneminde erişilen ve şu ana kadar yakalanan en yüksek puandı. Şenol Güneş ilk yılında Lucescu’nun rekoruna ortak olmuştu. Gruptan çıkmayı kıl payı kaçırmış, yoluna devam ettiği UEFA Avrupa Ligi’nde çeyrek final oynamıştı.

2 yıl içinde gelen iki şampiyonluk ve Avrupa kupalarındaki başarı Şenol Güneş’in Beşiktaş’taki yerini sağlamlaştırırken, beklenti çıtasını da yükseltiyordu. Beklentiler daha çok Avrupa arenasındandı. Ligde şampiyonluğun zaten güçlü adayıydı ama artık Avrupa’da başarılı skorlar alma zamanı gelmişti.

LİGDE ÇOK ELEŞTİRİLDİ AMA

Ligde Galatasaray fırtınası eserken, Beşiktaş’ın Fenerbahçe ve Gençlerbirliği deplasmanlarından puansız dönmesi, Trabzonspor ve Kasımpaşa ile berabere kalmasıyla lider Galatasaray’la puan farkı 8 oldu. Karabükspor deplasmanında alınan galibiyete rağmen ortaya konan futbol eleştiri toplayınca Güneş, deplasmanda alınan FC Porto galibiyetiyle cevap veriyordu. Fenerbahçe yenilgisi sonrası konuşanları Güneş, RB Leipzig galibiyetiyle susturuyordu. Gençlerbirliği yenilgisi sonrası hocayı yerden yere vuranlara Güneş, deplasmanda Monaco’yu geçip karşılık verdi.

İlk kez bir Türk takımı Şampiyonlar Ligi’ne üstelik iki maçı deplasmanda olduğu hâlde 9 puanla başladı. Dile kolay. Bu performans ancak Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih, Juventus, Manchester United gibi takımlardan beklenir. Ancak kuralara 3. torbadan katılıp 3’te 3 yapmak, Devler Ligi’nde de rastlanmış bir başarı değildir. Bu başarının mimarı da Şenol Güneş’ti.

HAKKINI ARTIK VERMEK LAZIM

Gençlerbirliği mağlubiyeti sonrası Şenol Güneş sanık sandalyesine oturtulup acımasızca eleştirilirken, o yine her zaman olduğu gibi işine odaklandı. Seviyeyi hiçbir zaman düşürmedi. Ucuz polemiklere girmedi. Başarıyı tek başına sahiplenmeyip, aslan payını hep oyuncularına verdi. Monaco maçı sonrası düzenlediği basın toplantısında ‘Elbette herkesin eleştirme hakkı var kimsenin sesini kesemezsiniz’ deyip, zafer kazanan bir takımın hocası olarak gurur ve intikam duygusuyla hareket etmedi. Bugün Şampiyonlar Ligi’nde Beşiktaş tarih yazıyorsa, en çok Şenol Güneş’in hakkı verilmeli.


Originally published at www.tr724.com on October 19, 2017.