Cumhuriyet Gazetesi’ne ‘darbeyi meşrulaştırma’ baskını

Türkiye’nin en eski ulusal gazetesi Cumhuriyet’e dün sabah saatlerinde yapılan polis baskınıyla Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, gazete yazarları Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Kadri Gürsel ve karikatürist Musa Kart’ın aralarında olduğu 13 kişi gözaltına alındı.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, yaptığı açıklamada polislerin “Darbe girişimini meşrulaştırma için yayın yapmak” gibi bir suça istinaden geldiklerini aktardı. Murat Sabuncu ve Aydın Engin, “üye olmamakla birlikte FETÖ’ye ve PKK’ya yardım” suçlamasıyla gözaltında. 4 Mart 2016’da Zaman gazetesine kayyım atanmasının ardından, iktidara yakın isimlerden Ersoy Dede, Cumhuriyet’e de kayyım atanacağı iddiasını paylaşmıştı. Gazete binasının etrafında, bir süredir polis araçları ‘güvenlik gerekçesiyle’ nöbet tutuyordu.

Kurtulmuş: Soruşturma tüzel kişiliğe

Beştepe’deki Saray’da toplanan Bakanlar Kurulu sonrası açıklama yapan Numan Kurtulmuş ise, operasyonun gazetenin ‘tüzel kişiliğine’ yönelik olduğunu duyurdu. 24 Kasım’da başlaması beklenen Cumhuriyet Vakfı davasında da, gazetenin mevcut yönetimi, ‘usulsüz üye atanması’ iddiasıyla suçlanıyordu. Ancak Cumhuriyet’e yönelik polis baskınının bu dava ile ilgili olduğu yönünde teyit edilmiş bir bilgi alınamadı.

4 Ekim’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir başyazıda, eski vakıf yöneticileri Mustafa Balbay ve Alev Coşkun’un gazeteyi ‘ele geçirebilmek’ için Saray’la işbirliği yaptıkları ima edilmişti. Gazetenin mevcut İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Twitter adresinden yaptığı açıklamada, bu iki ismin Cumhuriyet’e kayyım atanması için ‘ricacı oldukları’nı paylaşmıştı. Daha sonra davalık olan isimler arasında başlayan polemikte, Balbay ve Coşkun’un gazetenin yeni yönetimini ‘FETÖ’cü’ olmakla suçlamalarına karşılık Akın Atalay, eski yönetimin gazeteyi devralmak istediğini öne sürmüştü.

Ulusalcılar vs. yenilikçiler

Gazete içindeki bu kavga uzunca bir süredir yaşanıyor ve dışarıya da yansımış durumda. Balbay ve Coşkun’un başını çektiği ‘ulusalcı kanat’, Cumhuriyet’in yeni yayın çizgisinden rahatsız. Mesela, Şubat 2015’te gazetenin başına getirilen ve köklü değişiklikler yapan Can Dündar’ı başından beri istemiyorlar. Bir ara Dündar’ın çektiği ‘Mustafa’ belgeseli bile sorun oldu ve Dündar “yeteri kadar Atatürkçü” bulunmadı.

Dündar’ın yenilenme sürecinde, “eski, küstürülmüş Cumhuriyetçiler” gazeteye tekrar adapte edilmiş, piyasada işsiz kalan emektar isimler gazeteye kazandırılmış, Aydın Engin ve Kadri Gürsel gibi ulusalcılara mesafeli isimler yeniden mutfağa katılmıştı.

Balbay: ‘Fetöcülere, Kürtçülere serbest bana yasak’

2 Şubat 2016’da, milletvekili olarak aktif siyasette yer aldığı gerekçesiyle köşesi kapatılan Mustafa Balbay, “Bu tablo Cumhuriyet’te ‘Fetoculuktan Kürtçülüğe kadar her şey serbest ama CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak’ diye özetlenecek bir tablodur. Ben yüzünüze başka, arkanızdan başka konuşmam” açıklaması yaparak, gazetenin yayın çizgisinden rahatsızlığını dile getirdi.

Cumhuriyet’in ‘geleneksel’ çizgisinin dışına çıkarak, Kürt meselesinde ezber bozucu haberler yapmasının yanı sıra, “Cemaat savcılarının operasyonu” denerek ulusalcı kesimde hep şüpheyle yaklaşılan 17–25 Aralık ve MİT TIR’ları operasyonlarında topa girmesi, bu rahatsızlığın sebepleri arasında zikredilebilir.

Nitekim, MİT TIR’ları manşeti sebebiyle Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül bir süre hapis yattı. Dündar, bir süre sonra hakkındaki davalar ve tutuklanma ihtimali sebebiyle gazeteyi bırakarak yurt dışında yaşamak zorunda kaldı. Bayrağı ondan devralan Murat Sabuncu da, mevcut yayın çizgisini sürdürme eğilimindeydi.

Bu çatlak en çok Saray’a yaradı

Tıpkı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) olduğu gibi, Cumhuriyet gazetesinde de eski devletçi, ulusalcı reflekslerle, yenilikçi ve açılımcı hareketler karşı karşıya geliyor. Bu çatışmayı kendi lehine çevirmek isteyen Erdoğan’ın 7 Haziran seçimlerinde AKP tek parti iktidarını kaybettikten sonraki ilk hamlesi, bu çatlağa müdahale olmuştu. Ulusalcı kanadın sembolü olan ve ‘küskünler safında’ görülen Deniz Baykal’la Erdoğan’ın görüşmesi, partiyi Meclis Başkanlığı seçiminde zora sokmuştu.

CHP’nin ezber bozan farklı şeyler söylemesi, tıpkı MHP’de Devlet Bahçeli’nin yerine yenilikçi bir genel başkanın gelmesi gibi, Erdoğan’ın planlarına uymuyordu.

Aynı şekilde Cumhuriyet gazetesinin “Cemaat operasyonları” olarak yaftalanıp üzeri örtülmek istenen 17–25 Aralık ve MİT TIR’ları haberleri yapması, Erdoğan’ın “Cemaat’i yalnızlaştırma” ve böylece hakkındaki isnatları tamamen Cemaat’e yamayıp kurtulma hamlelerini bozmuştu. ‘Kuru ideolojik’ muhalefete (Sözcü gibi) dünden razı olan AKP, Ankara’daki güç dengelerini değiştiren hamlelere karşı kulis haberciliği yapan, belgelerle muhalefet eden Cumhuriyet’e öfkeliydi. Yoksa MİT TIR’ları haberini Aydınlık da yayınlamıştı ama onun bir önemi yoktu.

Yenikapı Ruhu, meşruiyet arayışıydı

15 Temmuz’dan sonra ise yeni bir süreç başladı. AKP, darbe girişiminin hemen ardından “Yenikapı Ruhu” adı altında, Cemaat’le ilgili düşüncelerini sanki Türkiye’de bu konuda mutabakat varmış gibi dünyaya pazarlama planı kurdu. CHP ve MHP’li liderleri yanına alıp “Bakın Cemaat’in terör örgütü olduğunu onlar da söylüyor” diyecekti. Yurt dışına darbeyi anlatmak için gönderilen heyetlerde bu ‘çeşitliliğe’ özellikle dikkat edildi.

Ancak hem CHP, hem de Cumhuriyet gazetesi bu planı kısa süre içinde bozdu. CHP’li milletvekilleri darbeyle ilgili sordukları sorularla, Saray’ı rahatsız etmeye başladı. (Bu arada konuyla ilgili midir bilinmez, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Aydın’da silahlı saldırıya uğradı). Cumhuriyet gazetesi de mağduriyetleri dile getirerek, 15 Temmuz sonrası muhalefetini sürdürdüğü için hedefteydi.

Cumhuriyet içindeki ulusalcılarla, Saray’ı böylece ortak noktada buluşturan şey, “iktidarını koruma kaygısı” denebilir. Tıpkı Saray’la Bahçeli’yi bir araya getirdiği gibi…

Cumhuriyet’teki ilk kavga değil

Bu, Cumhuriyet’teki ulusalcılar ile demokratlar arasındaki ilk kavga değil. 1980 Darbesi sonrası yaşananları ve İlhan Selçuk’un gazeteyi ‘yenilikçilerden kurtarmasını’, eski Cumhuriyet genel yayın yönetmeni Hasan Cemal, “Cumhuriyeti Çok Sevmiştim!” (2005) kitabında anlatmıştı. Ancak yeni olan, Erdoğan’ın rejimi değiştirdiği günlerde, hem Cumhuriyet’teki hem de CHP’deki ulusalcıların Saray’a yakın durmaları.


Originally published at www.tr724.com on October 31, 2016.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.