Balyoz’un sapı, darbenin çöpü!

Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Balyoz sapına kadar gerçek!” açıklamasına hâlâ şaşıran var mı? Yalçın Akdoğan’ın “milli orduya kumpas” çıkışından sonra gelen beraatlar ve karşı davalardan sonra biraz tuhaf kaçtığını kabul ediyorum ama şaşırtıcı değil. Ortam ve ihtiyaçlar bunu gerektiriyor. “Hedefe giden her yol mubah” prensibinin sahibi Makyevel bunları görse “Bu kadarı da fazla!” demek zorunda kalabilirdi.

Demokrasiyi sadece bir araç olarak görenler, bir dönem ülkedeki demokrat dönüşümün sürükleyicisi rolü yapar. Teker düze çıktıktan sonra tek adam rejiminin dibine vurur. Avrupa Birliği (AB) standartları, rakipleri ekarte etme adına kullanışlı olduğunda en hararetli AB savunucusu olanlar; ihtiyaç kalmadığında fabrika ayarlarına döner. En uçuk kaçık komplo teorileriyle Batı karşıtlığını tahrik etmeye koyulurlar.

Bu yüzden Ergenekon ve Balyoz gibi darbe davaları, iktidar alanını genişletmek için işine yarıyorsa ‘savcı’ kesilir; lüzum kalmadığında avukatlık cüppesini giymekte mahzur görmez. Avrupa Parlamentosunda, “Bazen bir kitap bombadan daha tehlikeli olabilir!” diyenin kısa bir müddet sonra o yazarların arkasına saklandığını da gördü bu ülke.

‘Bir öyle bir böyle’ rejimi

Bütün il ve ilçelerde 40 gün 40 gece milyonlarca insana 15 Temmuz nöbeti tutturanla, her seferinde bir bahane bulup milli bayramların kutlanmasını engelleyen aynı el. 109 kişinin öldüğü Ankara Garı katliamı kayıplarını anmaya izin vermez ama partisinin en küçük merasiminin gecikmesine bile tahammül etmez. Kürsülerden Pensilvanya’ya selam çakan da odur, en ağır hakaretleri sıralayan da. Zaman gazetesinin yaş gününe katılıp çalışanları dahi hayrette bırakan övgüler dizer, ardından o gazeteye aboneliği terör suçu gibi gösterip binlerce kişiyi tutuklatır.

İsrail’i terör devleti diye suçlaması, el altından ilişki geliştirip ticaret yapmasına engel olmaz. Türkiye’de konuşurken ABD hakkında söyledikleri yenilir yutulur cinsten değildir. Ama Başkan’la fotoğraf çektirmeyi büyük başarı olarak sunar. Rus uçağı krizinde “Bugün olsa yine düşürürüz!” dediğini unutturup faturayı ‘FETÖ’ye kesmekte beis görmez. Ailecek görüşüp, karşılıklı ev gezmesine gittiği Beşşar Esad’ın devrileceğini düşündüğü bir anda, diktatör olduğunu hatırlayıverir. Suudlara yönelik ABD yaptırımlarına, suç ve cezanın şahsiliği ilkesini hatırlatıp karşı çıkar; ama gazeteciyi evde bulamayınca eşini tutuklatır.

“İyi de bunların hangisi gerçek?” diye sorarsanız benim cevabım “İkisi de!”. Ve asıl problem de burada. Ortam ve ihtiyaca göre her iki rolü de çok gerçekçi oynar. Tek hedefi vardır, gemisini yüzdürmek, gerisi teferruat.

Balyoz’da ne oluyor?

Balyoz’un sapına gelince; Yıldırım’ın açıklamasına da Yargıtay’daki temyize de fazla anlam yüklemek doğru değil. Ergenekon’la koalisyon görüntüsünü biraz perdelemek için bu 7 kişiyi feda ediyorlar. Zaten Ergenekoncular, eski Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan’ı ‘şahsi ikbal hırsını ana projenin önüne çıkardı’ diye sevmiyordu. Hatta öfkeliydiler. Erdoğan’a YAŞ’ta hakaret ettiği için o da intikam peşinde.

Ayrıca mızrak/balyoz çuvala sığmıyor. “Bakın gerçek suçluları cezalandırdık, kumpasla adaleti birbirinden ayırdık” diyecekler. Bütün sanıklar, kurban diye medyada yüceltilirken Çetin Doğan’ın kapsam dışı bırakılması, sadece Aydınlık’ta yer bulması da bu yüzden. Doğan ancak çok güçlü bir şantajla rüzgârı tersine çevirebilir. Beraat kararının bozulması ve hatta mahkûmiyet alması bile sürpriz olmaz. Sırasını beklesin, bakarsınız bir gün onun kahraman veya mağdur olması birilerinin işine yararsa o da kurtulabilir.


Originally published at www.tr724.com on October 10, 2016.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.