Daha çok dayak yersiniz!

Son KHK ile mafyanın, kontrgerillanın ve psikopat serserilerin devlet güvencesi altına alınmasına ve 657 ile müjdelenmesine yapılan eleştirilerin gerçekliği ve iktidarın demokrat görünümlü yalakalarının dahi dayanamayıp itiraz etmek zorunda kalması ile beraber Erdoğan ve hükümet yine bildik söylemle mukabele etti: 15 Temmuz şehitleri…

Hayatını kaybeden insanların üzerinden tepinmeye devam edeceklerinden zaten bir şüphemiz yoktu. Ülkeyi teslim alan ölmek, öldürmek, şehit olmak, ecdat ve bilumum şovenist sözler yeni yılda da peşimizi bırakmayacak en kötüsü bu.

“15 Temmuz’un devamı” ifadesi öyle bir ifadedir ki, yarın bir protesto gösterisi olsa ya da bir yürüyüş -ki bunların hiçbirine zaten izin vermiyorlar- veya 3 kişi bir araya gelse slogan atsa bütün yayın organları ve mahkemeleri marifetiyle bunun 15 Temmuz’un bir devamı olduğunu tescil ettirip, “Fetö” ambalajı ile katliam yapmalarının önünde hiçbir engel kalmamıştır.

15 Temmuz gecesi “Ölenin neden öldüğünü, öldürenin neden öldürdüğünü bilmediği” bir ahir zaman dilimidir. Bunun aksini iddia edene bir sürü dini ve milli sosla hakaret edebilirler ki zaten bunu yapıyorlar. 15 Temmuz ile öyle bir psikolojik hava yaratılmıştır ki devletin resmi söylemine aykırı bir şey söylediğinizde anında linç edilebilirsiniz. Allah’tan yurt dışında eli kalem tutan insanlar var da 15 Temmuz’un nasıl bir tiyatro olduğu ile ilgili bir dünya ayrıntı ortaya çıktı.

MASAYA DİN KONUYORSA…

Yandaş yazarlarda, “251 kişi şehit var. 3 tane linç edilen darbecinin mi hakkını savunuyorsunuz hainler!” şeklinde bir tekerleme var. Bu tekerleme aslında yakın bir Türkiye tarihidir.

Bediüzzaman der ki “Bir gemide dokuz cani bir masum olsa, o gemi batırılamaz”. Bir başka deyişle dokuz katili etkisiz hale getirmek için bir masumu feda edemezsiniz.

İktidarın sapık din anlayışının vücut bulmuş hali ve giderek simaen Adnan Hoca’ya benzeyen Hayrettin Karaman da Mecelle’ye atıfla der ki (sanki Mecelle kutsal bir kitapmış gibi): ‘Zarar-ı âmmı def’içün zarar-ı hâss ihtiyor olunur’. Yani yine kendi açıklaması ile devlete (ve bu arada ümmete) ait zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir.

Olay budur. Devlet de devlet olsa bari. 21. yüzyılda hırsız bir hanedanlığın yaşaması için tavuk döner-ayran kuyruğundaki adamların kendini Fatih’in askeri sandığı günler.

Masaya din konuluyorsa, şehadet, vatan hainliği gibi kavramlar üzerinden dayak yiyorsanız ve sizi dövenlerin elinde bütün yayın organları var ise işiniz epey zordur. Tabii bunun bütün muhalif gazeteler kapatılırken, ülke adım adım diktatörlüğü giderken çekirdek çıtlatmanız yüzünden olmasını artık tartışmıyoruz.

MUHALEFET MALZEMEYİ KULLANAMIYOR

Her şeye rağmen, muhalefetin o kadar çok malzemesi var ki. Ama bunu dile getirecek ne aklı var ne de kapasitesi. Korkaklıkları da cabası. “Tayyip Bey, Fetö konusunda samimi” diyen Akşener elini açık etti. Akşener’in bütün hesabı bu rejimin bir şekilde yıkılacağı ve bir şekilde ayakta kalırsa zaten konjonktürün kendisine yardım edeceği şeklinde. Ekibe aldığı adamlar da zaten kabak gibi anlatıyor her şeyi. O yüzden sağ kalabilmek için kasabın bıçağını yalıyor, sıra kendisine gelene kadar kasabın bir şekilde gideceğini düşünüyor. Göreceğiz.

Mesela Kılıçdaroğlu, meydanlarda devamlı olarak 15 Temmuz akşamı ile ilgili hakaret duyuyor, bir sürü iftiraya uğruyor. Deniyor ki tanklar havaalanını kapatmıştı, askerlerle anlaştı, yolu açtılar, kurtuldu gitti, yani bir nevi darbecilerle o gece ittifak yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun o gece ile ilgili olarak söyleyebileceği onlarca şey varken ya pısırıklıktan ya da bilgisizlikten konuşamıyor.

Şunu diyemiyor, “Sen diyorsun ki 15 dakika ile kurtuldum. Bakalım bakalım sen o gece Marmaris’ten nasıl çıkmışsın? Sen Dalaman’dan 01:40’ta uçağa binmişsin. Bunlar devletin resmi kayıtları. Senin kendi savcılarının yazdığı iddianamelerdeki bilgiler. Askerler sen ayrıldıktan tam 2 saat sonra gelmiş. Nerede 15 dakika? Niye yalan söylüyorsun?” diyemiyor. “Öğleden beri orada olduğun belli iken nasıl oluyor da seni bulamıyorlar” demiyor. “Seni almaya gelen askerler yolda vatandaşa otelin yerini sordu, sana karşı yapılan darbe bu mu?” diyemiyor.

Tanklar tanklar denip duruyorlar. O gecenin en hareketli saatinde ve darbenin başlangıcı kabul edilirken tanklar havaalanından bir anda nasıl çekilmiş? Kim o talimatı vermiş. O saatten sonra değişen psikoloji ile neler yapılmış. Kimsenin sorguladığı yok.

Darbeciler neden Meclisi bombalasın ki? Köprüyü tek taraflı trafiğe kapatmak nedir? Erdoğan’a darbe yapıp koskoca Saray’a dokunmamak nedir? Belediyeyi dahi işgal etmeyi düşünen zihniyet neden Ankara’da bir yeri ele geçirmemiştir. Esenboğa’da neden bir hareketlilik yoktur. Sözde darbenin ilk saatlerinde kimin ne pozisyon aldığı bilinmezken 23:08’de Emniyet’in F-16’larla vurulmasının amacı nedir?

Kılıçdaroğlu o kadar pasif ki, “Tam dört defa darbeyi saat kaçta öğrendiğin konusunda yalan söyledin, bu nasıl iş?” diye üstüne gidemiyor. “Eniştenin seni aradığı saatte bütün Türkiye darbe olduğunu duymuştu. Niye yalan söylüyorsun” diyemiyor.

“Adil Öksüz’ü neden serbest bıraktınız. Nasıl elinizdeki adamı kaçırırsınız?” diye ilk defa kendisi gündem açtı bir daha hatırladığı yok.

“Hakan Fidan, Hulusi Akar, emekli öğretmen şimdinin milyarder iş adamı enişten neden komisyona gelmedi? Ne saklıyorlar? O akşam Fidan’a ulaşamadığını söylüyorsun. Darbe gibi bir olayda ulaşamadığın bir adamı neden orada tutuyorsun?” Çok mu zor bunları cevap alana kadar sormak.

“Ey başbakan, sen neredeydin bir açıkla bakalım, Bakanlar hiç biriniz piyasada yoktunuz, bir darbeci bile size ilişmemiş bu nasıl iş bana gelene kadar siz neredeydiniz?” de diyemiyor. “Efkan Ala bir anlat bakalım o gece neler yapmışsın?” mesela.

“Söyle bakalım Enerji bakanı, o gece o kadar nasıl enerjik ve etrafa gülücükler saçıp sırıtıyordun” diyemiyor. Kayınbabandan sırıtışların yüzünden fırça yedin mi yemedin mi?

15 TEMMUZ’UN DAYAĞINI DA YİYOR

Ve daha bunun gibi onlarca 15 Temmuz sorusu var ki. Buna rağmen 15 Temmuz’un dayağını yine kendisi yiyor. İnsanın sadece gülesi geliyor.

Top her zaman kendi sahalarında. Bir Man adası belgeleri çıkarttılar şimdi kendileri bile bir daha ağızlarına almıyor. Yahu bir cevap falan mı geldi ki sustunuz.

Reza davasında hırsız çıktı, her şeyi itiraf etti. Bütün bakanlara rüşveti kabul etti. Niye üstüne gitmiyorsunuz.

Siz ancak selfie çekip, Twitter’da muhalefet yaparsınız. Tamam millet hırsızların peşinden gidiyor, millette de bir ahlak yok kabul de size oy vermesini beklemek de epey ironik. Siz kazandığınız referandumu bile altın tepside geri verdiniz. Üç adım YSK’ya yürüyüp bu hileli sonucu tanımıyoruz demek yerine “geçmiş olsun herkese iyi geceler” deyip bütün milleti sindirdiniz. Sizin parti müşahitlerinizin olduğu sandıklardan CHP’ye oy çıkmadı son genel seçimde haberiniz var mı?

Hakaret sırası şimdi Abdullah Gül’e gelmiş. Şimdiden bozguncu, hain, terörist, darbeci, Bay Kemal’ın kayığına binen adam ile başladılar. Eğer Gül mesajı alır her zaman ki gibi sünerse lafların hızı kesilir, ama Hayrünnisa Gül’ün gazına gelip devam ederse, mahallenin en pis, şer ve serseri adamları ile üzerine pislerler. Çevresinin ve yakınlarının bağımsız mahkemelerle tanışma safahatı başlar. Ha müstahak mı? Elbette. Bu rejimin taşlarını döşeyen adamların başındadır kendisi. Darısı Davutoğlu, Arınç gibilerin başına. E ne demişler her devrim önce çocuklarını yer. Yaşanmaz hale getirdiğiniz ülkede sizin başınıza geleceklere üzülecek halimiz yok herhalde. Biraz da siz terörist olun bakalım, biz yeteri kadar olduk. Ama merak etmeyin yaşananlar bize ders oldu, sizin gibilerin de hakkını savunmak ve adil yargılanmanız için çabamız olacaktır şüpheniz olmasın.


Originally published at www.tr724.com on January 1, 2018.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.