Avrupa aşırı sağının ilham kaynağı: Pia Kjaersgaard

HASAN CÜCÜK

Avrupa’da aşırı sağın son yıllardaki popüler figürleri Fransız Marine Le Pen ve Hollandalı Geert Wilders. Oysa bugün ‘aşırı sağ’ denilen fenomenin Avrupa’daki ilk temsilcilerinden birisi, Danimarka Halk Partisi’nin (DF) kurucusu Pia Kjaersgaard’dı. 1995’te kurduğu partinin başkanlığını 2012’de bırakan ve şuan parlamento başkanlığını koltuğunda oturan Pia Kjaersgaard, bugün Avrupa’da oylarını sürekli arttıran aşırı sağ partilerin ilham kaynağı olmuştu.

Gazetelere yorum gönderen ‘ev kadını’

23 Şubat 1947’de doğan Pia Kjaersgaard, anne-babasının küçük yaşta boşanmasıyla tercihini babasından yana kullandı. Ancak daha sonra fikir değiştirip annesiyle yaşamaya başladı. İlköğretim 9. sınıfı bitirdikten sonra bir giyim mağazasında çalışan Kjaersgaard, daha sonra Ticaret Lisesi’ni bitirdi. Çeşitli işlerde boy gösterdikten sonra 20 yaşında evlenerek ‘evinin kadını’ oldu.

O yıllarda politikayla ilgilenmek yerine, belki de kendi aile hayatı pek olmadığı için, tüm vaktini ailesine ayırmayı tercih etti. 1978 yılında ise içindeki ‘siyaset aşkı’ kabardı. Önce gazetelere okuyucu mektupları yazdı. Bu yazılar ‘akıl hocası’ olarak bilinen ‘Terakki Partisi’ lideri Mogens Glistrup’un dikkatini çekince, kendini aşırı sağcı partinin üyesi olarak bulması fazla uzun sürmedi.

‘Yabancılar’ konusunu merkeze taşıdı

Partiye üye olduktan sadece 1 yıl sonra 1979’da yapılan genel seçimlerde aday oldu, ancak seçilmeyi başaramadı. 1984’te parti lideri Mogens Glistrup hapis cezası alınca ‘yedek milletvekili’ olduğu için asıllığa terfi edip ‘akıl hocasının’ yerini alıp Meclis’e girdi. Lideri hapse girince sadece milletvekili olmadı, partinin başkanlığı görevini de üstlendi.

Glistrup hapisten çıkınca, 1987’de yapılan seçimlerde yeniden seçilen Kjaersgaard’u, genel başkan yardımcılığı ve partinin sözcülüğüne getirdi. Pia Kjaersgaard, 1980’li yılların başından itibaren mesaisinin önemli bir bölümünü komünizmle mücadeleye ayırdı. Komünizm karşıtı uluslararası organizasyonlarda aktif görev aldı.

1989’dan itibaren Terakki Partisi, politik çizgisinde önemli bir değişiklik yaparak fazla oy getirmeyen ‘gelir-gider adaletsizliği’ yerine gündemine ‘yabancılar’ konusunu alacaktı. Parti adeta xenophobia’da (yabancı karşıtlığı) ülkenin ‘en güçlü’ sesi hâline geldi. Kjaersgaard da, bu sesin ‘en güçlü’ sahibiydi.

İktidar değil ‘denetleyici’ güç

Pia Kjaersgaard, Glistrup ile 1995’te büyük sorunlar yaşayınca, 3 arkadaşıyla beraber Terakki Partisi’nden ayrılmaya karar verdi. 6 Ekim 1995’te Danimarka Halk Partisi’ni (DF) kurarak, genel başkanı oldu. Ülkede kötüye giden her şeyden ‘yabancıların’ suçlu olduğunu büyük bir ustalıkla işleyip, milliyetçilik duygularına hitap ederek oylarını sürekli arttırdı. 1998’de yapılan seçimlerde Terakki Partisi 3, DF 13 vekil çıkarınca aşırı sağın lider partisi konumuna geldi. Girdiği her seçimde oyunu arttırmayı başaran DF, Kasım 2001’de yapılan seçimlerde iktidarın sol bloktan sağa geçmesinde başrol oynadı.

Kasım 2001’deki seçimlerde parti oyunu yüzde 12’ye taşıyarak Danimarka’nın 3. büyük partisi olmuştu aynı zamanda. Bu da, ‘fikirlerinin’ toplumda bir karşılığı olduğu anlamına geliyordu. Pia Kjaergaard, Avusturya Özgürlük Partisi Jörg Haider’in düştüğü hatadan ders alarak, hükümetin bir parçası olmak yerine dışarıdan desteklemeyi tercih etti. Kasım 2001’de kurulan Liberal Parti ve Muhafazakâr Parti koalisyonunu dışarıdan destekleyen Pia Kjaersgaard, koalisyonda bulunmayarak sorumluluktan kaçacak ama ‘fiilen’ hükümetin parçası olacak ve ‘pazarlık hakkı’nı hep elinde tutacaktı.

Yabancı karşıtlığı ülkede resmî politika oldu

DF’nin lider kadrosu ‘ustaca’ bir retorikle, ülkedeki problemlerin tamamını yabancıların üstüne yıktı ve Avrupa’nın en sert yabancılar yasasının mimarı oldu. Bu yasa, Hollanda ve Fransa gibi ülkelere de örnek oldu. Parti, her bütçe görüşmesi döneminde yabancı karşıtlığını daha da etkin kullanarak, ülkenin kapılarını adeta göçmenlere tamamen kapatmayı başardı. Hükümeti bozma tehdidini hep kullanarak, Meclis’teki bütün görüşmelerde yabancılara verilen hakları geri almayı ‘başardı’.

Avrupa’nın diğer sağ partileri, DF’nin sadece yabancılar konusundaki keskinliğini değil, sosyal konulardaki plan ve projelerini de örnek aldı. DF, Danimarka’da popüler bir partiye dönüşebilmek için yaşlıların, işsizlerin haklarını, sağlık ve eğitim konularını gündeme taşıdı ve sol partilerden daha radikal bir tutum geliştirdi. ‘Zayıfın hakkını’ savunan bir parti görünümüne kavuşan DF, elbette bu sorunların kaynağında da yabancılar olduğunu söyleyecekti.

Parti içi muhalefet istemedi

1995’de kurduğu DF’yi Meclis’te politika belirleyici konuma getiren Pia Kjaersgaard, partiyi de adeta ‘demir yumruk’ ile yönetti. Kendisiyle birlikte veliahtları Peter Skarup ve Kristian Thulesen Dahl ön plana çıktı. Kjaersgaard’un isteklerine boyun eğmeyenlerin üstü çizildi. Milletvekilleri ‘kurşun asker’ konumuna gelirken, son sözü hep kendisi söyledi. Bu üç kişilik kadro hep partinin yüzü oldu. Disiplinde asla taviz vermedi ve kendisine yöneltilen ‘eğitimsiz’ eleştirilerine karşılık hiçbir ‘isyana’ fırsat tanımadı.

1984’den bu yana Meclis’te bulunan Pia Kjaersgaard, bütün bu hareket tarzıyla Avrupa’daki popülist sağa ilham kaynağı oldu. Eylül 2012’de parti başkanlığını Kristian Thulesen Dahl’a bırakan Kjaersgaard, sade bir vekil olarak Meclis’te yerini aldı. Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde DF, yüzde 21 oy oranıyla sağın en büyük partisi olurken, bu sonuç Pia Kjasergaard’u Meclis başkanlığına taşıdı. DF, Kjaersgaard çizgisinde yoluna devam ederken, yine koalisyonun bir parçası olmaktansa, dışarıdan verdiği destekle isteklerini yaptırmayı sürdürüyor.


Originally published at www.tr724.com on January 25, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.