Amerikan muhafazakârlığının kart sesi: Roger Ailes

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin etkili ismi Ryan Paul, partisinin pek de istenmeyen adayı Donald Trump seçildiğinde, “Hiç kimsenin duyamadığı bir sesi duymayı başardı” demişti. Bu sözler, 1960’lardan sonra Amerikan muhafazakârlığını ve Cumhuriyet Parti politikalarını takip edenler için pek şaşırtıcı değil. 1968’de Richard Nixon da benzer bir sloganla seçimi kazanmıştı. 1980’lerin başında bir Hollywood aktörü olan Ronald Reagan’ın ABD Başkanı olmasının arkasında da ‘sessiz yığınların sesi’ vardı. Hemen ardından gelen George H. W. Bush (Baba) döneminin politikası da farklı değildi: ‘American heartland’ denilen o geniş muhafazakâr kitleyi kazanmak. İşte son 50 yılda Amerikan muhafazakârlığının bu politik görünümünü bir anlamda belirleyen ve yukarıda saydığım 3 başkana da seçim kampanyaları sırasında danışmanlık yapan Roger Ailes, geçen gün 77 yaşında hayatını kaybetti.

RİCHARD NİXON’I TELEVİZYONA İKNA ETTİ

Ailes, ismini muhtemelen pek duymadığınız bir televizyoncu. Mutfaktaki aşçı daha çok. Rupert Murdoch’la el ele verip Fox News’i kurduğunda, kimse onun bu kadar başarılı olacağını hesap etmemişti. Ancak Fox News, seyirci sayılarında kısa süre içinde CNN’le kafa kafaya yarışacak bir noktaya geldi. Henüz 20’li yaşlarda yapımcılığa başlayan Roger Ailes, televizyonun ‘gücünü’ çok eskiden beri kavramış az sayıdaki iletişimciden biri. Henüz taşradaki bir şehirde TV yayıncılığı yaptığı sırada ulusal bir ödüle uzanarak dikkat çekiyor. Richard Nixon’la birlikte katıldıkları bir TV programı hayatını değiştiriyor. Nixon’ın TV’yi ‘ıvır zıvır’ olarak nitelemesine karşılık Roger Ailes ona orada TV’nin önemini anlatıyor ve birkaç gün sonra, imaja hayli önem veren Nixon’dan kampanyasının mimarı olma teklifi alıyor. Kısa süre içinde Richard Nixon’ı ABD’nin en tanınan yüzlerinden biri hâline getiriyor. (Watergate skandalıyla Nixon’ın istifa etmesi, Ailes’in bahtsızlığı…)

LİBERAL ELİTE KARŞI SAVAŞ

Ancak Roger Ailes de Nixon’dan çok şey öğreniyor. Politik kariyerini sürekli olarak ‘politik öfkeye’ dayandıran Nixon, kendisini ‘unutulmuş Amerikalıların sesi’ olarak konumlandırıyor. ‘Düşman’ olarak da ‘liberal kültürel eliti’ belirliyor. O zamanlar genç bir medya danışmanı olan Roger Ailes, yıllar sonra Fox News’i kurarken benzer bir strateji güdüyor. New York ve California gibi Amerikan görsel kültürünü (medya, sinema, sanat) domine eden ‘liberal’ bölgelere adeta savaş açıyor. Bir röportajında “New York’ta katılmak isteyeceğim bir parti yok” diyerek, New York burjuvasını ‘beğenmediğini’ ifade ediyor. Ölümünün ardından bir gazetecinin ifşasına göre Ailes, Fox’ta bir program için görüştüğü bu gazeteciye, “Ben bu kanalı 55 yaş ve üstü için kurdum. Onlar da senin gibileri ekranda görmek istemiyorlar” diyerek kanalının ‘eğilimini’ açıklıyor.

NEFRET VAİZLERİ

Roger Ailes Fox’un sloganı olarak “fair and balanced” (adil ve dengeli) sözünü belirlemişti. Buradaki stratejisi de şuydu: Liberallerin domine ettiği CNN ve MSNBC gibi ana akım kanallarda başka görüşlere, özellikle de Cumhuriyetçilere yer yok, bense kanalımda liberallere de söz hakkı vereceğim. Gerçekten de Fox News’te liberal görüşlere yer veriliyordu ancak ‘Cumhuriyetçi görüşler’ dediği sadece çığırtkanlık, politik öfke, kutuplaştırıcı üslup ve ne olursa olsun liberal görüşlerin düşmanlığıydı. Bahanesi de hazırdı: Onlar da bizimle ilgili aynı şekilde yayın yapıyorlar. Amerikan televizyonculuğunun en ‘hoyrat’ seslerinden Rush Limbaugh, Bill O’Reilly ve Glenn Beck gibi isimleri medyaya kazandıran isimdi Roger Ailes. Bir ‘haber kanalı’ yaptığını söylüyordu ancak programları çoğunlukla ‘yorum’ ağırlıklıydı. İşini iyi yapıyordu ve bu isimler ‘American Heartland’ın yeni ‘vaizleri’ olmuştu. Gerçekten de Amerika’da ‘yeniyi’ görmek istemeyen, küreselleşmeden çekinen, göçmenlerin bir şeyleri ‘bozduğunu’ savunan, politikacıları yozlaşmış bulan ve onlara gününü göstermek isteyen bir popülasyon var. Sayıları hiç de az değil.

MUHAFAZAKÂR GÜNDEMİ BELİRLİYOR

Ailes’in etkisini anlamak için şimdiki ABD Başkanı Donald Trump’ın ekibinin ilgilendiği konulara bakmak yeterli: Küresel ısınma, ırkçılık ya da beyazların üstünlüğü, ‘America First’ (Önce Amerika), ‘yoksul beyaz Amerikalıların sesi’, ‘Obamacare sizi nasıl dolandırdı?’ vs… Bunların hemen hepsi Fox News’in ‘başarılı bir iletişimle’ dizayn ettiği gündemler. Bir röportajında Roger Ailes, anne babasının Demokrat Partili olduğu hatırlatıldığında, “Evet ama onlar eskinin vatansever demokratlarındandı” demişti. Bu, Trump’ın başkan seçilmesinin önünü açan o nefretin kanalize edildiği noktayı hatırlatıyor: Liberal eliti “anti-Amerikan” ilan etmek. Neden? Çünkü liberaller göçmenlere sahip çıkıyor. Neden? Çünkü liberaller küreselleşmeyi ve başkalarının da zenginleşmesini savunuyor. Neden? Çünkü liberaller üretimi başka ülkelere kaydırarak işlerimizi ellerimizden aldılar. Öyleyse onlar bizim ‘düşmanımız’.

POLİTİKAYA GETİRDİĞİ ‘SOLUK’

Roger Ailes, Fox News’in başarısını açıklarken Amerikan halkının ünlü aktör John Wayne’i neden hâlâ çok sevdiğini hatırlatıyor: “Amerikan halkı basittir. Karmaşık bir basitlik. Neydi John Wayne’in dediği? Eğer parama dokunmazsan, atıma dokunmazsan ve karıma el uzatmazsan, seninle anlaşabiliriz.” (John Wayne’in McCarthy’nin komünist cadı avına katkıları da Ailes’in bahtsızlığı…) Nitekim Fox News’in kurgulanmasına yardımcı olduğu ‘yeni muhafazakârlık’ da benzeri bir ‘sınıf siyasetine’ dayanıyor: Demokrat Parti (politik güç) ve Wall Street (ekonomik güç) işbirliği içinde ‘masum’ Amerikan halkının cebine elini uzatmış, onu beş parasız bırakıyor. Özellikle 2008 ekonomik krizinde Wall Street’te dev finans kuruluşlarının iflas etmesi ve zararın ‘kamu parasından’ temin edilmesi, Ailes gibilerin söylemlerini de güçlendirmelerine yol açıyor. Ancak Fox News ve Ailes’in politikaya getirdiği ‘soluk’ sadece karşı tarafın eleştirisine dayanmıyor; burada apaçık bir nefret vaizliği görülüyor.

KÖTÜLER İÇİN İYİ İLETİŞİM

Başta da dediğim gibi Roger Ailes, iyi bir iletişim uzmanı. İnsanları ikna etmeyi, mesajı doğru kitleye ulaştırmayı iyi biliyor. İdam cezasını savunan ‘revolving door’ (döner kapı) reklamının yazarıydı. Baba Bush kampanyasında, idam cezasının neden gerekli olduğunu, basit bir argümanla (çünkü hapisten çıkanlar yeniden suça bulaşıyor) ve etkileyici bir görsellikle TV’de bir reklama dönüştürmüştü. Ona atfedilen bir teori bile var bu konuyla ilgili. Roger Ailes habercilerine şu soruyu sorarmış: “Bir operada iki adam sahneye çıksa ve birisi ‘Ortadoğu’ya barışı getirecek çözümü buldum’ derken diğeri sahneden feci bir şekilde düşse, akşam haberlerinde hangisi olurdu?” Bu sorunun cevabı, medyayı kullanarak neler yapabileceğinizin de cevabı bir bakıma.

Fox News’e ciddi yatırım yapan Rupert Murdoch, İngiltere’de de Brexit’in varolmasını sağlayan taşra muhafazakârlığının medyadaki öncülerinden. Roger Ailes’le müthiş uyumları bunun neticesi. Nitekim Donald Trump’ın kampanyasında da Roger Ailes’in parmak izlerine rastlamak mümkün. Ne de olsa, Trump da ‘sessiz yığınların sesi’ olarak Beyaz Saray’a adımını atmıştı.


Originally published at www.tr724.com on May 19, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.