Diyojen Bugünlerde Yaşıyor Olsaydı… Belki de Yaşıyordur?

Ayşe Pınar

Meşhur filozoflardandır Diyojen. Onun birçok filozoftan farkı, düşünceleriyle değil yaşam tarzıyla öne çıkmasıdır. Gerçek erdeme ulaşmak için açgözlülüğe, hırsa ve ahlaksızlığa karşı savaşmak gerektiğini savunan ve bunun için medeniyete savaş açan ‘kinizm’ akımını benimsemiştir. Diyojen’in bu akımı daha üst noktaya çıkardığı söylenir.

Dünya nimetlerinden ve medeniyetten kendini o kadar soyutlar ki, üzerine sadece önden ve arkadan uzun bir pelerin giyer ve sokakta fıçı içinde yaşamaya başlar. Artık ne bir evi ne de bir kıyafeti vardır. Dünya malına dair sadece su içmek için bir tası olduğu söylenir. Fakat etkili hitabı ve hazır cevaplılığıyla kısa bir sürede ünü şehre yayılır. Bir fıçı içinde, bilge bir adam yaşadığını öğrenenler onu merak edip ziyaretine gelir.

İSKENDER OLMASAYDIM…

Ne kadar doğrudur bilinmez ama Diyojen ve İmparator Büyük İskender arasında geçtiği söylenen şu olay pek meşhurdur. İskender’in babası Kral 2. Philip, Corinth’i ele geçirdikten sonra şehirden geçerken herkes önlerinde elpençe divan, dalkavukluk sırasına girer. O sırada insanların içinde, etrafında olup bitenleri hiç umursamayan Diyojen, ayaklarını uzatmış yatıyordur. İskender, dikkatini çeken bu garip adama yaklaşır ve aralarında şu konuşma geçer:

İskender: Benim kim olduğumu biliyor musun? Ben İskenderim! Diyojen: Ben de Diyojenim. İskender: Ben Makedonya Prensiyim. Nasıl olur da bana selam vermezsin? Diyojen: Niye selam vereyim ki? Sen benim esirimin esirisin. İskender: Ne demek istiyorsun? Diyojen: Bak ben nefsimi kendime esir ettim. Onun istediği hiçbir şeyi yapmıyorum. Hiçbir dünya nimetinde gözüm yok. Oysa sen nefsine esir olmuşsun ve gözün altınlarda, güçte, toprakta ve parada. İskender: Böyle konuşuyorsun ama benden hiç korkmuyor musun? Diyojen: Sen nesin? İyi misin, kötü müsün? İskender: İyiyim tabi ki…

Diyojen: Neden iyi bir şeyden korkayım ki?

İskender: Peki, seni sevdim. Dile benden ne dilersen.
 Diyojen: Güneşimi kapatıyorsun. Gölge etme, başka ihsan istemem!

Bu konuşma üzerine İskender yanındakilere, “Eğer İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim” diyecek kadar etkilenir ondan.

DÜRÜSTLÜK ARADI HEP

Kalabalıklar içinde yalnızlığı seçen Diyojen, bunun sebebini yine kendi yöntemiyle anlatır insanlara. Atina sokaklarında gündüz vakti elinde fenerle dolaşır, niye fener yaktığını soranlara şu cevabı verir: “Dürüst insan arıyorum, insan!”

Ondan 1500 sene sonra yaşamış olan Mevlâna, Divan-ı Kebir Beyiti’nde Diyojen’den şöyle bahseder:

“Dün şeyh, şehrin çevresinde, elinde bir mum dönüp duruyor,

Şeytandan, devden usandım; insan istiyorum, insan diyordu.

Biz de çok aradık dediler, bulunmuyor. Dedi ki: O bulunmuyor dediğiniz yok mu, işte onu istiyorum ben.”

İşte bugün de elinde dünyalık hiçbir şeyi kalmayan devrin Diyojenleri, ellerinde birer fenerle adamsızlığın içinde adam arıyor. Zihnindeki ‘dünyası her şey olanın ahireti berbat olur’ düşüncesini iyice özümsüyor. Yudum yudum içiyor yalnızlığı. Minnetsizliğin, vakarın ve dik duruşun dimağa verdiği hazzı tadıyor. Yalanın, dalkavukluğun, cehaletin ve alçaklığın çukuruna tiksinerek bakıyor yükseklerden.

TRİLYONLAR VERSELER ÖĞRENEBİLİR MİYDİ?

Bir valizine hayatını sığdıranları anladığını sanıyordu belki ama şimdi bizzat yaşayarak bunun ne demek olduğunu mıh gibi kazıyor aklına. Hayatını kuşatan masivanın, misafir odasına dizdiği pahalı oturma takımının, mutfak dolaplarına doldurduğu tabakların, el dokuması kıymetli halısının, duvardaki pahalı tablosunun ne denli kıymetsiz olduğunu ciğerlerine kadar idrak ediyor. Ve gerçek kardeşin kan bağıyla olmadığını aynel yakin müşahede ediyor. Allah’ın kendisine verdiği dünyalık malları, Allah’ın hesabını sormamak için dünyada aldığına şükrediyor. Yalan, iftira ve hırsızlığın getirdiği saltanat yerine, dürüstlüğü ve ahlakıyla bir fıçı içinde yaşamayı tercih ediyor. Var mı böylesi zenginlik? Trilyonlar verseler öğrenebilir miydi bu dersi, terbiye edebilir miydi nefsini?

Oysa şimdiki gelinen noktadaki terbiyeyle başlamıştı her şey. Eşitlenmek için tekrar bir terbiye potasından geçmek gerekiyordu. Ne demişti asrın tabibi Bediüzzaman; “Evet, dünyaya ait işIer, kırıImaya mahkûm şişeIer hükmündedir… HazırIanınız; başka, daimî bir memIekete gideceksiniz. ÖyIe bir memIeket ki; bu memIeket ona nispeten bir zindan hükmündedir… ”

Son olarak Diyojen’in aslen Sinoplu olduğunu hatırlatalım. Hatta bir heykeli bile vardır Sinop’ta. Yani Anadolu topraklarından ümidi kesmemeli. Kesmemeli ki, hem kadın hem erkek yeni Diyojenlerin fikirleri tekrar filizlenip yeşersin… Ve ilerde kendilerine gelen dünyalık tekliflere karşı cevabı, “Gölge etme, başka ihsan istemez” olsun…


Originally published at www.tr724.com on March 16, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.