Cemaat 15 Temmuz’un neresinde (9)

Ahmet Dönmez

15 Temmuz gecesi darbeci askerler tarafından TRT Ulus binası ve Digitürk’e götürülen 6 sivil teknik elemanla ilgili iddialara devam ediyoruz. Bugün, o gece yaşananlarla ilgili bana ulaşan bir takım gizemli bilgiler, iddialar ve soru işaretlerini paylaşacağım.

Bu konuya temas edeceğimi, yazı dizisinin 19 Haziran tarihli 4. bölümünde ilan etmiştim. Ardından ilginç bazı e-postalar aldım. Bunlardan bir tanesi, Cemaat içerisinden biri olduğu izlenimi veren ve söz konusu sivilleri tanıdığı anlaşılan birine ait. Yazıda şöyle deniyor:

“Bilişim hizmetiyle ilgilenen, takma ismi Eşref olan bir şerefsiz, 6 kişiye o gece bir kumpas kurmuştur. ‘Manevi gece programı yapacağız’ deyip o kişileri Ümraniye’de N.A.’nın evinde toplamıştır. Hiçbir şeyden haberi olmayan bu kişileri o gece silahlı askerler gelip isimlerini tek tek okuyarak o evden almışlardır. O kişiler de korktuklarından ne yapacağını bilememişler ve o menfur olaya karıştırılmışlardır. O Eşref denen arkadaş darbeden önceden haberi olan bir şahıstır. Kendisi darbeden sonra kaçıp ABD’ye yerleşmiştir. Hocaefendi’nin hain dediği tiplerdendir. O gece o evde program yapan şahıslar masumdur ve o kişiler darbeyi Hizmet’e yıkmak için özellikle seçilmişlerdir.”

‘ONLAR UPLİNK’Cİ DEĞİL, HİÇBİRİ YAYIN KESMEYİ BİLMEZ’

Müstear isimle atılan bir diğer e-posta ise kendisini, “Yıllarca Türkiye’de televizyonculuk yaptım” diye tanıtan bir kişiye ait. O da şu detaylara dikkat çekiyor: “Bir TV yayınını ancak uplink’çiler hızlı bir şekilde kesebilir. Uplink’çi olmayanlar televizyoncu olsa bile bir TV yayınını kesemez. Bu kişiler, uplink’çi olmadıkları gibi televizyoncu bile değiller. Kaynak Holding’de çalışan bir arkadaşım, bu kişilerden birinin ablası ile konuşmuş. Kadın o gün ikindi vakti kapının çaldığını, açtıklarında karşılarında askerlerin olduğunu ve kardeşinin adını vererek onu aradıklarını söylediğini belirtiyor. Kardeşi kapıya çıktığında bizimle gelmen gerekiyor diyerek alıp götürdüklerini söylüyor. Kardeşinin daha sonra anlattığına göre yolda ve helikopterde sürekli bilgi istemesine rağmen bilgi vermemiş. TRT’de telefonları alınarak bir odada tutulmuşlar. Sabaha karşı da ‘Şimdi gidebilirsiniz’ deyip arka kapıya yönlendirilmişler. Aynı şekilde eski STV çalışanlarının da TÜRKSAT’a yayın kesmek için girdikleri söyleniyor. Bu kişileri bizzat tanıyorum. Dediğim gibi bunlar da uplink’çi değiller. Yayın kesmeyi bilmezler. Siz ne kadar sürede böyle bir yerde yayın kesebilirseniz onlar televizyondan biraz aşina oldukları için belki biraz daha kısa sürede yayın kesebilirler, o kadar. Bu kişilerin son çalıştıkları şirketin sahiplerinden biriyle konuştum. TÜRKSAT bu firmadan teknik servis hizmeti talep etmiş ve bu 3 kişi o yüzden oraya gönderilmiş. Darbe girişiminin olduğu saatlerde değil, sabahtan oraya gitmişler. TÜRKSAT’ın talep ettiği teknik servis hizmetine dair, bu kişilerle yaptığı mailler mevcutmuş.”

MADEM ORADA HİÇ İŞE YARAMAYACAKLARDI, NEDEN GÖTÜRÜLDÜLER?

Bu noktada artık cevaplanması gereken önemli soru işaretleri bulunuyor. Hiç bu e-postalardaki iddialar olmasa bile olayların gelişim şekli ve yaşananlar yeterince kuşku uyandırıcı. Bahse konu soru işaretlerini şöyle sıralayabiliriz:

– Sivilleri almayan giden Albay Hamdi Acar’ın da içinde bulunduğu 4 ayrı araç, polisler her yeri kesmişken ve üstelik köprü can pazarına dönmüşken Ümraniye’ye kadar tepe lambası ile nasıl gidebildi? Polis kontrol noktasından nasıl geçti? Böyle bir gecede ters yöne gitmesine rağmen neden hiç durdurulmadı?

– Uçuş yasağına rağmen helikopterler nasıl havalanabildi?

– TRT binasına götürülen isimlerden H. Ş., “N.A.’nın daveti üzerine evine gittik.” dedi. Oysa bana ulaşan e-postada ‘Eşref’ kod adlı firari birinden söz ediliyor. O şahısları N.A.’nın evinde toplayan kimdi?

– Siviller o sırada pijamalı mıydı? Eğer öyleyse iddianamede neden onlar için “Darbeyi biliyorlardı ve hazır bir şekilde bekliyorlardı” deniyor?

– N.A.’nın evine gelen askerler, “Bizimle geliyorsunuz, bu devlet meselesidir” dediler mi? O halde Albay Acar, neden içeridekilerin MİT veya Başbakanlık çalışanları olduğunu sandığını söylüyor?

– Bu isimleri kim tespit etti? Albay Acar’a, “Git Ümraniye’den bu şahısları al” talimatını veren Albay Levent Özalp, bu isimleri ve evin adresini kimden aldı? Askerlerin eve gelip isimleri tek tek okuyarak aldıkları doğru mu?

– Yayıncılıkla ve yayın kesme ile ilgili bir uzmanlığı olmayan bu isimlerin oralara götürülmesinin sebebi nedir? Eğer cemaat bu planlamayı yapmış olsa elinde hiç uplink’çi yok muydu ki uzmanlık alanı başka olan 6 kişiyi seçip gönderdi?

– Nitekim H.Ş., “Televizyon yayınlarından anlamadığımızı söyledik. Sanırım bizden umudu kesmişlerdi ki bu yüzden bizi makyaj odasında tutuyorlardı.” dedi. Bu bile ortada bir komplo olduğunu göstermeye yeten bir ifade. Sırf oraya getirilip bir odada tutulan siviller söz konusu. Bu teknik kişiler makyaj odasında oturtulmak için mi helikopterle alınıp getirildi?

– TRT’den sonra ikinci grup sivillerle Vodafone Arena’ya inen darbeciler neden İETT otobüsüyle Digitürk’e gitti? Bu tuhaf bir durum değil mi? Bir dijital yayın platformunu basmaya gidecek aracı olmayan askerler nasıl olur da darbeye kalkışır?

MADEM CİHAZLARA ATEŞ EDİLECEKTİ, TEKNİSYENLERİ NİYE GÖTÜRDÜLER?

– O saat itibariyle darbe girişiminin en hararetli olduğu anlar yaşanıyordu. Halk sokaklardaydı. Gördükleri askerlere ve tanklara müdahale ediyorlardı. Böyle bir ortam içerisinde 43 darbeci askerin, Dolmabahçe Bulvarı üzerinde ‘Köyden indim şehre’ misali, otostopla ya da İETT otobüsü ile yayın kesmeye gitmesi normal mi?

– Albay Acar, Beşiktaş stadının önünde bir arabayı durdurduklarını, içinde aile olduğu için binemediklerini; sonra bir başka aracı durdurup kendilerini Digitürk’e bırakmalarını istediklerini, en son 3 İETT otobüsü içinden boş olanını durdurup bindiklerini öne sürüyor. Bunlar nasıl darbeci?

– Üstelik iddianameye göre İETT otobüsü ile bir yere kadar gidip sonra yürüyerek Digitürk binasına geçiyorlar. Bu silah zoruyla otobüsün gasp edildiği iddiasını havada bırakmıyor mu? Bu nasıl bir işgal girişimi?

– Diyelim ki darbeciler o gece durduracak bir araç bulamasa Digitürk’ü basamayacaklar mıydı? Böyle ciddiyetsiz darbe planı mı olur?

– Binaya gittikten sonra Digitürk personeline yayının kesilmesi için baskı yapıyor ve bağırıyorlar. Ama yayın kesilemeyince Binbaşı Ali Akkaş tarafından içerideki cihazlara ateş ediliyor. İyi de o zaman o 3 sivil teknik eleman oraya niye götürüldü? Madem ki yayının kesilmesi için Digitürk personeline bağırılacaktı teknik elemanlara ne gerek vardı? Buna rağmen yayın kesilmeyince de cihazlara ateş edilecekti ne diye gecenin o karmaşası ve köprünün o trafiği içerisinde Yeşilköy’den Ümraniye’ye kadar o kadar yol katedilip gidildi ve o 3 kişi alınıp gelindi ki?

– Bundan sonra polisler gelip oradaki askerleri alıncaya kadar o siviller orada ne yaptı ve nerede tutuldular?

– Tutuklu askerlerden Mustafa Doğan, Digitürk binasında tanımadığı bazı sivil subayların kendileriyle birlikte hareket ettiğini anlattı. Bu ‘subaylar’ kimlerdi?

KİM BU ‘EŞREF’?

– ‘Eşref’ kod adlı kişi kim? Gerçekten böyle biri var mı? 6 sivili ‘manevi program yapacağız’ diyerek N.A.’nın evine topladığı doğru mu? Cemaat kaynakları bu bilgiyi teyid ediyor mu? Eğer iddia doğruysa ve e-postada denildiği gibi Gülen’in ‘hain’ dediği kişilerden biri bu ise cemaat ‘Eşref’ kod adlı kişiyi deşifre etmeyi düşünür mü? Düşünüyorsa neyi bekliyor? Düşünmüyorsa neden?

– Bu 6 kişi içinden firari olduğu anlaşılan ‘Çağrı’ kod adlı kişi kim? Eğer bir kumpas varsa ‘Çağrı’ neden çıkıp konuşmuyor? Neden bütün bildiklerini anlatmıyor? Ailesi Türkiye’de tehdit altında olabilir mi?

– Bu 6 kişi, cemaat ile darbe girişimi arasında bağlantı kurulması için özellikle mi seçilip TRT ve Digitürk’e götürüldü? O gece o binalarda hiçbir işe yaramadıkları ve telefonları alınarak bir odada sabaha kadar bekletildikleri göz önüne alınırsa bu iddia bir komplo teorisi olmaktan çıkmıyor mu?

– Aynı şekilde o gün gündüz saatlerinde eski STV çalışanlarını TÜRKSAT’a davet edildiği iddiası doğru mu? TÜRKSAT’ta nasıl bir teknik servis ihtiyacı vardı o gün? İddia edilen e-postanın altında kimlerin imzası var?


Originally published at www.tr724.com on June 23, 2017.

Like what you read? Give Tr724 a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.