Ben oynamıyorum deme dönemi

Darbeden aylar önce yapılan Boğaziçi Üniversitesi rektörlük seçimleri, darbeden aylar sonra çıkarılan OHAL kararnamesi ile düşürüldü. Saray atamasından sonra seçimi açık ara birincilikle göğüsleyen Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu şık bir çıkışla, akademik hayatını sonlandırdı.

Bu basit bir olay değildir. Diyebilirim ki, son yıllarda ortaya konulmuş…

-En demokratik,

-En net ve açık,

-En saygı duyulacak tepkidir.

Gülay Barbarosoğlu, Cumhurbaşkanı’ndan başka kimsenin kullanmadığı… “Uymuyorum, saygı da duymuyorum” lafının, ete kemiğe bürünmüş halidir. Türkiye’de artık egemenlerin uygulamalarını hayretle karşılama, kritik etme, lafla cevap verme dönemi bitmiştir. Dönem, “Ben oynamıyorum dönemi”dir.

Çünkü… Saray’ın çıkışlarının ve tavırlarının meali şu: “Ben herkes için en iyisini bilirim. Halk beni seçti, ben ne dersem o olur. Hukukun da, sivil toplumun da, Meclis’in de, medyanın da başı benim. Politikalarını ben belirlerim. Çizgimden çıkan haindir, merduttur, teröristtir.”

***

Laf yetiştirmeye çalışanlara, bildiri yayımlayanlara bakıp hayret ediyorum. Bitti o dönem. Üç seneyi geçti, Saray’a karşı hangi kazanımınız var? Bir tane gösterebilir misiniz? Hayır, gösteremezsiniz. Yok çünkü.

Bırakın kendi kendilerine seçime girsinler, tek parti olarak… Bırakın Parlamento’da tek başlarına yasa yapsınlar… Bırakın kendileri çalıp kendileri oynasın. Ama siz oynamayın. Dikta, en büyük gücü, kendini destekleyenlerden değil… Korkaklardan ve dilsiz şeytanlardan alıyor. Ben oynamıyorum deyin bakalım ne olacak!

Eninde sonunda oyundan atılacaksınız zaten.

Siz düşünedurun, mazlumiyet öykülerine dört farklı mektupla devam edelim. Gerçek gündem bu çünkü. İsimleri bende mahfuz. Düşük cümleleri düzelttim, kısalttım, metinlerde başkaca oynama yapmadım. Şimdi söz mazlumların:

DOKTORLAR POLİSLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE

“Öğretmen eşim, Ağrı’da Ağustos başında gözaltına alındı. Emniyet’te terörle mücadele polisleri tarafından işkenceye maruz kaldı. Bizzat emniyet müdürü, eşimin şeref ve haysiyetine aykırı muamele etti. Adliye’ye sevkinden önceki sağlık muayenesinde, polislerle işbirliği yapan doktor, eşimin gördüğü şiddeti raporuna yansıtmadı. Oysa, sağlık muayenesi bunun için var, işkenceyi tespit etmek için. Hepsinin ismi ve yaptıkları muameleler tarafımızda mevcuttur. Adaletin geri döneceği günleri bekliyoruz.”

EKMEK PARAMIZA EL KOYDULAR

“Eşim Erzurum’da öğretmen. Temmuz ayında gözaltına alındı. Kendisine ‘hakkında ihbar var’ diyen polisler, ihbar tutanağını göstermediler. Gözaltı sırasında evdeki tüm nakit paramıza el konuldu. Ben çalışmıyorum. Ekmek dahi alamaz, hayatımızı idame ettiremez haldeyiz. Şimdi tutuklu, cezaevinde. Gözaltındaki sorgu işlemlerinde fiziki şiddet uygulandığını, üzerinde psikolojik baskı kurulduğunu anlattı. Müracaat edip hakkımızı arayabileceğimiz hiçbir yer yok, ne yazık ki.”

KELEPÇELER UYURKEN BİLE ÇIKARILMADI

“Emniyet amiriyim. Kocaeli’nde 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yüzlerce gözaltı oldu. Nezarethanelere kapasitesinin üzerinde kişi konuldu. Yetmedi, spor salonu ‘toplama kampı’ gibi kullanıldı. Özellikle kaçakçılık şubesi, öğretmenlere sistematik işkence yaptı. İşkence sonrasında bu öğretmenler, yere oturamayacak, ibadetlerini yerine getiremeyecek haldeydi. Günlük yaptırılması gereken sağlık kontrolleri, 5 günde bir yapılır oldu. Gözaltında ifade işlemleri tamamlandığı halde, kişiler 20–30 gün, üst sınırda gözaltında tutuldu. Gözaltındakiler, nezarette bile kelepçeli halde tutuldular. Kelepçeler uyurken bile çıkarılmadı. Tamamı işkenceye maruz kalmasa bile tüm şüphelilerin bilekleri yara bere içinde kaldı. Fakat doktorlar usulsüz olarak bunu raporlarına yansıtmadı. Dayaktan gözü morartılan bir öğretmen, doktor muayenesinden önce, polisler tarafından merhem sürülmek suretiyle, ilkel biçimde tedavi edilmeye çalışıldı. Sağlık muayenesinde morluk geçmemişti.”

TEK BACAĞIMLA ORTADA KALDIM

“Ben Bursa’da oturan, kemoterapi tedavisi gören, bir bacağı komple kesilen bir ev hanımıyım. Eşim, iki kızımın gözü önünde ayar topar gözaltına alındı. Ne gözaltına alındığı yeri bilebildik, ne de tutuklanıp götürüldüğü yeri. Bir ayı geçti, telefonla daha göreşemedik. Rahatsızlığım dolayısıyla, iki kızıma çalışıp bakacak halde değilim. Masraflarımızı karşılayamıyoruz. Eşimin bir avukatı olup olmadığını dahi bilmiyorum. Tek bacağımla ortada kaldım. İki çocuğumla hayatla mücadele etmeye çalışıyoruz.”

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.