Bu nasıl bir Müslümanlık?

Kendine, ‘Müslüman’ diyen insanları anlamak mümkün değil. İmanla, insafla, hakkaniyetle bağdaşmayan söylem ve davranışları var. Buna imanın taklitten, ibadetlerin de adet ve görenekten ibaret olması mı sebeptir, yoksa daha başka sosyal, kültürel, ekonomik ve sair sebepler de var mıdır bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bugünün Müslümanları ahiretlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyalar.

Genel resme bakınca şöyle bir şey görünüyor: Bir tarafta hırsız, zalim, müfteri, yalancı ve hatta katil bir adam var. Parmağındaki yüzükten başka bir varlığı yokken, sülale boyu zengin olmuş. Biriktirdiği paraları evinden başka tarafa kaçırması bile günleri bulmuş. Piyasada “Reis’in kasası” olarak bilenen iş adamı sayısı yüzlere ulaşmış. Hepsi holding patronu seviyesinde olan bu adamların vergi borçları sıfırlanıyor, büyük ihaleler onlara veriliyor. Kimin gerçek patron, kimin taşeron olduğu belli olmayan bu tezgâhta dindar (!) ve halife namzeti siyasetçimiz testisini epey doldurmuş. Denetimden kaçırılan ihaleler, akçeli işler, gemiler, gemicikler, filolar, adalar, villalar, konaklar… derken uluslararası medya tarafından dünyanın en varlıklı siyasetçileri arasında gösterilir olmuş. Üstelik bütün bunlar bir mahalle dedikodusu olmaktan çıkmış, resmi belgelerle ispatlanmış.

İRŞAD EDENİ HAİN İLAN ETTİ

Bu adam kendisine “Milletin arpa kadar malını bile haksız yere alamazsın, alma!” diye hayırhahlık yapan ve günahlarına göz yummayan bir Müslüman grubu hain ilan etti. Üç seneden fazla bir zamandır onlara yapmadığı hakaret, etmediği küfür ve atmadığı iftira kalmadı. “İki savcı, üç polisle bütün dünyaya onları terörist ilan etmek”le tehdit etti. Altı yüzden fazla hakaret kelimesi kullandı. Meydanlarda kitlelere bu masum insanları yuhalattı.

Bununla yetinmedi, dersanelerden başlayarak millete hizmet için açılmış bütün müesseseleri belirlenmiş bir plan çerçevesinde kapattı. Medya kuruluşlarına el koydu. Yüzbinlerce insanı işinden, ekmeğinden etti. Elli bine yakın insanı hiçbir suçları olmadan hapsetti. Seksen yaşını aşmış, yürümekte zorlanan yaşlı amcalardan, teyzelerden tutun, daha yeni doğum yapmış annelere kadar binlerce kişiyi zindanlara attı.

Hayatında tavuk kesmemiş insanlara eline geçirdiği medyayı da kullanarak hain, işbirlikçi, ajan, katil ve terörist deme cüretinde bulundu. Cüret diyorum çünkü milyonlara baliğ bir kitleyi böyle bir iftira ile karalamak -imanı olan bir insan için- ahirete bakan yönüyle ciddi cesaret ister. Ama o, milletin hakkını çalıp çırparken ahiretten endişe etmediği gibi, masum insanlara zulmedip iftira atarken de Allah’tan korkmuyor. Daha düne kadar zirvesinden zırvasına hürmette kusur etmedikleri Muhterem Hocaefendi’ye ağza alınmayacak hakaretlerde bulunuyor.

HERKESLE İŞBİRLİĞİ YAPIYOR, ÇEKİNMİYOR

Tamamı inançlı, namazında, niyazında, temsil kabiliyeti yüksek, ahlaklı ve milletin yüz akı olan bir kitleyi imha etmek için herkesle işbirliği yapıyor. Bu güne kadar hizmete olan nefretinin sebebi sadece yolsuzluklar sanıyorduk ama avanelerinden öğrendiğimize göre, kendisine muhtıra veren adamlarla birlikte hizmeti bitirmek için çok önceden anlaşmış. Bütün cemaat ve tarikatleri yok etmeye and içen dinsizlerle ittifak kurmuş. Kendisini sosyal medyadan eleştiren lise öğrencilerini bile hapse attıran adam, “Tayyip bizim çizgimize geldi, onu biz yönetiyoruz” diye bangır bangır bağıran Perinçek ve adamlarına tek kelime bile cevap veremiyor.

Resmin bir tarafı böyle; diğer tarafına bakınca ilk gününden itibaren sadece ve sadece iyi insan yetiştirmeye odaklanmış bir hizmet var. 12 Eylül öncesinin çalkantılı günlerinde cami kürsülerinden insanlara teröre karşı dik durmaları tavsiyesinde bulunan, esnafa kepenk kapattırmayan, öğrencilere okul boykot ettirmeyen ve hayatında bir karınca bile ezmemiş Muhterem Hocaefendi tarafından başlatıldı. Hizmet hareketi, Anadolu insanının evlatlarının okutulması ve ahlaklı, nitelikli bireyler olarak millete hizmet etmeleri için binlerce dersane, okul, yurt, üniversite, etüt merkezi vs açtı. Bu kurumlardan on binlerce insan yetişti. Sadece yurt içinde değil, yurt dışında da milletin yüz akı müesseseler kuruldu. Adını duymadığımız coğrafyalara ulaşıldı.

Hizmetin bütün kurumları, ülke insanı için adeta bir sığınma yeri haline gelmişti. Çocuklarını çağın kötü alışkanlıklarından, her yanda kol gezen ahlaksızlıklardan korumak isteyenler gözü kapalı evlatlarını hizmetin öğretmenlerine teslim ediyorlardı. Sayıları binlere ulaşan ve yüzbinlerce öğrencinin okuduğu, eğitim aldığı bu kurumların hiçbirinde bir ahlaksızlığa ya da uyuşturucu vb kötü alışkanlıklara rastlanmadı. Başka liselerde görülen çeteleşmeler, kavgalar, hatta cinayetlerden hiçbiri bu okullarda yaşanmadı.

TEK BİR DELİL ORTAYA KOYABİLMİŞ DEĞİLLER

Cemaat medyası olarak bilinen gazeteler, dergiler ve televizyonlar doğru ve güvenilir yayıncılığın adresi oldu. Türk basın tarihinin en az tekzip alan yayınları onlardı. Ne medyada ne okullarda ne de Cemaat tabanında bugün atılan iftiraları haklı çıkaracak en küçük bir argüman yoktu. Şu anda bile devletin bütün imkânları ellerinde olmasına rağmen, attıkları iftiraları ispat edecek bir tek ikna edici delil ortaya koyabilmiş değiller.

Ne dış güçlerin maşası masalını, ne terörist iftirasını, ne hain palavrasını destekleyecek bir tek emare yok. Bırakın teröristliği, onca zulme, haksızlığa, gaspa, işkenceye rağmen yüzbinlerce insandan bir tanesi bile taş dahi atmadı. Yaşanan her şeyi Allah’ın bir imtihanı olarak görüp sabır, tevekkül ve duadan başka bir şey yapmadılar, yapmıyorlar.

Hal böyle iken, hırsızlığı, zulmü, yalancılığı belgelerle ispat edilmiş ve alenileşmiş bir müfteriyi dünya lideri görmek hatta hilafet gibi makamlar vermek, öte yandan haklarında üretilen tezviratların hiçbirine dair tek bir ikna edici delil bulunmayan ve elli yıldan beri çizgilerini bozmamış masum insanlara o müfterinin ağzıyla muamelede bulunmak nasıl bir Müslümanlıktır! İman, iz’an, insaf bunun neresindedir? Yarın mahşer günü Allah sorduğu zaman, hırsları, hasetleri imanlarının önüne geçmiş bu insanlar ne cevap verecekler! İşkencede vefat eden dersane öğretmeninin, doğumhaneden alınıp zindana atılan okul öğretmeni annenin, sırf milletin evlatları iyi yetişsin diye malını mülkünü feda edip yurt, yuva açan seksen yaşındaki amcaların yüzüne nasıl bakacaklar?

En çok da, bu süreç bitip her şey ayan beyan ortaya çıkmadan ölen, kalbini bu müfteriye kaptırmış inançlı insanlara üzülüyorum. Rabbim kimseye kazanma kuşağında kaybettirmesin!


Originally published at www.tr724.com on February 24, 2017.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Faik Can’s story.