Ekonomik kriz beklentisi ne kadar gerçekçi?

Dr. Cem Ünal

Ekonomik kriz ifadesi acaba herkes için aynı anlama mı geliyor? Biri krizden ‘devalüasyon’u anlarken‚ bir diğeri ‘şirket iflasları’nı‚ bir diğeri ‘bankaların TMSF’ye devredilmesi’ni anlamaktadır.

Ya da kriz bunların hepsini mi kapsar?

Sizleri çok sıkmadan biraz teorik bilgiler aktarmak istiyorum. Genel kabul edilen anlayışa göre finansal krizler üçe ayrılmaktadır.

Dış Borç Krizleri: Kamu ve özel kesimin dış borçlarını ödeyememesi durumunda ortaya çıkar.

Bankacılık Krizleri: Banka iflasları yaşanınca veya mali gücü zayıflayan bankalara devletin müdahale etmesi sonucunda oluşur.

Para Krizleri: Ulusal para biriminin değerini düşüren spekülatif ataklar ve döviz kurlarının aşırı oynak olması nedeniyle Merkez Bankası müdahaleleri sonucunda rezervlerin erimesi sonucunda ortaya çıkar.

Bu krizlerden‚ “Dış Borç Krizi”ne Türkiye olarak henüz şahit olmadık. Esasında dış borç krizi ile o ülke teknik olarak iflas etmiş ve borçlarını ödeyemez durumuna gelmektedir. Komşumuz Yunanistan’ın yakın zamanda‚ Rusya ve Arjantin’in de daha önceki yıllarda kamu borçlarını ödeyemeyerek “moratoryum” ilan etmeleri bu türden krize en güzel örneklerdendir.

BANKACILIK KRİZLERİNE AŞİNAYIZ

Türkiye olarak en aşina olduğumuz kriz türleri ise bankacılık krizleri ile para krizleridir. Bu iki kriz türünün birçok ortak noktası olduğu için‚ aslında birbiri içine girmiş bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Aralarındaki en büyük fark ise bankacılık krizlerinin ekonomiye etkilerinin daha fazla olması ve dolayısıyla daha uzun sürmesidir.

Şimdiye kadar yaptığımız tanımlardan şu sonucu çıkarabiliriz. “Esnaf kepenk kapatıyor!” “Protestolu Senet Sayısında Müthiş Artış!” gibi haberleri okuyan ortalama bir gazete okuyucusu veya sosyal medya takipçisinin ‘kriz çıkacak’ dediğinde ifade etmek istediği kriz türü bunlardan hiçbirine doğrudan girmemektedir.

KRİZ DEĞİL ADALETSİZLİK

Zira bu tür haberler piyasada krizden ziyade ‘gelir adaletsizliği’ veya ‘gelir paylaşımı’ ile ilgilidir. Bir esnaf iş yerini kapatırken‚ başka bir girişimci yeni bir dükkân açmaktadır. Veya protestolu senetler bazen ödeme gücünden ziyade ‘iş ahlakı zaafiyeti’nden de kaynaklanabilmektedir. Ancak şu ifade edilmek isteniyorsa‚ bu durum bankacılık krizine yol açan önemli göstergelerden biridir: “Reel sektörün finansal gücü gittikçe kötüleşiyor‚ şirketler belirsizlikte önlerini göremiyorlar ve bankalara olan borçlarını ödeyememeye başladılar”

KRİZ NASIL OLUR?

Finansın duayeni kabul edilen Mishkin, 1997 tarihli çalışmasında dünyada yaşanan finansal istikrarsızlığın ve dolayısıyla ekonomik krizlerin temelini 4 nedende toplamıştır. Gerçekten de gerek global çapta gerekse de Türkiye’de ortaya çıkan istikrarsızlıklar incelendiğinde bu 4 ana neden ile karşılaşmaktayız:

1- Faiz oranlarındaki artış.

2- Banka bilançolarının bozulması.

3- Menkul kıymet borsalarının çöküşü.

4- Belirsizliklerdeki artış.

Bu nedenler hem gelişmekte hem de gelişmiş olan ülkeler için geçerlidir. Bu göstergelerin ortaya çıkması reel sektör şirketlerin ve bireylerin ekonomik faaliyetlerini azaltarak‚ bankalara olan kredi borçlarını geri ödeme kabiliyetini bozarak bankacılık krizine neden olmaktadır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu problemlerin artması ilk olarak döviz kurlarını etkileyerek önce parasal krize sonra da bankacılık krizine neden olmaktadır. Zaten Türkiye’de krizlere bakıldığında parasal kriz ile bankacılık krizinin iç içe geçtiği görülmektedir. Ancak bu noktada unutulmaması gereken nokta krizlerin ortaya çıkış süresidir. Gerek bu nedenlerin ortay çıkış süreci gerekse de bu nedenlerin kriz ile sonuçlanması süreci çok kısa sürede gerçekleşen olaylar değildir.

Peki yukarıdaki kriterlere göre bir ekonomik krizin eşiğinde miyiz?

1- Faiz Oranlarındaki Artış: Merkez Bankası Ocak 2017 tarihinden beri kur artışını kontrol edebilmek için yapması gereken en etkili ve en önemli politika aracı olan faiz artırımını “çaktırmadan” gerçekleştirdi ve bu artışın devamı da gelecek. “Çaktırmadan” diyorum çünkü AKP hükümeti her alanda olduğu gibi burada da “iki yüzlü” bir politika uygulamaktadır. Tabanına karşı faiz lobisi söylemleri ile faiz ile mücadele ettiğini‚ faizleri kesinlikle artırmadığını söylerken‚ Merkez Bankası üzerinden finans okuryazarlığı olmayan insanların kesinlikle anlamayacağı “istisnai yollar”la faizleri sürekli arttırmaktadır. Ocak 2017’den beri faiz artışı yaklaşık %12 oranında artmıştır. AKP seçmenlerine karşı açık yüreklilikle söyleyemese de‚ faizleri zımni arttırarak‚ ciddi anlamda gelen parasal krizden manevra ile kurtulmuştur.

2- Banka Bilançolarının Bozulması: Bankalar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde finansal sistemin en önemli ve hayati unsurudur. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bankacılık kesiminde yaşanan sorunlar doğrudan ekonomik krizlerin ve istikrarsızlığın nedeni olmaktadır. Bu önemine binaen bankalar‚ dünyanın her tarafında en kurumsal‚ ciddi ve ağır düzenlemelere tabi kılınmaktadır.

Türk bankalarının bilançolarındaki en önemli varlık kalemi kredilerdir. Dolayısıyla verilen kredilerin sorunlu hale gelmesi‚ bankaların bilançolarının bozulması anlamına gelmektedir. Peki bankaların verdikleri kredilerin ne kadarı geri ödenmeyerek sorunlu hale gelmiştir? Ya da sorunlu olması ihtimali olan krediler ne kadardır? BDDK verilerine göre sorunlu kredilerin toplam kredilere oranı %3‚11’dir. Bu oran normal sınırlar içerisindedir. Ancak bu verinin ne kadar gerçek olduğu ciddi bir soru işaretidir. Çünkü kredilerin geri ödenme kabiliyetinin olup olmadığı ciddi “denetimler” sonucunda belirlenir.

En büyük fonksiyonu bankaları ciddi olarak denetleyip düzenlemek olan BDDK’nın bu fonksiyonunu yerine getirip getirmediği tartışmalıdır. İdari bağımsızlığını tamamen kaybeden ve AKP’nin bir “ajansı” haline gelen BDDK’nın hiçbir ağırlığı ve etkinliği kalmamıştır. Bank Asya’ya el koyma misyonunu yerine getirdikten sonra BDDK’nın sesini duyan var mı? Onlarca tecrübeli‚ eğitimli ve kriz tecrübesi olan personelin TCMB‚ BDDK‚ SPK gibi kurumlardan atıldığı bir ortamda‚ hangi çalışan denetim yapabilir? Yandaşlara verilen kredilerin sorunlu hale geldiğini rapor haline getirebilir mi? Sadece kamu bankaları kullanılarak usulsüz verilen krediler ne kadardır? Özel bankalara baskı yapılarak verilmemesi gereken kredilerden ne kadarı batmıştır? Tüm bunların tespit edildiğini bir an varsaysak bile hangi yönetici bu tespitlerin gereğini yapar? Hangi yönetici sorunlu kredi kullandıran bankaya mevzuat gereği ceza verebilir? Kariyerlerini işten atılanların boşluğuna bina edenler bu konuda bir adım atar mı? Onlar için tek bir gerçek vardır: “Yaşasın padişahım‚ yaşasın ikbalim!!”

Sonuç olarak‚ banka bilançoları sağlıklı gözükse de bu durumun “makyajlı” olma ihtimali çok yüksektir. Bankacılık sektörünün ve bilançolarının sağlıklı olup olmadığı ancak tarafsız‚ teknik ve yoğun bir denetim sonucu anlaşılabilecektir. Ancak şu da bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır: 2001 krizinden sonra Kemal Derviş önderliğinde alınan köklü ve sağlam reform kararları ile Türk bankaları ciddi anlamda güçlenmiştir. Bu başarıyı kendi icraati gibi sahiplenen AKP hükümeti‚ şimdiye kadar bankacılık tarafında bir sorun yaşamamıştır. Zira bankacılık sektörünün temelleri o dönemde gerçekten iyi atılmıştır. O temellerin ne kadar zarar gördüğü ise dediğimiz türden bir gözden geçirme ile anlaşılabilir.

3- Menkul Kıymet Borsalarının Çöküşü: Borsa AKP’nin ekonominin iyi olup olmadığını anlamada başucu referansı olarak kullandığı en önemli göstergelerden biridir. AKP kurmaylarının sığ bir bakış açısı ile borsa verileri yüksekse ekonomi iyi yolda‚ düşükse kötü durumdadır. Bu konuda olumsuz bir gelişme gözükmemektedir. Bazen artan bazen düşen İMKB‚ mevcut durum itibariyle bir krizi tetikleyebilecek potansiyele ve güce sahip gözükmemektedir.

4- Belirsizliklerdeki Artış: Bu kavram‚ siyasal belirsizlikten hukuki belirsizliğe kadar geniş bir ölçeğe sahiptir. Normal demokratik ve hukuki bir yönetim anlayışının askıya alındığı ve yakın bir gelecekte de kaldırılmayacağı anlaşılan OHAL ortamında ekonomideki belirsizliklerin mevcudiyeti ve artış trendi sürpriz değildir. Ekonomik faaliyetlerin sağlıklı işleyebilmesi için global düzeyde kabul edilmiş olan ve ülkelerin anayasaları ile güvence altına alınmış çok önemli haklar vardır. Mülkiyet hakkı‚ eşitlik‚ kanunilik gibi olmazsa olmaz haklar maalesef Türkiye’de ayaklar altında sürüklenmektedir. Ekonomide ve ticari hayatta yakın geleceğin planlanamaması şeklinde özetlenebilecek “belirsizlik” kavramı çok önemli bir tehdit olarak karşımızda durmaktadır.

SONUÇ: İnsan hakları‚ anayasal haklar‚ demokrasi‚ hukuk‚ adalet‚ ifade özgürlüğü gibi temel değerlerdeki erezyonu ve ihlalleri önemsemeyen bir topluluk‚ ateşin ucu kendi “cebine” dokununca uyanır mı emin değilim.

Ekonomik bir kriz uyuyan maymunun gözünü açar mı‚ efsunlanan insanlar kendilerine gelirler mi bilemiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim Türkiye olarak geçmişte yaşadığımız bankacılık ve para krizi gibi ekonomik krizlere baktığımızda‚ süreç uzun zaman almaktadır. Türkiye maalesef global düzeyde bir üretim ekonomisine sahip değildir. Ancak‚ kalabalık ve genç nüfus ile tüketim üzerinden dahi ekonomik faaliyetler bir şekilde devam etmektedir.

Sosyal medyada okuduğumuz iflas‚ protestolu senet‚ sorunlu kredi kartları gibi haberler orta ve uzun vadede ekonomik istikrarsızlığın öncüleri olsalar da‚ kısa vadede bir ekonomik krize neden olmazlar. Bunlar daha çok ekonomik adaletsizlik ve gelir dağılımı ile ilgili haberler olarak değerlendirilmelidir. Bu haberler üzerine kriz analizleri inşa edilmemelidir. Ekonomik krizler bugünden yarına olagelen olgular değillerdir. Ancak ortaya çıktıklarında da aynı şekilde etkileri hemen gitmezler. Ciddi siyasi ve sosyal sonuçları vardır.

Türkiye’de şu ana kadar yaşanmış krizlerin ana üssü olan bankacılık sektörü‚ 2001 yılında Kemal Derviş tarafından gerçekleştirilen reformlar sayesinde bugüne kadar sağlam bir şekilde gelmiştir. Açıklanan resmi rakamlar ile bankacılık sektöründe bir sorun gözükmüyor olsa da‚ bu rakamların doğruluğu konusunda kimse emin değildir. Tıpkı hesaplama şekli değiştirilen GSYM‚ enflasyon ve diğer makroekonomik göstergelerde olduğu gibi. Ekonomide devlet tarafından rakamlarla gizlenen bir bozulma olma ihtimali çok yüksektir.


Originally published at www.tr724.com on June 23, 2017.