AİHM, Anayasa Mahkemesi’ni görevden alır mı?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kabul yetkisini geri alabilir. Buna hakkı olduğunda şüphe yok; sadece AYM’nin bu cezayı hak etmediği tartışılabilir.

Konunun daha iyi anlaşılması için sürecin hatırlanmasında yarar olacak. 2010’daki referandumla yapısı değiştirilen AYM, 2012’den beri bireysel başvuru kabul yetkisi sahibi. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden doğan yetkisini, üye ülkelerdeki mekanizmalarla kontrollü biçimde paylaşabiliyor. Bunun için üç başlık halinde denetim yapıyor: bireylere gösterilen adresin etkili ve sonuç alınabilir denetim yapması; kolay ulaşılabilir olması ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu kararlar vermesi… Söz konusu şartları yerine getirmeyen Azerbaycan, Slovakya ve Hırvatistan’a bireysel başvuru kabul yetkisini devretmedi. O ülkelere verilen red kararları kadar olumlu Türkiye kararı da çerçeveyi belirleme açısından önemli ipuçları sunuyor.

Etkili denetimin açılımı, istediği verilere ulaşabilme kabiliyeti, ihlal kararlarını uygulatabilme imkanı ve müeyyidelerin ihlalle oluşan kaybı telafi yeterliliği.

Kolay ulaşılabilir olması: bireylerin başvuru yollarına ucuz, basit ve engellenmeden (bir ön elemeye tabi olmadan) erişebilmesini öngörüyor.

AİHM içtihatlarıyla uyum ise açık; AİHS çerçevesinde ve uluslararası mahkemenin kararlarına muvafık kararlar verilmesi.

Mayıs 2013’te verdiği ‘Hasan Uzun Kararı’nda AİHM, ilk iki parametre açısından AYM’nin yeterliliğini tescille birlikte kendi içtihatlarıyla uygunluk denetiminin elinde olduğunu hatırlatıyor. AİHM, uygulamada üç başlıktan herhangi birinde eksiklik gördüğü anda AYM’ye geçici olarak devrettiği yetkiyi kısmen veya tamamen geri alabiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bazı AYM kararlarına karşı sarf ettiği “tanımıyorum, saygı da duymuyorum” sözleri eminim AİHM tarafından not edildi. Biliyoru ki bir sonraki aşama kararların uygulanmaması olacak. Ayrıca bu kadar abartılı yetki kullanan bir devlet başkanının açıklamalarının mahkemeyi baskı altına almayacağı ve kararlarını hiç etkilemeyeceğini iddia etmek mümkün değil.

15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sonra yaşananlar AYM’nin bağımsızlığı ve etki altında kalmadan hukuka uygun karar verme yeteneği konusunda somut ve ciddi şüpheler oluşturdu. İki yüksek yargıç Alparslan Altan ve Erdal Türkcan’ın darbenin hemen ertesi günü tutuklanması ve mahkeme tarafından meslekten ihraç edilmesi büyük itibar kaybına yol açtı. AYM üyelerinin soruşturma ve yargılama usulleri hiçe sayıldı. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda suç üstü hali hariç yüksek yargıçlar tutuklanamaz ve AYM dışında sorgulanıp yargılanamaz. Altan ve Türkcan tankın üstünde yakalanmadı, darbecilerle herhangi bir ilişkisi tespit edilmedi… Sadece bir istihbarat raporu ile haklarında işlem yapıldığı tahmin ediliyor.

Suç olarak bazı cemaat mensuplarının bireysel başvurularda red kararlarına muhalif kalmış olmaları dışında bir gerekçe söylenemedi. Tutuklanma gerekçesi buysa hukukun temel ilkesi olan hakimlik teminatı ve bağımsızlık ilkesinin açık ihlali oluşur. AİHM, Türkiye’deki muhatabı hakkında şüphe duyması için yeterli bir gerekçe…

AYM üyelerinin bile tutuklandığı bir ortamda ilk derece mahkemesinde çalışan yargıç ve savcıların baskı altında kalmadan hukuka uygun karar vermesi beklenebilir mi? Kaldı ki onlarında binlercesi atıldı ve tutuklandı.

AYM özeline dönecek olursak, kendi üyelerinin hukukunu koruyamadı; daha kötüsü cadı avının bir parçası haline gelerek savunma bile almadan ihraç kararı verdi. Bu kararla sadece uluslararası hukuk değil kendi içtihatlarımla bile çelişti. 2009’da üye Osman Paksüt soruşturmasında ‘suç sabit olmakla birlikte, delillerin hukuka uygun toplanamadı’ gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermişti. Anayasa hukukçusu Başkan Zühtü Aslan, idare hukukçusu olması gerekçe gösterilerek eleştirilen selefi Haşim Kılıç kadar olamadı.

Böyle bir kurul, devlete karşı hiç bir güvencesi ve hukuki dokunulmazlığı olmayan vatandaşın hakkını koruyabilir mi? Birileri AİHM’ye bunu sorduğunda verilecek cevabı tahmin etmek zor değil. AYM’nin bireysel başvuru kabul yetkisi elinden alındığında uğrayacağı itibar kaybı ülkenin hukuk devleti özelliğinin geldiği noktayı da gösterecek. 12 Eylül’de anayasa lağvedildi, mahkemeye dokunulmadı. Hatta Kenan Evren’e basın önünde biat töreni bile yaptılar. Bunu da hazmederler denirse; ona karşı söylenecek söz bulmakta zorlanacağımı itiraf ediyorum.

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.