‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’ ızdırabını, başkan Görmez de hissediyor mu?

Geçtiğimiz günlerde Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde gerçekleştirilen ‘İlim ve Ahlak Zemininde İslam’ı Anlamak’ isimli konferansta konuşan eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Türkiye’deki dindar kesimin nasıl yozlaştığını gözler önüne seren önemli açıklamalarda bulundu.

Bardakoğlu, Müslümanlıkla ahlakın birbirinden ‘hayli’ ayrıldığı konusunda yakındı.

Yakın zamanda tanıdığı ve ismini vermediği bir hoca arkadaşının şu araştırmasına da dikkat çekti: “Bir soruya canım çok sıkıldı. Soru şuydu: ‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?’ Cevap verenlerin yüzde 70’i ‘hayır gerektirmez’ cevabını verdi.”

Aslında Bardakoğlu’nun konuşması, şu anki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in konuşmalarına, icraatlarına kıyasen önemli. Zira bir yandan; ehli sünneti temsil eden, 160 ülkede Türkiye’nin milli, dini ve kültürel değerlerine hizmet eden bir Hizmet hareketini firak-ı dalle ilan eden bir DİB başkanı, diğer tarafta ise; ‘dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’ cevabı karşısında canı sıkılan, mustarip olan bir eski DİB başkanı.

Görmez, enerjisini, altındaki son model makam aracı ile Türkiye dindarların bünyesine musallat olan, ‘dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’ ‘marazı’nı izaleye harcayacağına, aksine, ‘millleti nasıl olurda bu Hizmeti-haşa- ehli sünnet akidesinden, çizgisinden çıktığı konusunda ikna ederim’ meselesine harcıyor. Bu fitneyi körükleyip, alevlendirmek için ülke ülke, şehir şehir geziyor, resmi bildirgeler yayınlıyor.

BAŞKAN GÖRMEZ, DİNDEN ZİYADE SİYASETİN GÜDÜMÜNDE

DİB Başkanı Mehmet Görmez, dinden ziyade Sarayın güdümünde olan hizmetkar bir din adamı vazifesi görüyor. Eski meslektaşı Bardakoğlu gibi ‘dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’ diyenlere de pek canı sıkılmıyor gibi. Hırsızlığın İslam’daki yerine ilişkin merkezden diğer camilere hutbeler tertip etmiyor. Suçsuz insanları hapsetmenin, helal kazançla kazanılan malların üzerine haramiler gibi çökmenin dindeki yerine değinmiyor. Bir din adamı olarak uyuşturucu bataklığına düşmüş gençliğin derdi ile dertlenmiyor. Yurtdışında görev yapan DİP imamlarını iktidardaki parti için ajan olarak kullanıyor. Vakıflarda ve kurslarda patlak veren çocuk öğrencilere cinsel taciz gibi sapıklıklara çıt çıkarmıyor. Tamamen İslamcıların siyasi çıkarlarına alet olan bir din adamı profili sergiliyor.

‘BEN EN GÜZEL AHLAKI TAMAMLAMAK İÇİN GÖNDERİLDİM’

Ülke, Müslüman nüfusun en fazla yaşandığı, Türkiye. Yönetici konumunda bulunan, yolsuzluğu, hırsızlığı, zulmü tescillenmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ‘dindar görünümlü’ AKP. Yönetilenler yığınlar ise, ‘dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’, ‘çalıyorlar ama çalışıyorlar’, ‘herkesin var, bizim de bir diktatörümüz olsun’, diyen Türkiye insanı. Peki, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” ve “İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanınızdır…” hadisleri ile beraber; “Her halde Sen ilahi ahlakın en yücesi üzerindesin” ayetine mazhar ve serfiraz kılınan büyük nebi Hz. Muhammed’in (sav) yolunda olmak ne anlama geliyor?

Aslında, hala, var ise şayet, vicdanı tefessüh etmeyen, dilsiz şeytan olma konumuna düşmekten çekinen hocalar, aydınlar, ilahiyatçılar, bu yığınlara yukarıdaki hadislerin mefhumu muhaliflerinin ne anlama geldiğini uzun uzadıya anlatması gerek. Aksi taktirde ‘dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirmez’ şeklindeki çarpık bir düşünceye sahip yığınların -Allah korusun- Efendimiz’in (sav) mübarek Sünnetinin aksine amel etme tehlikesi ile karşı karşıyalar!


Originally published at www.tr724.com on May 17, 2017.

Like what you read? Give Tr724 a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.