CHP ilk düğmeyi yanlış ilikledi

15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulan Meclis Komisyonu’nun raporu beklendiği gibi çıktı. Dağ fare doğurdu, diyenler gerçekten samimiyse, kusura bakılmasınlar çok safmışlar. Farenin dağ doğurmasını bekliyorlarmış demektir. Meclis karar aldıktan sonra aylarca üye vermeyerek işi sürüncemede bırakan AKP’nin planı tıkır tıkır işledi. Komisyonun adı zaten hüküm içeriyordu: “FETÖ’nün yaptığı 15 Temmuz vs…” Nasıl araştırma komisyonu ise baştan hükmü veriyor sonra onu doğrulayacak malzeme topluyor. Sonucu başlarken ilan edilen bir araştırma ne kadar doğru olabilir?

AKP’nin niyetini gösteren başka gelişmeler de yaşandı. Parlamentodaki bütün usul ve teamüller hiçe sayıldı. Başkan, başkanvekili, sözcü ve katip üye AKP’den seçildi. Manipülasyon yapmak istedikleri açıktı ve gizleme ihtiyacı bile duymuyorlardı. Başkan Reşat Petek, kendi konuşurken kameraları içeri alıyor, sonra dışarı çıkarıyordu. CHP ve HDP’nin ifadesine başvurmak istediği isimler özenle ayıklandı. Darbe girişimi hakkında bilgi verebilecek çok az sayıda insan çağırıldı. Onlar da AKP’lilerle paslaşarak neredeyse hiçbir şey söylemeden ayrıldı. Mesela dönemin Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz birçok soruya ‘gereği yapılmıştır’ gibi geçiştirici cevaplar verdi.

Muhalefet milletvekillerinin bilgi edinme çabası AKP’li divan ve vekillerin engellemesiyle sonuçsuz kaldı. Sezgin Tanrıkulu, Aytun Çıray ve Aykut Erdoğdu’nun isyanları da sonuç vermedi. Komisyonun ilk konuğu AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin diyeyim gerisini siz düşünün. İktidar partisi ilk günden kendi kahramanlık hikayeleriyle Komisyonu oyalamaya başladı. Tin’in “Bunlar zaten benim milletvekili olmamı da iki dönem engelleyip geciktirdiler” minvalindeki sözleri de trajikomikti. Kişisel hesabı görme çabası bir yana muhalefete koz verdi. “Partinizde kimin vekil olacağına yetkili kurullar karar vermiyor mu?” sorusu epey terletti.

SAHTE BELGE ÜRETEN BAŞSAVCI!

Aslında komisyonun nasıl çalıştığına dair çok örnek var ama söz israfı olur. Başkan Reşat Petek’in açıkladığı rapora ve o basın toplantısına göz atmak yeterli olur. Petek, her anlamda ucuz bir hileyle CHP’yi suçladı. İnternette birkaç liraya alınabilecek bir makbuzla Fethullah Gülen’in 1967’de CHP’ye bağış yaptığını ileri sürdü. Tel tel dökülen iddiayı dile getirerek komik duruma düştüğünü şimdi fark edip düzeltmeye çalışıyor. “Nereden geldi bilmiyorum” filan diyor. Fakat yandaş medyanın geri adım atmaması nereden geldiğini gösteriyor. CHP’yi yemeğe karar veren ‘üst akıl’ hamlelerini sıklaştıracak.

CHP ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu kaleyi açık bırakıp Erdoğan’ın maça 5–0 önde başlamasına müsaade etti. Şimdi gerçeğin bir kısmını fark edip düzeltmeye çabalıyor. Kılıçdaroğlu’nun kontrollü darbe çıkışı önemli ama geç kalmış bir adım. Aylardır savsaklanan iddianame ve duruşmalar Kemal Bey’in söylediğinin ötesinde bilgiler saçıyor ortalığa.

Erdoğan’ın mahkemelerde ortaya çıkan gerçekleri örtmek ve kendi senaryosu dışında konuşmaya yeltenenlere gözdağı vermek için ses getirecek bir operasyona ihtiyacı var. En iyi alternatif CHP. Taşlar da döşendi vaktiyle. Danışmanlarından ‘FETÖ’ gerekçesiyle tutuklananlara ses çıkarmayan Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkanı Erdoğan’a altın fırsatı sundu. Filmi biraz daha başa sararsak asıl büyük hata, muğlak ve kanunla belirlenmemiş ‘FETÖ’ suçuna verilen destek. Yasal izinle açılmış bankada hesabı bulunmak, okula çocuk göndermek, burs vermek gibi dünyanın hiçbir yerinde ve bizim yasalarımızda da suç olmayan eylemlerle on binlerce insan tutuklu.

Ahlaken bu hukuksuzluğun karşısında durmaları gerekiyordu. En azından faydacı yaklaşıp “Birine suç olmayan fiillerle istediğini tutuklatma yetkisi verirsek yarın bizim de kapımızı çalar” demeliydiler. Bu açık ve yakın tehdidi hâlâ anlamamış olacaklar; pek değişen bir şey yok.

SÖZCÜ’YE ÖYLE, ZAMAN’A BÖYLE

CHP ve diğer muhalifler, “Eylem suç mu değil mi?” diye soracaklarına, “O FETÖ’cü olamaz” saçmalığında patinaj yapıyor. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Sözcü baskınına ve tutuklamalara haklı olarak isyan ediyor. İlk gün sosyal medyada ben de yazmıştım: Birisi darbecilere Erdoğan’ın yerini bildirmek istese bunun 100 tane yolu var. Haber yapmak 101. bile olmaz.

İyi güzel de, Zaman Gazetesinin 2013’te yayınlanan reklamından 2016’daki girişim için darbe delili çıkartıldığında itiraz etmemiştiniz. Tırpanı Erdoğan’ın eline verdiniz, önüne geleni biçiyor. Çok az diktatöre nasip olur böyle bir güç! Suç uydurmak zorunda dahi değilsin… Afrika’daki fakirlere yardım götürmek, kurban eti dağıtmak bile tutuklanma gerekçesi.

BAHÇELİ’YE MIZMIZ ÇOCUK MUAMELESİ

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’la MHP lideri Devlet Bahçeli arasındaki muhalefetçilik oyunu ne kadar da şirin. Bahçeli küstüm oynamıyorum diyor, Erdoğan küçük çocuğunu avutur gibi “Yok yok, sana söylemedim, ben hiç sana öyle der miyim?” şeklinde karşılık veriyor. Bazı saflar da buradan medet umup ‘Bahçeli kılıcı çekti’, hayaline kapılıyor. Erdoğan’ın, ihtiyacı bitmeden bu ilişki sonlanmaz ve son noktayı Bahçeli koyamaz. Ama arada bu tür sarı muhalefet atraksiyonları görebiliriz. Fazla heyecanlanmayın!


Originally published at www.tr724.com on May 28, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.