15 Temmuz’da adalet öldü…

Umut Atay

Tüm modern hukuk sistemlerinde, Kuvvetler Ayrılıği ilkesinin bir sonucu olarak, yargı yürütmeden bağımsızdır ve hakim-savcılar görevlerini yerine getirirken hiç kimseden emir ve talimat almazlar.

Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin bir ön şartı ve aynı zamanda âdil yargılanma hakkının da teminatıdır. Bağımsızlık, hâkimlere tanınan bir ayrıcalıktan öte, hak arama yollarına başvuran tarafların beklentilerini karşılamak üzere ortaya konmuş bir hukuk ilkesidir.

Kişilerin, devlete güven duymaları, maddî ve mânevî varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri, ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 2. maddesine göre de Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.

HUKUK DEVLETİ SİZE SÜRPRİZLER YAPMAZ

Hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, hukuk güvenliğinin olduğu bir ülkede; bir sabah kalktığınızda çocuğunuzu gönderdiğiniz okuldan dolayı terörist listesine alınmanız mümkün değildir. Yine tüm dünyada kullanılan bir haberleşme ağını kullandığınız için veya yasalara uygun faaliyet gösteren bir bankada mevduat hesabınızın bulunduğu ya da devletin kontrolü ve izni ile açılan bir sendikaya üyeliğiniz nedeniyle mesleğinizden ihraç edilmez ve bu suçlamalarla silahlı terör örgütü üyesi kabul edilip, tutuklanarak cezaevine gönderilmezsiniz… Hukuk güvenliğinin olduğu hiç bir ülkede, kimse sizi fikirlerinizden dolayı suçlamaz, malvarlığınıza haksız el konulmaz ve hele de; suçun şahsiliği ilkesi gereği size isnad edilen bir suçtan dolayı masum ailenize ve çocuklarınıza asla ilişilmez…

Türkiye’de mahkemelerin duruşma salonlarında, “Adalet Mülkün Temelidir” veya Cumhuriyet Savcılarının odalarında, “Cumhuriyet savcıları!… Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz!” yazısı çerçeveletilip duvarlara asılsa da maalesef gelinen noktada yargı; hükümetin kendisine muhalif gördüğü kimseler için bir cezalandırma aracı haline gelmiştir…

Ülkede yargı eliyle yapılan zulüm ve hukuksuzluklar, ne Meriç kıyılarında, ne de Bingöl dağlarının ıssız kuytularında değil; ülkenin başkenti Ankara’da, İstanbul’da, ülkenin en orta yerinde, hem de Cumhurbaşkanının, hükümetin ve yandaş medyanın emir ve talimatlarıyla gerçekleştiriliyor…

Artık hukuk güvenliğinin kalmadığı bu ülkede, kendi siyasi yargısını oluşturan hükümetin toplumun herhangi bir kesimini veya kendisine muhalif gördüğü kimseler hakkında bir delil olsun veya olmasın, faaliyetleri suç oluştursun veya oluşturmasın, “terör örgütü” kararı aldırmasında veya herhangi bir suçtan tutuklama kararından başlayarak, mahkûmiyete varıncaya kadar, istediği herhangi bir kararı temin etmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır…

HUKUK DEVLETİNDEN, KHK DEVLETİNE

Bir hukuk devletinden, KHK devletine dönüşen bu ülkede, hakkında yakalama kararı çıkartılan masum insanların eş ve çocuklarının pasaportlarına devletin el koyması veya şüpheli bulunamadığı için yerine karısının, çocuğunun, anne veya babasının, hatta kayınnperderinin, kayınvalidesinin tutuklanması olağan uygulamalar haline gelmiştir…

Devlet denilen yapı Anayasası, yasaları, kuralları ve kurumları olan bir yapıdır. Devlet esir veya rehine almaz, hukukun üstünlüğüne göre yargılama yapar.

Yarım asırdan bile daha önceki bir dönemde, 1952 yılında bir din alimi ile aralarında geçen bir hatırasını ifade ettiği için; kalp hastası, prostat kanseri, gözleri yüzde 25 civarı gören ve tek böbrekli, 3 heyet raporu olan 87 yaşındaki Hâfız Ali Osman’ın; hakim tarafından darbe gerekçesiyle tutuklandığı bir ülkede, hukukun üstünlüğünden veya yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün mü?

Gelinen noktada, bırakınız insanların düşünce ve kanaatlerini özgürce ifade etmeyi, hükümeti eleştiren kişileri Twitter’da takip ettiği için tutuklanan binlerce mâsum insan var.

İnsanların tutuklanırken, siyasî iktidara biat etmeyen gazete ve kitapları okudukları, muhâlif sosyal medya hesaplarını takip ettikleri, internette falan siteyi girmelerinin gerekçe gösterildiği… Suç delili olarak da, masum insanların evinden çıkan bandrollü kitapların, duâ mecmuâlarının, Cevşen, CD, bilgisayar, Kur’an tefsiri, hatta okula giden çocukların sınavlara hazırlık için yararlandıkları kaynak kitapların bile silahlı terör örgütü üyeliği için delil sayıldığı bir ülkeden bahsediyoruz…

Hâkimlerin yargısal faaliyet kapsamında, iktidarın hoşuna gitmeyecek kararlar verdiklerinde silahlı terör örgütü üyesi olarak tutuklanıp cezaevine gönderildiği bir ülkede, artık hakimlerin kararları, yargısal denetimden önce hükümet tarafından denetlemekte ve yargı kararları, oluşturulan bu korku ortamında, siyasi iradenin emir ve talimatlarına uygun olarak verilmektedir.

Suçlanan ve sorgu sonrasında serbest kalan karı-koca yargı mensubu bir aile, siyasî talimatla tekrar gözaltına alınınca, tutuklama kararı vermek zorunda kalan bayan hakimin, bayan meslektaşının boynuna sarılarak, güvenlik kameraları karşısında hıçkıra hıçkıra ağlayıp, “Ne olur beni affet, bunu yapmaya mecburum, hakkını helal et…” dediği o an; Türkiye’de bağımsız yargı bitmiştir…

Hakimin gözyaşlarında; yargının bağımsız olduğuna olan inancıyla verdiği bir karar mı var, yoksa karar verirken, siyasi iradeden ve akibetinden duyduğu korku ve endişe mi?

TALİMATLI ADALET OLUR MU?

Güneşin doğuşuna ve batışına şahit gerekmez sanırım…

Suçluluğu bir mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar herkesin masum olduğunu çağdaş hukuk dünyasında, maalesef bu ülkenin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin hiçbir somut delil ve suçlama olmaksızın oluşturulan proje yargı eliyle tutuklanmalarını sağladıkları masum insanlara yönelik beyanları kan donduracak nitelikte: ‘Bu hainler millet nasıl istiyorsa öyle cezalandırılacaklar. Yanlızca ölüm cezası da değil, bunları öyle bir cezalandıracağız ki, kendilerini gebertmemiz için bize yalvaracaklar.’

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın evinin önünde, kalabalığa konuşmak üzere davet edilen bir imamın yaptığı konuşmada: ‘Bu hainlerden aldığımız her şey bu ümmetin malıdır. 15 üniversite hepsi sizindir. Hastaneler sizindir. Bin okul hepsi sizindir. Alın, hayrını görün…’

Maalesef siyasî iktidar tarafından provake edilen bu insanlar, söylemlerini daha da ileri taşıyarak, masum insanların karılarını ve çocuklarını kendilerine helâl görecek kadar işi ileri boyutlara taşımışlardır…

Lütfen biri bana ya artık bu ülkede hukuk bitmiştir desin, ya da bu insanlara, suçluluğu mahkeme kararıyla ispat edilene kadar herkesin masum olduğunu; veya insanlığın ne demek oldugunu anlatsın…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mahkemelere seslenip, ‘Bir an önce karar verin, yurtdışında oluşturulacak algı açısından bu kararlara çok ihtiyacımız var…’ talimatıyla verilen sipariş kararlara, sizler ne kadar saygı duyuyor ve bu kararları ne kadar hukuk içinde kabul ediyorsanız, ben de bu ülkede hukukun üstünlüğüne o kadar inanıyorum ve o kadar saygı duyuyorum…

Ülkede üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün esas alındığı bir hukuk düzeninde buluşmak temennisiyle…


Originally published at www.tr724.com on July 14, 2017.

Like what you read? Give Tr724 a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.