Darbenin adaleti ve bir başsavcının dramı

15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından AKP iktidarının ‘karşı darbe’si bütün acımasızlığı ile hükmünü icra ediyor. Başbakan Binali Yıldırım’ın 17 Ağustos 2016 tarihinde verdiği bilgilere göre: “Darbe girişiminin ardından 20 bin 355 kişi tutuklandı, 40 bin 29 kişi gözaltına alındı. 79 bin 900 kişi kamudan uzaklaştırıldı. 35 hastane, 1061 okul, 823 yurt ve 1125 dernek kapatıldı.”

Darbe girişimiyle ilgisinin olup olmadığına bakılmaksızın ilk günden itibaren binlerce yargı mensubu önce açığa alındı, akabinde gözaltı işlemi yapıldı, kısa süre içinde neredeyse tamamına yakını tutuklandı. Yargıdaki cadı avından, başta iki Anayasa Mahkemesi üyesiyle, Danıştay ve Yargıtay’da görev yapan yüksek yargı mensupları ve bazı HSYK üyeleri bile kurtulamadı. Delil ne? Uzun süredir elde bulunan fişleme listeleri. Başka hiç bir delil yok.

Bu sürecin mağdurlarından birisi de 19 Temmuz’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanan eski Ankara Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş.. 2010 yılında Ankara Başsavcısı olan ve bu görevini 3 yıla yakın süre başarıyla yürüten Başsavcı Kuriş, uzun süre iktidarla ilişkileri iyi götürmesine rağmen, o dönemde ortalığa saçılan Deniz Feneri e.V yolsuzluğunu örtbas etmediği için AKP iktidarının kara listesine girdi. Ardından 7 Şubat MİT krizi patladı. Bu olayda da iktidarın istediği gibi hareket etmeyen Başsavcı Kuriş, 2013 Mayıs’ta tenzil-i rütbe ile Antalya Başsavcısı olarak atandı. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra patlayan 17/25 Aralık yolsuzluk skandalının ardından Sakarya Bölge Adliyesi Mahkemesi Başsavcılığına atandı, kısa bir süre sonra da İstanbul Anadolu adliyesine düz savcı olarak gönderildi. Adapazarı’ndaki görevi esnasında beyin kanserine yakalanan Kuriş, iki yıldan uzun bir dönemde arka arkaya aldığı ağır kemoterapi tedavisi ve ilaçlar bünyesi iyice yıprandı, bu dönemde evinden dışarı dahi çıkamadı.

19 Temmuz’da gözaltına alındıktan sonra “silahlı terör örgütüne üye olma”, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından tutuklanmasına karar verildi. İki yıldan fazla bir zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen Savcı Kuriş’in, o meş’um darbe teşebbüsüne ne zaman dahil olmaya fırsat bulduğu hala muamma. Çünkü ortaya konulmuş herhangi bir delil yok.

Onunla beraber tutuklanan bir arkadaşı anlatıyor: “Sorgu aşamasında herkes şahit oldu, İbrahim Kuriş, eşinin sandalyelerin üzerine serdiği battaniyenin üzerinde yatıyordu. Zaten gözaltına alınmadan önce kanser gözüne sıçramış, görme kaybı başlamış. Kemoterapi almış, şimdi ilaç tedavisi görüyor. Normalde sağlık durumundan dolayı tutuksuz yargılanmalı ama maalesef buna izin vermediler.

Normal bir hukuk düzeninde hangi suçu işlerse işlesin, böyle bir hastalığın pençesinde kıvranan birisi tutuksuz yargılanır. Darbe hukuku gereğince aleyhinde delil olup olmadığına bakılmadan, doğruca Silivri 6 nolu cezaevine gönderildi. Şimdi Silivri Cezaevinin ağır koşullarında yaşam mücadelesi veriyor. Onu bu hastalıklı haliyle zindana tıkan hakimlerin başlarını huzur içinde yastığa koyup koyamadıklarını bilmiyoruz ama bu talihsiz karara imza attıkları için tarih huzurunda isimlerini İstiklal Mahkemeleri hakimleri ve Yassıada cellatlarının isimlerinin yanına yazdırdıkları bir gerçek. Bu utanç onların yedi ceddine yetecektir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.