Avrupalı Türklerin utanç verici suiistimal listesi

Hasan Cücük

Çifte vatandaşlığın istisnai durumlar haricinde yasak olduğu Avusturya’da bu ülkenin vatandaşlığına geçmiş binlerce Türk kökenli göçmenin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için yapılan referandumda oy kullandığının tespit edilmesi herkesin malumu. Yasalar çok açık olduğu halde Türkler, Avusturya vatandaşı olduktan sonra ya yeniden Türk vatandaşlığına geçmişler ya da Türk vatandaşlığından çıktıklarına dair belgeyi alırken pasaportlarını teslim etmemişler. Dolayısıyla sadece kâğıt üzerinde vatandaşlıktan çıkmışlar. Avusturya, kanunu açık şekilde ihlal edenlerin üzerine sert gideceğini açıkladı. Bu isimleri 5 bin Euro para cezası ve Avusturya vatandaşlığının geri alınması bekliyor. Avusturya’da yaşanan bizim ne ilk ne de son kanunsuz davranışımız oldu.

GURBETÇİ ŞABAN’IN ŞARK KURNAZLIĞI

1970’li yılların Türkiye’sinden Avrupa’ya gelen Türkler kendilerini adeta bir demokrasi ve medeniyet cennetinde buldular. Sadece ekonomik olarak rahata ermediler. Bulundukları ülkenin demokrasi ve kanunları Türkiye’den tıpkı bugün olduğu gibi o yıllarda da fersah fersah ilerdeydi. Avrupalı, sistemini kurarken ülkesinin insani gelişmişlik standardını baz almıştı. Kimse sistemi suiistimal etmeyi düşünmüyordu. Avrupa’nın kurduğu sistemin suiistimal edilmeye başlanması yoğunluklu olarak göçmenlerin gelmesiyle başladı. Bunun öncüleri ise maalesef Türkler’di.

’Gurbetçi Şaban’ filmini hatırlarsınız. Filmde Almanya’ya işçi olarak gelen Şaban, çocuklar için ‘çocuk parası’ ödendiğini öğreniyor. Bunun üzerine Türkiye’deki köyüne giden Şaban, kendisiyle aynı soyada sahip ne kadar çocuk varsa nüfusuna alıyor ve Alman devletinden haksız yere binlerce Mark para alıyor. Bunun sadece film olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Fazladan daha doğru ifadeyle haksız yere çocuk parası almak için köydeki tüm çocukları (muhtar belgesiyle) nüfusuna yazdıran çok az kişi çıkmıştır ama yakın akrabalarının çocuklarına kendi çocuğu gibi gösterip de binlerce Alman Markı haksız para ‘kazananların’ sayısı binlercedir.

Peki, sonucunda ne oldu? Suiistimali fark eden Alman hükümeti ailelerin yurt dışında yaşayan çocukları için çocuk parası ödemeyi kesti.

VERGİ KOLAYLIĞI SUİİSTİMALE DÖNÜŞTÜ

Avrupa’daki ilk göçmenler ‘misafir işçi’ olarak geldiklerinden ailelerini genelde anavatanlarında bırakmıştı. Burada kazandığı para ile onların geçimini de sağlıyorlardı. Bazı Avrupa ülkeleri bunu bildiği için kolaylık göstermişti. Türklerin arasında bu sistemin adı ‘bakım parası’ olarak bilinirdi. Birinci dereceden akrabanız için ülkenize gönderdiğiniz parayı vergiden düşebiliyordunuz. Vergi oranlarının yüzde 40’larda olduğu Avrupa’da bu ciddi bir ‘kıyak’tı. Ancak bu sistemin de ‘açıklarını’ bulmamız zor olmadı. Türkiye’de ‘yakınlar adına’ bir hesap açılıp buraya gelirlerinin çoğunu koyan Türk göçmenler, böylece ‘vergi kaçırıyordu’. Bu hile de çok geçmeden anlaşıldı ve zamanla bu ‘kıyak’ kaldırıldı.

SAĞLIK SİGORTASI TÜRKİYE’DE BİLE GEÇERLİYDİ…

Avrupa’nın gelişmiş bir sağlık sigortası sistemi var. Türkiye’nin sanki dünyada ilkmiş gibi ‘herkes ücretsiz sağlık sigortası kapsamında’ diye reklamını yaptığı sistem uzun yıllardır Avrupa’da uygulanıyor. Hem de katkı payı gibi ücretler ödenmeden. Sağlık sigortası sadece bulunduğu ülkeyi kapsamıyordu eskiden Avrupa’da. Tatillerde yaşanacak bir hastalık durumu da sigorta kapsamındaydı. ‘Akıllı’ gurbetçilerimiz bu sistemi de kısa sürede ‘çözdü’. İzine gidince ne kadar yakını varsa bir güzel sağlık taramasından geçirdi. Ama faturayı kendi adına kestirdi. İzin bitip Avrupa’ya dönünce ödediği ücretin tamamını devletten tahsis etti. Her suiistimalin olduğu gibi bunun da sonucu Türkiye gibi Avrupa’ya çok göç veren ülkelerin sağlık sigortası kapsamından çıkarılması oldu.

Saymakla bitmiyor ama ‘günahlarımız’ bu kadar değil daha!

HİLELİ EVLİLİKLER ÇOK BAŞ AĞRITTI

Ekonomik şartlar sebebiyle Avrupa’ya gelen ilk nesil kızını veya oğlunu evlendireceği zaman yakınlarını tercih etti. Kızın veya oğlunun tercihi önemli değildi. Önemli olan ‘bir yakınını’ kurtarmaktı. Bir başka formül ise ‘paralı evlilikti’. Türkiye’de evli olan yakınları için bulundukları ülkede ‘paralı evlilik’ yapan bir kadın bulunuyordu. Avrupa’ya getirilmek istenen akraba önce Türkiye’deki eşinden boşanıyor, ardından bir Avrupalı ile anlaşmalı olarak evleniyordu. Bu evlilik yoluyla 18 yaşından küçük çocuklarını da Avrupa’ya getirebiliyordu.

Süresiz oturum hakkını kazanınca bu ‘anlaşmalı evlilik’ sona eriyor. Türkiye’de kalan eş de getiriliyor ve ‘aile tamamlanıyordu’. Avrupa’nın en sert yabancılar yasasını hazırlayan Danimarkalı siyasetçi Bertel Haarder, ‘Süresiz oturumu aldıkları günün ertesi boşanıyorlar. Yahu insan bir gün bile sektirmez mi?’ diyerek hayretini ifade etmişti.

Bunun sonucunda ne mi oldu? Avrupa vatandaşı biriyle evlenen ‘göçmenlere’ sıkı kontrol getirildi. Süresiz oturum alma şartları zorlaştırıldı, süre uzatıldı. Gelenlerin ilk evlilikleri olsa bile ‘gerçekten evlenildiğine’ dair Avrupa makamlarını inandırmak zorunluluğu doğdu. Telefon mesajlaşmaları, ‘aşk mektupları’, birlikte fotoğraflar vs. gibi ‘delillerle’ başvurma gibi yöntemler çıktı ortaya. Avrupa’ya gelmek için boşanılan eşle yapılan evliliklerde ‘devleti dolandırma’ gerekçesiyle oturum verilmedi. Bu şekilde Avrupa’ya gelip de eski eşini getiremeyen binlerce kişi var şu anda.

Daha da fenası, dinen nikah kıyması haram olanlar sırf bir yakını getirme adına nikahlanıp aile birleşimi yaptı. Bu utanç vakalarını tespit eden Avrupalılar akraba evlilikleri durumunda, İslam’a göre caiz olsa bile, oturum vermeme eğilimine geçti.

TÜRKİYE DEVLETİ VATANDAŞINI YOLSUZLUĞA TEŞVİK EDİYOR

Son yıllardaki moda suiistimalimiz ise Türkiye’de emeklilik. AKP iktidarı sıcak para girmesi için yurtdışında bulunan Türklerin eksik primlerini yatırarak emekli olmasına imkân sağlıyor. Bunda sakıncalı bir durum yok. Avrupa’da 3–5 değişik yerden maaş alabilir veya emekli olabilirsiniz. Ancak eğer o ülkenin vatandaşıysanız gelirinizi bildirmek zorundasınız. Kolayca tahmin edeceğiniz gibi kimse bunu gelir olarak bildirmiyor. Çünkü bildirdiğinde vergisi çıkacak ortaya. Türkiye ise Avrupa’daki vatandaşlarından gelecek sıcak para karşılığı adeta Türkleri ‘yolsuzluğa’ teşvik ediyor. Üstelik ‘vatandaşlarımızın bilgisini paylaşmayız’ gibi abuk bir ‘korumacılık’ da geliştirilmiş. Fakat er ya da geç gerçekler ortaya çıkıyor. Tıpkı Avusturya’da Türk vatandaşlığını gizleyip oy veren Türkler gibi…

KENDİNİ FAZLA AKILLI GÖRMENİN ZARARLARI

Günahlarımız saymakla bitmiyor. Sosyal yardım ve işsizlik sigortasını nasıl suiistimal ettiğimiz, sömürdüğümüz Avrupalı Türkleri (hepsi değil elbette) tanıyan bilen hemen herkesin malumu. Bu suiistimallerin altındaki motivasyon basit: Kendimizi çok ‘akıllı’ karşımızdaki devleti ise ‘ahmak’ görmek. Ancak bugünlerde giderek daralan çember, iyi niyeti kötüye kullanmanın faturası. Suiistimaller arttıkça devreye ‘sert kanunlar’ giriyor. Verilmiş haklar kendi hatalarımız neticesinde bir bir elimizden alınırken, ‘ırkçılık ve ayrımcılık’ kartına sığınıp bahane üretmemiz kimseye bir şey ifade etmiyor.

Yukarıdaki örnekler ortada. Var mı itirazı olan? Biz bunları asla yapmadık diyen kaç kişidir? Her toplum toplanan vergileri en ‘doğru’ şekilde kullanmaya çalışır. Sistemi kötüye kullananları durdurmak için ‘yasalar’ çıkarır. Devletler her şeye rağmen tahammüllü davranmaya çalışınca, bu sefer göçmen karşıtı partilerin oy oranı artıyor, İslamofobi ilgi çekmeye başlıyor.

Önce evimizin önünü süpürme ile işe başlasak fena olmayacak. Gerçi yolsuzluğu hırsızlık olarak görmeyen zihniyete ne anlatıyorum ki ben?