Avukatlık mesleğinin hazin sonu!

SAVUNMA HAKKI BÖYLE YOK EDİLDİ: Konya’da geçen hafta gözaltına alınan 12 avukattan biri olan M.K., gözaltındaki aşağılama ve yorgunluğa dayanamayarak bayıldı. M.K’nın elleri kelepçeli ve baygın fotoğrafı, avukatların düşürüldüğü durumu özetliyor.

Her şey Orhan Kemal Cengiz’in gözaltına alınmasıyla başlamadı. O muamele, yeni merhaleye geçtiğimizin habercisiydi. Avukatlara dönük hukuk dışı uygulamalar Türkiye’nin aşina olduğu ama gözünü kapadığı bir gerçek. Siyasi davalarda avukat olmak cesaret isteyen işler listesinde ön sıralardaydı hep. Fakat hiç bu kadar ileri gidilmemişti. Avukatlara gözdağı verilir ama şüphelileri tamamen savunmasız bırakacak adımlar atılmazdı. Cengiz’in 21 Temmuz’da eşiyle birlikte havaalanında gözaltına alınıp tepkilere rağmen dört gün nezarette tutulması yaklaşan hukuk faciasının habercisiydi. Hizmet Hareketi mensuplarına karşı girişilecek ‘cadı avı’nda savunma koltuğunda oturması muhtemel demokrat hukukçulara bundan daha ağır mesaj olamazdı.

ORHAN KEMAL CENGİZ BİR KURBANDI

Şimdiye kadar ‘Cemaat’ davalarında cüppe giymiş olanların örgüt üyesi gösterilip tutuklanması ilk adımdı. İster profesyonel gerekçe, isterse demokratik kaygılarla dosya takip edecek diğer kişileri caydırmak gerekiyordu. Orhan Kemal Cengiz bu amaçla seçilmiş bir kurbandı. Söylemek zorundayım, iyi tercihti. Ulusal ve uluslararası hukuk camialarında tanınan, medyada sık görünen bir simaydı. Meslektaşlarının “ona bile bu yapılıyorsa…” diye düşünmesi istendi. Nitekim öyle de oldu. Ergenekon Davası avukatlarından Celal Ülgen, Balyoz sanıklarına beraat veren ve kendi ifadesiyle ‘manifesto gibi gerekçe yazan’ heyetin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan üyesini savunmaktan içtinap ettiğini televizyonda açıkladı. Başka örneğe gerek var mı?

40 binden fazla insanın gözaltına alınıp 20 bin tutuklama kararı verilen (bu rakamlar her gün artıyor) soruşturmalarda savunma hakkı açıkça ihlal ediliyor. Anayasanın 36. Maddesinde dile getirilen ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde (madde 6) ayrıntılarıyla anlatılan adil yargılanma hakkı yok ediliyor.

AİHM NEYE DİKKAT EDİYOR?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en fazla mahkumiyet alan ülkelerden biriyiz. Rekoru kırmamıza sebep olan davaların başında ise adil yargılanma ihlalleri geliyor. ‘Savunma hakkının kısıtlanması’ gerekçeler içinde ön sıralarda. AİHS 6. Madde konuyu hiç kaçış noktası bırakmayacak şekil sarih biçimde hükme bağlıyor. “Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek…” İster kendi seçtiği isterse devletin görevlendirdiği savunmacıyla ilgili ‘yararlanmak’ kelimesinin tercih edilmesi önemli. Zaten AİHM de pek çok ihlal kararında buna vurgu yapıyor. Avukatların, yeterli, eğitimli ve donanımlı olmasını ‘yararlanma’nın şartı olarak denetliyor. ‘Yeni Türkiye’de söz konusu parametrelere ‘iyi niyet’ ve savunmaya ‘silahları eşitliği’ni sağlayacak fırsatın verilip verilmediği de eklenecektir.

İDEOLOJİK SAPLANTILI AVUKAT ENDİŞESİ

Müvekkilini savunmak isteyen avukat, kendini tehdit altında hissediyorsa adil yargılanmanın gerçekleşmeyeceğini söylemek için hukuk bilmeye gerek yok. Son günlerde savunma açısından yaralayıcı olan asıl gelişme, bilhassa mahkeme tarafından atanan avukatların niyetinin sorgulanması. Müvekkiller, avukatlarının lehlerine savunma yapacağı konusunda ciddi şüphe ve kaygı içinde. Kendsiyle ilgili endişe taşıyan avukat bile ehven-i şer (katlanılabilir kötü) olarak görülüyor. İdeolojik saplantılı vekillerin, sanıklara bilerek zarar verme ihtimali yabana atılır cinsten değil. Baronun atadığı avukatların mesleğe yeni başlamış, mesleki birikimi az kişilerden oluştuğu gerçeğine insanlar takılmıyor artık.

AİHM, bir avukatın soruşturma ve kovuşturmada hazır bulunmasını hakkın kullanımı olarak yorumlamıyor. Daha fazlasını arıyor. Mesela kimi davalarda temyiz aşamasının hukuk tekniği açısından uzmanlık gerektirdiği belirtilerek, ilk derece mahkemesindeki avukatın vekaletini yeterli görmeyebiliyor. Böylesine hassas tartan bir terazinin, gözdağı verilen ya da ideolojik saplantılı avukatın savunmasını kabul etmesi mümkün değil. Türkiye çok sayıda yeni AİHM mahkumiyetlerine doğru son sürat gidiyor.

ERDOĞAN’DAN ADALET DİLENEN BARO BAŞKANI!

Bu ortamda barolar ne yapıyor? Önce teoriye bakalım; aynı zamanda ceza hukuku hocası olan Türkiye Barolar Birliği Başkan’ı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu şöyle diyor: “Savunma hakkı mahkemelerin varlık sebebidir. Savunma yapılması, ceza muhakemesinin amacına ulaşması için olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Savunma hakkı ihlal edilirse, ceza muhakemesi amacına ulaşamaz. İnsanlığın, hukuki sorunu mümkün olabilecek en sağlıklı şekilde çözmek için binlerce yılın birikimiyle geliştirdiği ‘duruşma’ cihazı içi boşaltılmış, anlamsız kılınmış bir ritüele dönüştürülür. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

Feyzioğlu, 2008 yılındaki makalesinde söylüyor bunları. Pekala, böylesine ihlallerin yaşandığı, avukatların usul kanunları da hiçe sayılacak biçimde hoyratça gözaltına alındığı bir dönemde ne yapıyor. Saray’a çıkarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan adalet dileniyor. Ve bunu da hukukun üstünlüğü ve savunma hakkının gerçekleşmesi gibi lüzumsuz(!) gerekçelere dayandırmıyor. Onun yerine “FETÖ ile mücadelenin başarısı için” istiyor.

Öğle vakti elinde fenerle adam aramaya çıkan Diyojen gibi; biz de bu ortamda adalet ve hukuk arıyoruz. Gören insaniyet namına haber versin!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.