Bol keseden müebbet

Referanduma sayılı günler kala cumhuriyet savcıları soruşturmaları alelacele bitirip iddianameleri art arda vermeye başladı. Buna rağmen aylardır tutuklu olduğu halde, savcıların henüz delil uyduramadıkları için iddianamesi düzenlenmemiş on binlerce kişi var. Neyse ki Bylock listesi diye bir şey çıktı da iktidarın suçlamak istediği kim varsa MİT’in elindeki excel listesine ismini ilave etmek örgüt üyesi sayılmak için yeterli şu sıralar.

Bir dini sohbete gittiniz, fakir öğrencilere burs verdiniz, kurban kestiniz, Bankasya’da hesap açtırdınız, Zaman gazetesine abone oldunuz vs. Bırakın silahı çakı bile taşımadığınız halde silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlemekten 15 yıl ceza alabilirsiniz.

Bu suçları (!) işlemeye insanları azmettirdiniz, teşvik ettiniz. Konuştunuz, yazdınız, twit attınız… Gazetecisiniz, köşe yazarısınız, muhabirsiniz, reklamcısınız… İşiniz gereği yaptığınız her şey, bir gün karşınıza hükümete karşı darbe yapmak amacıyla algı oluşturmak gibi saçma bir iddia olarak çıkabilir. Bırakın silah sahibi olmayı, o güne kadar karıncayı bile ezmemiş olabilirsiniz ama silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekten bir değil, iki değil, tam üç defa müebbet hapse çarptırılabilirsiniz.

***

Erdoğan’ın gözünü çoktan beridir kan bürümüş durumda. Her fırsatta idam istediğini yığınların karşısında ifade ediyor. Referandumdan başkanlık sistemini geçirirse eğer ikinci referandumu da idam için yapacak görünüyor. Onu da geçirirse darbecileri ve destekçilerini ipe yollamasının önündeki bütün engeller kalkacak ve bu sayede devletimiz ömür boyu darbecileri beslemekten kurtulacak!

Bu saatten sonra yapılacak anayasa değişikliği ve sonrasında geri getirilecek idam cezasının geriye doğru işlemeyeceğini ya bilmiyor ya da mevcut anayasayı paspas ettiği gibi en temel evrensel hukuk kurallarından birini çiğneyeceğini de şimdiden vaadediyor.

Bunu böyle yapacağına hiç yargılamasın doğrudan hepsinin kafasına sıktırsın, hiç farkı yok. Zira hukuk devleti filan kalmadı ortada. Mafya mı devletleşti, devlet mi mafyalaştı bilemeyiz ama tam bir mafya yöntemi bu.

***

8 aydan fazla hapiste bulunan Zaman yöneticileri ve yazarlarının iddianamesinin tamamlanarak mahkemeye gönderildiğini dün ajanslardan öğrendik. ‘Zaman Gazetesi yazarlarına 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ’ başlığıyla verilen haberlerde iddianameden detaylar yer alıyor. Henüz mahkeme tarafından kabul edilmemiş bir iddianamenin önce medyaya servis edilmesi son dönemin modası. Zira iddianame mahkeme tarafından kabul edilinceye kadar gizlidir, yayınlanması TCK 285’e göre suçtur. Neyse bu sayede topu topu 64 sayfalık iddianamede yer alan suçlamaları aşağı yukarı öğrenmiş olduk. Önümüzdeki günlerde iddianame ortaya çıkınca her şey detaylı olarak yazılacak zaten. Sanık avukatları ve sanıklar kendileriyle ilgili suçlamaları iddianame mahkeme tarafından kabul edilinceye kadar havuz medyasından okuyacaklar.

***

Savcı, 8 aydır hapiste olan gazeteci ve yazarlarla ilgili delil uydurmakta epeyce zorlanmış. Medyaya servis edilen haberlerden anlaşıldığı kadarıyla Savcı İsmet Bozkurt Zaman yönetici ve yazarlarına üç ana kategoride suçlama yöneltmiş.

1- Hükümet aleyhine algı oluşturmak, itibarsızlaştırmak

2- Darbeye zemin hazırlayacak köşe yazıları yazmak ve reklam filmleri çekmek

3- Gazete tirajını yüksek göstererek devletten haksız ilan almak.

4- Gazetenin yayıncı şirketinin mal varlığının bir kısmını kayyım kararından çok önceki bir tarihte üçüncü şahıslara satmak.

Evet okuduğunuz gibi bunların hepsi idamlık suç. (!) Öyle 3 müebbet filan kesmez. Gelin isterseniz detaylara bakalım.

***

İddianamede örgütün amiral gemisi olarak tanımlanan Zaman Gazetesi’nin gerçek tirajının 10 bin-25 bin arasında olduğu, abone olduğu belirtilen kişilerin karşılığı olmadığı yazılmış.

Tirajı bu kadar az olan bir gazete nasıl amiral gemisi olabiliyor, 80 milyon nüfuslu bir ülkede nasıl algı oluşturabiliyor ve hükümeti devirmeye teşebbüs edebiliyor?

***

Zaman Gazetesi’nin dünyada birçok gazetenin yapamadığını başarıp 1995 yılında internet sitesini kurmasının, Savcı Bozkurt tarafından darbeye teşebbüsün bir aşaması olarak görülmesi, hukuk ve mantıktan bir değerlendirme.

Savcının mantığına göre dijital yayıncılık ve TV kanallarının ülkede çoğalması bir cemaat projesi olabilir.

***

Savcıya göre Zaman yazarı Ali Ünal, “Sayın Başbakan’dan beklentimiz, kendisini övenlere değil gerektiğinde gerekli tenkidi yapan kanaat önderlerine kulak vermelidir.” diyerek Erdoğan’ı tehdit etmiş.

Bir gazetecinin bir Başbakana tavsiyede bulunması (üstelik son derece yerinde bir tavsiye) nasıl tehdit olarak nitelendirilebilir?

***

Zaman gazetesinin ve köşe yazarlarının 17–25 Aralık soruşturmalarında “ayakkabı kutularından 4,5 milyon dolar”,”evde 7 çelik kasa”, “rüşvet ve örgüt ten tutuklandılar” şeklinde haberleştirerek yolsuzluk şüphesi oluşturmaya çalıştıkları ve böylece darbeye zemin hazırladıkları anlatılmıştır.

AKP iktidarının bütün bakanları gibi Savcı İsmet Bozkurt da bu iddiasıyla Zarrab’ın önüne yatmış. Öncelikle gazetede yazan bu haberlerin tamamı doğrudur. Zira yapılan aramalarda ayakkabı kutularında 4 buçuk milyon dolar, evde 7 kasa ele geçirilmiş ve şüpheliler rüşvet ve suç örgütü iddiası ile tutuklanmıştır. Bunlar soruşturma dosyasında olan somut verilerdir. Bu bilgilerin tamamı tüm yayın organlarında çoğu zaman manşetlerinde yayınlanmıştır. Bütün dünyanın izlediği böyle bir soruşturma ile ilgili yayın yapmak nasıl suç olabilir?

***

İddianamede yer alan akıl almaz iddialardan biri de “kardeşlik zamanı” isimli reklam afişi ve “ne gerek var kavgaya” sloganıyla örgüt tabanına darbe mesajının iletildiği hususu.

Eğer bir darbe mesajı verilecekse, “silah, bıçak, kavga veya düşmanlık” gibi ifadelerle verilebilirdi. Kardeşlik mesajından darbe iması çıkarmak ancak Saray savcılarına mahsus bir kabiliyet demek ki! Üstelik, Savcının Türkiye’nin en örgütlü ve eğitimli kitlesi olduğunu iddia ettiği cemaat, darbe mesajını çok daha kolay ve anlaşılabilir yollarla vermek yerine subliminal yöntemlerle vermeyi tercih ediyor. Yerseniz..

***

Son olarak Zaman’ın mal varlığının bir kısmını kayyım kararından çok önceki bir tarihte üçüncü şahıslara satmak müebbetlik bir suç olarak iddianameye girmiş. Savcı İsmet Bozkurt gazetenin yayın politikasını eleştirdiği gibi şirketin yönetim kurulunun kararlarını da eleştirmiş aklınca. Şirketi yönetenlerin hangi kanunun çiğnediğini yazamamış elbette, çünkü öyle bir suç yok!

Bu iddialara verilecek cevap aslında “sana ne? ” olmalıdır. Gazetenin yayın politikasını gazeteciler belirlediği gibi şirketin yönetim biçimini de şirket yönetim kurulu belirler, savcılar değil!..

***

Bu iddianamenin hukuk fakültesi diplomasına sahip bir savcı tarafından kaleme alınması inanılır gibi değil. Eğer öyleyse bu ülkede hukuk ve adalet aramanın beyhude olduğunu söyleyebiliriz. Değilse bıraksın savcılık oynamayı, ya gidip havuz medyasına yazar olsun ya da komplo dizilerinden birine senarist!

***

Yazı bittikten sonra bir internet sitesinde iddianame olduğu söylenen bir dosya paylaşıldı. (Doğru belge ise) İlk tespitim şu: Bu bir iddianame olamaz. Ve mahkemenin iade etmesi gerekir.

Savcı 30 şüphelinin adını alt alta yazdıktan sonra bütün iddianamelerin içinde yer alan genel bir değerlendirme yapmış, sonra da kim hangi suçu işlemiş, ifadesinde ne söylemiş hiç birine yer vermeden, herkes için aynı cezayı istemiş. Şüpheliler içinde Zaman gazetesi ortakları var, muhasebecisi var, reklamcısı var, yazarı var, muhabiri var. Savcı İsmet Bozkurt, işlendiğini iddia ettiği bütün suçları hepsi aynı anda işlemiş gibi değerlendirmiş, bireysel olarak ele almamış. Sadece bu bile iddianamenin iade sebebidir. Aynı dosyanın 8 aydır tutuklusu olup da iddianamede şüpheli olarak yer almayanlar bile var.

Bir diğer husus 4 Mart 2016 tarihinde Zaman gazetesine kayyım atanmasına dayanak olan Savcı Fuzuli Aydoğdu’nun iddialarıyla kayyımların yazdıkları raporlar, iddianameye girmiş. Bunların hepsini ayrı ayrı ele alacağız.


Originally published at www.tr724.com on April 13, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.