Ananı da al git, olayını okuyamadık

Ülkenin kendine yaptığını, dostu düşmanı bir araya gelse başaramaz, yapamaz.

Dışarıda bir avuç gazeteciyiz.

Ne bitmiş ülkeyi ayağa kaldırabiliriz, ne de harika giden bir sisteme çelme takabiliriz.

Alev binayı sarmış, itfaiye çaresiz, su püskürtmeye, yangını soğutmaya çalışıyoruz, ülkemizi yerin dibine batırmaya değil.

Ülkenin itibarını sıfırlayan biri varsa o da Saray’da oturan şahsın ta kendisi.

Onun yaptığı kötülüğü kıyamete kadar temizlemeye, düzeltmeye çalışacak insanlar, insanımız.

70 sene sonra bize de “Nazi” benzetmesi yapan çıkar mı bilemem, fakat tıpkı Almanlar gibi çok bozulacağımız kesin.

Şu gün… Ülkenin başındakinin Türkiye’ye yaptığını, içine düşürdüğü durumu, milyar dolarlar harcayıp lobiler kursanız, düzeltemezsiniz.

Misal…

Almanya’ya sığınan Türk mültecileri istiyor, sonra dönüp Alman Başbakanının dudağına Hitler bıyığı kondurup medyasına manşet attırıyor.

Almanya’da espri konusu olup basın kendisi için “diktatör” göndermeleri yapınca da küplere biniyor.

Alman Die Welt gazetesinin muhabiri Deniz Yücel Türkiye’de tutuklu. Die Zeit’in genel yayın yönetmeni Giovanni di Lorenzo, Erdoğan’la röportajında “Gazetecimizin hapiste olması kabul edilemez” diyor. Aldığı cevap, “O gazeteci değil terörist.”

Sonra Erdoğan soruyor: “Yargıya emir verdiğimizi mi düşünüyorsun?”

Alman gazetecinin soruya soruyla karşılık vermesi, kapak gibi:

“Eğer Türk yargısı bağımsız olsaydı, o halde neden ‘Ben bu koltukta oturduğum sürece Deniz Yücel iade edilmeyecek’ dediniz?”

***
 Sürekli kendi bacağına sıkan bir lider var ülkenin başında.

Dış dünya fena halde farkında.

Eski güveni tesis etmek, sıralamadaki eski yerimizi kazanmak, uzun yıllar sürecek bir iş.

Ülkenin kendine yaptığını, kimse yapamaz.

En büyük hata;

Bu iktidara büyük destek veren tüm kesimlerin, 2008’lerde, 2010’larda uyanamaması, birtakım işaretleri yorumlayamaması.

Eğer bir aldatılma varsa esasen budur.

İktidarın ve başındaki zatın kendine destek verenleri kandırması, yanıltması.

***

Daha geriye gidelim.

11 Şubat 2006.

Mersin’de “anamız ağladı” diyen 47 yaşındaki çiftçi Mehmet Kemal Öncel’e, “ananı da al git” demişti.

O günlerden bugün belliydi de…

Üzerinde durulmadı işte.

***

Bunu daha iyi anlamak için 11 Şubat 2006’ya tekrar baktım.

Serbest medya var, olay tüm kanallarda yayınlanmış.

Videodan kelime kelime deşifre ettim.

Başbakan Erdoğan, parti kongresi için Mersin’de.

Kongre salonuna girerken çiftçi Kemal Öncel uzaktan bağırıyor:

-Sayın Başbakan bu çiftçinin hali ne olacak. Anamızı ağlattınız be. Aşkolsun size aşkolsun. Tarım Bakanı Anayasa’yı ihlal ediyor (Bu sırada korumalar ağzını kapatıyor. Kolunu tutuyorlar) Bırakın, sol kolum ameliyatlı.

***

Erdoğan, sinirlenip dönüyor. Çiftçiyi yanına çağırıyor. Korumalar koluna girip götürüyor. Çiftçi konuşarak yürüyor.

Öncel: Geliyorum, geliyorum. (Kolundan çekiştiren korumalara) Sol kolum ameliyatlı. Yetti artık ya. Öldük bittik sayın başbakanım. (Üzerini arayan korumalara) Bende bir şey yok rahat olun, devletin başbakanı.

(Sonra diyalog başlıyor.)

Erdoğan: Edepsizlik yapma!

Öncel: Edepsizlik yapmıyorum. Lütfen hakaret etmeyin.

Erdoğan: Böyle bağırılmaz, edepsizlik yapma!

Öncel: (Kolunu çekiştiren korumaya) Aaaah, ameliyatlıyım!

Erdoğan: Artistlik yapma!

Öncel: Artistlik yapmıyorum, sanatçı değilim ben.

Erdoğan: Artistlik yapma! İyi bir sanatçısın, terbiyesizlik yapma!

Öncel: Tarım bakanınızın Anayasa’yı ihlal ettiğini biliyor musunuz?

Erdoğan: Lan bana Anayasa’yı öğretme, terbiyesizlik yapma tamam mı!

Öncel: Lan mı?

Erdoğan: Evet.

Öncel: Canın sağolsun.

Erdoğan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?

Öncel: Ne zaman?

Erdoğan: Şimdi.

Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı, iki senedir anamız ağladı.

Erdoğan: Hadi ananı da al git buradan, terbiyesiz herif. (Erdoğan dönüp gidiyor)

Öncel: Lan diye hitap etme. Ayıp be. (Korumalar uzaklaştırırken) Kim vuruyor, kim vuruyor, neden vurdunuz. Bak kolum ameliyatlı. Neden vurdun bana. (Yaka paça uzaklaştırılıyor.)

***

“Ananı da al git” hatırlarda kalmış ama diyalog tam bilinmiyor.

Onun için satır satır bakmakta yarar var.

Ve her satırda bugüne dair işaretler göreceksiniz.

Bugün böyle bir olay olmaz da, olsa bile yayımlanmaz.

O gün yayımlanmıştı ama doğru okunamadı, okuyamadık.

***

AB yolunda yürüyen bir Türkiye…

Kişi başı milli geliri 10 bin dolara dayanmış…

Ekonomisi canlanmış bir ülke…

Hürriyetlerin önündeki engeller birer birer kaldırılıyor…

Anayasa değişiklikleri tak diye geliyor, şak diye geçiyor, iktidar-ana muhalefet elele…

Çok değil 10 sene içinde pasaportumuzun nasıl muteber hale geleceğini anlatıyoruz eşe dosta.

Sonra “güüüüm” diye duvara çarpıyor ülke!

Şimdi bırak pasaportu… Avrupa, bakanlarını ülkesine sokmuyor.

Hollanda iki Türk bakanı sınır dışı etti. Daha yeni, Avusturya, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin girişine izin vermedi.

***

Dün, sade bir çiftçiye “ananı da al git” diyen başbakan, bugün dünyaya benzer laflarla kafa tutuyor.

Çiftçi dönüp gidiyor, hatta Erdoğan’a hakaretten hapis cezasıyla yargılanıyor.

Lakin dünyaya bunu yapacak gücünüz yok.

Bilakis, dünya size kapıyı gösteriyor.

Kapıyı gösterirken de sizin gibi kaba değil, “ananı da al git” demiyor en azından.


Originally published at www.tr724.com on July 12, 2017.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Tarık Toros’s story.