Cemaat 15 Temmuz’un neresinde (8)

Ahmet Dönmez

Cemaat ile 15 Temmuz darbe girişiminin irtibatlandırılmasında kullanılan bir diğer gerekçe, Hizmet Hareketi ile bağlantılı olduğu öne sürülen bazı sivil şahısların o gece TRT’nin İstanbul Ulus binası ile Digitürk’e gittiği, böylece yayınların kesilmesi için darbecilere destek oldukları iddiası.

15 Temmuz’un bütününe dair ipuçları verdiği ve o gece sahnelenen garipliklerin konsantresini içerdiği için bu bölümü çok önemsiyorum. Dizinin başında ortaya koyduğum ‘kumpas’ tezini destekleyen en önemli parçalardan bir tanesi bu. Ancak yine cemaatin kendi içerisinde sorgulama yapmasını gerekli kılan çarpıcı detaylar da var.

TRT’nin Ulus binası, Digitürk ve Vodafone Arena Stadı’nın ele geçirilmeye çalışılmasıyla ilgili 94 şüpheli hakkında hazırlanan bir iddianame var. Bu iddianamede Kaynak Holding’e bağlı Sürat Teknoloji’de çalıştığı belirtilen 6 şahıstan söz ediliyor. Bunların 3 tanesinin darbeci askerler tarafından TRT Ulus binasına, 3’ünün de Digitürk’e götürüldüğü anlatılıyor.

İddianameye göre TRT’ye götürülen 3 teknik elemanın görevi, yayınları kesmekti. Bu isimler; Supercom şirketi sahibi ve Sürat Teknoloji Genel Müdürü H.Ş., Supercom CEO’su S. G. ve Sürat Teknoloji bilişim uzmanı N. A. idi. Bu isimlerin aynı zamanda İstanbul’un MOBESE sistemini kuran ekipte yer aldığı belirtiliyor.

Bu 3 kişi, sabah saatlerinden TRT’nin çitlerinden atlarken güvenlik kameralarına takıldı. Daha sonra yakalanıp tutuklandılar.

İddianameye göre Harp Akademileri Komutanlığından çıkış yapan Albay Hamdi Acar, Üsteğmenler Erkan Demir, Alper Soydan ve Murat Bilgen, 6 sivil teknik ekibi almak üzere Ümraniye’ye gitti. 6 kişi de N.A.’nın evinde toplanmıştı.

SİVİLLER BİR EVDE TOPLANMIŞ BEKLİYORDU

Askerler 6 sivili N.A.’nın evinden alarak Ümraniye’deki Casper Plaza’nın çatısındaki piste getirdi. Vatandaşların sokağa çıkması ve yolların trafiğe kapanması üzerine bir helikopter, Albay Hamdi Acar ve sivilleri almak üzere buraya indi. Helikoptere binen şahıslar önce TRT binasına, sonra da Vodafone Arena’ya iniş yaptı.

İddianamede, bu sivil şahısların darbeden haberdar oldukları ve gece 00.00 sıralarında evden alındıkları göz önünde bulundurulursa darbecilere destek olmak amacıyla bekledikleri öne sürülüyor. Ancak ilerleyen bölümlerde göreceğimiz üzere ortada son derece dikkat çekici tuhaflıklar serisi ve soru işaretleri var.

Biz devam edelim.

Albay Acar, 3 teknik elemanı TRT’ye bıraktıktan sonra diğer teknik personel Ö. Ş., S. Ç. ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen “Çağrı” kod adlı kişilerle havalanarak Dolmabahçe’deki Vodafone Arena Stadına iniş yaptı. Buraya 3 helikopterden inen toplam 43 asker ve 3 sivil bırakıldı. İddianameye göre bunların iniş amacı Levent’teki Digitürk binasının ele geçirilmesi ve yayınların kesilmesi idi.

İETT OTOBÜSÜ İLE YAYIN KESMEYE GİDEN DARBECİLER

Bundan sonrası iddianamede aynen şöyle anlatılıyor: “Digitürk binasına ulaşım amacıyla yoldan geçmekte olan bir İETT otobüsünün havaya ateş edilmek sureti ile durdurulduğu, yine burada durdurulan bir sivil cipe Üsteğmen Erkan Demir ve 3 sivil teknik personelin bindiği, diğerlerinin de gasp edilen İETT otobüsü ve şoförü ile birlikte Digitürk binasına yakın bir alana geldiği, buradan yürüyerek Digitürk binasına gidildiği, buranın işgal edildiği, ele geçirildiği, yayını durdurma amacıyla faaliyetler yürütüldüğü, Digitürk personeline yayının kesilmesi için baskı yapıldığı, bağırıldığı, yayın kesilemeyince Binbaşı Ali Akkaş tarafından içerideki cihazlara ateş edildiği, daha sonra gelen polis ekiplerinin yapmış olduğu yoğun müzakerelerden sonra şüphelilerin yakalandığı hususları tespit edilmiştir.”

Yaşananların absürtlüğü karşısında sıralayacağımız soru işaretlerini okumak için sabırsızlık gösterenler, maalesef yarınki bölümü beklemek zorunda kalacak. Biz bugün olayları normal seyrimizde incelemeye devam edelim.

Bu sivil şahıslar arasından yakalanıp tutuklanmış olanlar mahkemedeki savunmalarında neler söylediler?

‘BİZİ SABAHA KADAR MAKYAJ ODASINDA TUTTULAR’

İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan 24 Nisan 2017 tarihli duruşmada savunma yapan ev sahibi N.A., şunları aktardı: “Albay Hamdi Acar ve beraberinde bazı askerler evimize geldi. Ben böyle bir durumu daha önce yaşamadığım için korkmuştum. Silahlı askerler evime gelmişti. Kimse bana silah doğrultmadı ama askerler ‘hadi gidiyoruz’ deyince bir şey yapamadık.”

Hâkim Hulusi Pur’un “Bunlar seni nereden tanıyor, neden senin evine geldiler?” sorusunu ise “Bilmiyorum” diye cevapladı.

N.A. gibi TRT binasına bırakılan isimlerden H.Ş., mahkemedeki savunmasında şunları dile getirdi: “N.A.’nın daveti üzerine evine gittik.

Evde oturuyorduk. Kapı çaldı ve askerler içeri girdi. ‘Bizimle geliyorsunuz, bu devlet meselesidir’ dediler. Biz de onlara zorluk çıkarmadık. N.’nin adresini nasıl bulduklarını bilmiyorum. O gece arkadaşımın evinde bulunduğum için buradayım. TRT’ye helikopterle gittik. Bir rütbeli asker, bizi yayınlarla alakalı sistem odasına götürerek yayınları açmamızı söylediler. TRT’ye gittiğimizde elektrikler kesilmişti. Bu yüzden yayın yapılamıyordu.”

Hakim Pur’un “Yayınları açıp ne yapacaklar, yoksa korsan bildiri mi yayınlayacaklardı?” sorusu üzerine Ş., konu hakkında bilgisi olmadığını söyledi. Yayın kesme eylemine katılmadığını savunan H. Ş., “Televizyon yayınlarından anlamadığımızı söyledik. Sanırım bizden umudu kesmişlerdi ki bu yüzden bizi makyaj odasında tutuyorlardı. Bir süre bekledikten sonra binayı terk ettik. Beşiktaş’taki iskeleye kadar ilerledik ve vapurla karşıya geçtik. O gece o binada pasif direnişle hayatta kalmaya çalıştım.”

‘4 ARABA, KÖPRÜDE POLİS NOKTASINA TAKILMADAN TERS YÖNDEN ÜMRANİYE’YE GİTTİK’

Peki, Albay Hamdi Acar ne diyor bütün bu olanlara? Aynı mahkemede 26 Nisan 2017 tarihinde savunma yapan Acar, “Bize terör saldırısı olacağı söylendi. Darbeye katılma şeklinde herhangi bir emir almadım. 25–30 civarında canlı bombanın büyükşehirlerde eylem yapacağı bilgisi verildi.” dedi. 2015 baharından itibaren PKK ve DEAŞ’ın yaptığı bazı eylemleri örnek gösterdi. Bu 6 sivili ise MİT veya Başbakanlık çalışanı olarak bildiğini öne sürdü.

Acar, 6 kişiyi alma emrinin kimden geldiğini de şöyle anlattı: “15 Temmuz akşamı saat 21.00 civarında Hava Harp Okulu’ndan Albay Levent Özalp, Ümraniye’deki bir adresten sivil personellerin alınarak Hava Harp Okulu öğrencileriyle birlikte Digitürk’e gitme emrini verdi. Digitürk’ün yayın kontrolünün sağlanması yönünde emir aldık. Bu personelin MİT veya Başbakanlık çalışan olduğunu düşündüm. 4 araçla yola çıktık. Anadolu yakasına giderken polis kontrol noktasını geçtik. Aracımızın tepe lambalarını yaktık. Yani kendimizi gizleme çabası içinde değildik. Bu sırada saat 24.00 civarındaydı. Köprüde trafik sıkışıktı. Bu durumu Albay Özcan Korhan’a ilettim. ‘Sivilleri alabilirsek helikopter yönlendirebileceğiz’ dedi. Hava aracının bile tahsis edilmesi, konunun önemini gösterdiği için olayın aciliyeti ve önemi konusunda beni motive etti. Bu nedenle sıkışık köprü trafiğinde tepe lambası ile ters yönden devam ederek Ümraniye’ye gittik. Adrese girdiğimizde içeridekileri pijamalarıyla görünce ‘Ne biçim iş yapıyorlar’ dedim. Evden aldıklarımı Casper Plaza’ya götürdüm. 6 kişi diye hatırlıyorum. Casper Plaza’ya giderken halkın arasından da girdik, ellerinde Türk bayrağıyla tezahüratlar yapıyorlardı. Halkın da bu terör saldırısına karşı durduğunu sandım. Bu nedenle halkın durumunda anormallik hissetmedim. Casper’a geldiğimde helikopterin sesini duydum görevini tamamladığımı düşündüğüm için biraz daha rahatladım.”

OTOSTOPLA DİGİTÜRK’Ü BASMAYA GİTMEK

Albay Acar, Vodafone Arena’dan Digitürk’e gidişlerini ise şöyle paylaştı: “Stattan çıktıktan sonra yoldan geçen bazı araçları durdurduk. Bir araç durdurduk aile vardı, onları bıraktık. Bir aracı durdurduk yardım istedik. Sonra geçen 3 İETT otobüsünden boş olanını durdurduk ve buna binerek Digiturk binasına gittik. İddianamede otobüsü gasp ettiğimiz söyleniyor. Bunu kabul etmiyorum, görev yerine ulaşmak için bindik.”

Hamdi Acar, PKK ve DEAŞ’a karşı mücadele ettiklerini düşünerek görevini yapmaya çalıştığını öne sürdü. Durumun gerçekliğini anladığı anda kolluk kuvvetleriyle birlikte hareket ederek teslim olduğunu kaydetti.

O gün Acar’ın ekibinde olan tutkulu sanık Üsteğmen Alper Soydan da benzer şeyler söyledi: “Komutanımız Albay Hamdi Acar, Genelkurmay Başkanlığınca ‘Yıldırım Harekâtı’ emrinin verildiğini ve bizim de kendilerine yardımcı olacağımızı ve Ümraniye’de bazı kişileri de alacağımızı emretmişti. Bu sivil giyimli kişileri de alarak, TRT’nin binasına gittik. Ben, aldığımız sivilleri tanımıyorum.” diye konuştu.

Bir diğer tutuklu sanık Mustafa Doğan da savunmasında, Digitürk binasına gittikleri sırada tanımadığı bazı sivil subayların kendileriyle birlikte hareket ettiğini aktardı.

Yarın bu konuyla ilgili asıl bomba iddialar ve soru işaretlerini sıralayacağım.


Originally published at www.tr724.com on June 22, 2017.