Demokrasi ve hukuk yoksa Gümrük Birliği de yok!

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında gümrük vergisi veya tarifesi olmadan ticaret yapılmasına imkân veren Gümrük Birliği (GB) Kararı (anlaşma) 31 Aralık 1995’ten beri yürürlükte. Anlaşma sayesinde sanayi mamulleri, her iki taraf arasında herhangi bir gümrük kısıtlaması olmaksızın satılabiliyor. Ancak bahse konu muafiyet ziraî mamuller gibi temel ekonomik mamuller için geçerli değil.

Üçüncü devletlerden yapılan ithalata müşterek bir dış tarife uygulanması ve müşterek ticaret politikalarının uygulanması anlamına da gelen mevcut anlaşma aynı zamanda Türkiye ve AB Üye Devletleri arasındaki ticaret ve yabancı doğrudan yatırım ilişkilerini kolaylaştırıyor.

GÜMRÜK BİRLİĞİ VE DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN

GB’nin artıları, eksilerinden daha fazladır. Türkiye’de ‘ithal ikamesi’ döneminde devletin himayesinde ayakta kalabilen sanayiciler, Gümrük Birliği ile ayakları üstünde durmayı öğrenmiş, kabiliyetlerini geliştirmiş ve tekstilden otomotive kadar farklı sektörlerde dünya ile rekabet etme yolunda mesafeler kat etmiştir. Mübalağa gibi gelmesin, amma velakin Tansu Çiller’in Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde bu anlaşmaya imza atılmasaydı muhtemelen hâlâ doğan görünümlü şahinler (TOFAŞ’ın kuş serisi otomobillerinden) için altı ay sonrasına sıraya giriliyordu.

Hal-i hazırda 100 dolarlık ihracat gelirinin yarısı AB pazarından elde ediliyor. Toplam ithalatta ve doğrudan yabancı yatırımlarda aynı oran Avrupalı şirketler lehine yüzde 70’e yaklaşıyor. Dolayısıyla GB’nin sunduğu cazip şartlar her iki taraf için faydalı olmuş, ticaret de tabii olarak katlanmıştır.

Türkiye’nin 2014’ten itibaren anlaşmanın güncel şartlar muvacehesinde yeniden tanzim edilmesi talebi Brüksel nezdinde makul karşılanmış ve müzakerelerin 2017’de neticeye bağlanacağı ilan edilmişti.

AB ‘TİCARÎ KOZU’ MASAYA SÜRDÜ

Güncelleme faslında mühim hadiseler yaşanabilir. Bu talebin gündeme geldiği günlerde Türkiye bugünkünden çok daha demokratikti ve AB mefkûresine daha yakındı. Mamafih 20 Temmuz 2016’dan itibaren demokrasi ve insan haklarının üzerine karabasan gibi çöken OHAL rejimi, AB normları ile taban tabana zıt. Türkiye’nin tam üyeliğine destek veren Avrupalı dostların sayısı günden güne azalırken dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönen Türkiye’ye bakış açışı çok değişti. GB anlaşmasını sadece ticarî veçhesi ile müzakere etmek Avrupa’nın kendisini inkâr etmesi manasına gelir ki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) bunun böyle olmayacağı net bir dille ifade edildi.

AVRUPA PARLAMENTOSU O RAPORU ONAYLADI

Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye’nin hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda geriye gittiğini belirten raporu onaylayarak OHAL uygulamalarını tasvip etmediğini tekrarladı. Raporda 16 Nisan referandumundaki değişikliklerin 2019 seçimleriyle hayata geçmesi halinde AB katılım müzakerelerinin askıya alınması çağrısının yer alması da not edilmeli. Devamı var… AP kararında, AB’nin en mühim kozu olan Gümrük Birliği’nde herhangi bir iyileştirme için Türkiye’de siyasî ve hukukî iklimin AB ile uyumlu hale getirilmesinin icap ettiği belirtildi.

HENÜZ 16 NİSAN’I KABUL ETMEDİLER

AP Türkiye raportörü Kati Piri, 16 Nisan referandumuna dair AB’nin “Beynelmilel gözlemcilerin raporunu bekleyeceğiz.” beyanına rağmen AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin, “Referandum sonuçlarını kabul ediyoruz.” açıklamasını da ‘rahatsız edici’ olarak niteliyor.

Türkiye’nin her zaman insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile alakalı başlıklarda eksikleri olduğuna dikkat çeken Piri, “16 Nisan referandumuyla beraber özgür ve adil seçim yapma geleneğinden kopuş yaşandı. 2019 seçimlerinde bunun tekrarlanmaması için AB daha sert tavır takınmalı.” değerlendirmesinde bulunuyor.

TÜRKİYE ÖNGÖRÜLEMEZ HALE GELDİ!

‘Sert tavır’ deyince kavga gürültü anlaşılmasın. Yumuşak güç (soft power) zannedildiğinden daha tesirlidir. AP’nin raporu ve tavsiyesinin hülasası şu: AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşması, insan hakları ve temel özgürlükler esas alınarak güncellenebilecek. Anlaşmanın sadece ticarî ve iktisadî çerçevede müzakere edilip imzalanması kabul edilemez.

Piri’nin BBC’ye verdiği mülakatta geçen şu cümlelerin altını çizdim: “Şu safhada, eğer Türk hükümeti üzerinde hala elimizde koz varsa, itibar kaybettiğimiz için bu katılım sürecinde değil, ekonomik tarafta. Dolayısıyla Gümrük Birliği çok önemli. İki tarafın iş ilişkisi kurması için gereken standartların yerine getirilmesi şart. Türkiye öngörülemez bir hale geldi. Yargının durumunun Türkiye ekonomisi üzerinde etkileri var. Evrensel standartların sağlanmasıyla ilgili. Özgür mahkemelerin varlığı, sadece uluslararası şirketler değil, Türk kuruluşlar için de elzem.”

AKPM KARARININ TUZU BİBERİ OLDU

İnsan hakları ihlallerindeki artış sebebiyle 13 sene sonra Ankara’yı yeniden siyasî teftişe tabi tutma kararı alan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, (AKPM), Türkiye’yi Rusya, Arnavutluk ve Azerbaycan ile aynı kategoriye dahil etmişti. Bu geriye gidiş değil de nedir!

AKPM şoku atlatılamamışken en son AP’nin aldığı karar da gösteriyor ki AB, müzakerelerde yeni fasıl açmak bir yana Gümrük Birliği’ne de demokratikleşme şartı getirdi. Bir başka ifade ile daha evvel AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı memleketlere Türkiye’nin de gümrük vergisi ödemeden mal satıp satamayacağını konuşmak için çok erken.

Bayram konuşmasında bile kürsüden kin ve nefret saçan, halkı muhbirlik yapmaya davet eden AKP lideri/Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan, OHAL’i kaldırmadığı müddetçe Gümrük Birliği iyileştirmesinin AP ve AB Konseyi tarafından onaylanma ihtimali yok denecek kadar az.

ERDOĞAN’IN İHTİRASI GB’NİN SONUNU GETİREBİLİR

Erdoğan tek adamlık hülyasına bu kadar yaklaşmışken OHAL rejiminden geri adım atmayacağına göre Türkiye, GB müzakerelerinden ağır bir bedel ödeyerek kalkabilir. Anlaşmanın iptali ya da muhtevasının daraltılmasının sebebiyet vereceği tahribatı düşünmek bile istemiyorum.

Megafon diplomasisinden ısrarla uzak duran AB, Erdoğan’ın ‘mülteci tehdidine bu sefer boyun eğmeyeceğini, hatta masaya ilave şartlar getireceğini ifade etmiş oldu.

Başkanlık seçimini kazanabilmesinin ekonomiyi toparlamasına bağlı olduğunu gayet iyi bilen Erdoğan, bunun için AB’nin desteğine muhtaç. Buna rağmen Brüksel’den gelen ‘Derhal demokrasiye dönmezseniz para da yok üyelik de’ mesajına Erdoğan’ın, “Bizim için yok hükmündedir, tanımıyoruz” nevinden bildik sözlerle mukabelede bulunması Türkiye için kıyametin başlangıcı olur.

AB bu defa açık ya da zımnî tehditlere pabuç bırakmayacak kadar kararlı. Ev ödevini yazıp verdiler. Şimdi sıra, “AB eksiklerimizin neler olduğunu bize söylesin, süratle tamamlayalım.” diyen Erdoğan’da.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.