Erdoğan’ın eline yüzüne bulaştırdığı ‘kreatif kaos’ stratejisi

Tarihi bir realitedir. Diktatörler, mutlak anarşiden başlayarak liberal düşünceye varıncaya kadar farklılıklara alan açan her türlü özgürlük düşüncesi ve düzeninden nefret ederler. Her şeyin yerinin belli olduğu katı hiyerarşik bir düzeni tercih eder ve çok severler. Tabii, bahsedilen düzen kendi düzenleri ise.

Diktatörler, başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmemek kaydıyla, isteyenin istediğini gönlünce yapabildiği özgür toplumları, insan onur ve haysiyetine değer veren düzenleri sevmezler. Ama, paradoksal bir şekilde, kendilerinin hiçbir kurala tabii olmaksızın her istediklerini yapabilecekleri bir düzen kurmak isterler. Kendilerini (haşa) ‘kadir-i mutlak’ gibi konumlandırıp bila kayd-u şart her istediklerini yapabilecekleri bir düzeni kurmanın yolu ise bellidir: Kaos çıkarmak, yıkmak, korku ve güvensizlik pompalayarak kitleleri sığınabilecekleri bir kurtarıcı bekler hale getirmek.

Astığı astık, kestiği kestik yeni bir düzen kurmak için kontrollü bir kaosa bel bağlamak yeni bir yöntem değil. Dünya siyasi tarihinin yanı sıra Türk siyasi tarihinden de buna bolca örnekler bulmak mümkün. 31 Mart Vakası’ndan tutun da, 1980 öncesi sağ-sol kavgasında kan gövdeyi götürürken darbecilerin “şartların olgunlaşmasını beklemesi” vs. gibi. Eski hali muhal hale getirip sınırsız yetkilerle yeni bir düzen kurmayı amaçlayan bu tür yöntemlere ‘kreatif kaos’ stratejisi adı verilebilir.

‘KREATİF KAOS’ YA DA YAPMAK İÇİN YIKMAK

Çağrışımları itibariyle iki zıt kavramın bir araya getirilmesiyle oluşturulan pozitif bilimlerde ‘kreatif kaos’ terimiyle adlandırılan teori, 19. yüzyılın sonlarından itibaren sosyal bilimlerde de büyük bir etkiye yol açtı. Neticede ‘kaos’ kavramı düzensizliği ve kaotik bir durumu ifade ederken, “kreatif — yaratıcı’ kelimesi düzene sokucu, inşa edici, var edici gibi olumlu çağrışımlara sahip. Kısaca, yapmak için yıkmak olarak da tanımlayabiliriz bu kavramı.

Yine de ‘yapmak için yıkmak’ tanımı kendi başına bir değer yargısına ulaşmamıza imkân vermez. Burada asıl önemli olan neyi ne için ve hangi amaçla yıktığınız ve yerine neyi hangi amaçla getirmeye çalıştığınızdır. Her statüko, üzerine titrenilmesi gereken bir değer olamayacağı gibi kaos üzerine inşa edilen devrimsel süreçlerle kurulan her düzen de peşinen doğru olanı temsil etmeyebilir.

Bir siyaset stratejisi olarak ‘kreatif kaos’un uygulanması büyük bir siyasi maharet gerektirdiği gibi böyle bir stratejiden umulan neticenin alınabilmesi sınırsız sayıdaki değişkenin kontrol edilmesi imkânsız etkilerine bağlıdır. Kendinize göre kendi düzeninizi kurmak için tetikleyeceğiniz bir kaosun yaratacağı sonuçlar her zaman istediğiniz şekilde olmayabilir. Saddam Hüseyin, kendi liderliğinde pan-Arabist bir Ortadoğu düzeni için kollarını sıvayıp bölgede türlü kaoslar çıkarmıştı. Amacına ulaşamadığı gibi ülkesini kaybetmek, halkını sonu gelmez bir karmaşaya terk etmek ve kendi kellesini vermek zorunda kalmıştı.

ARAP İSYANLARININ HEDEFLERİ İLE VARDIĞI YER ARASINDAKİ UÇURUM

Küresel bir düzen kurmak üzere daha büyük bir kaosun peşine düşen Hitler ve ülkesinin başına gelenleri ve dünyaya çıkardıkları ağır faturayı bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Ya da çok büyük iddialarla yola çıkıp kaos üzerine inşa ettikleri yeni rejimleriyle dünyaya yeni bir nizamat verme iddiasındaki İran’ın türlü bölgesel ve küresel revizyonist söylem ve hamlelerinin sonuçlarının İran için hayırlı olduğunu kim iddia edebilir?

Edward N. Lorenz’in ‘kaos teorisi’nden geliştirilen ‘kreatif kaos’ stratejisinin, kontrolü imkânsız sınırsız sayıdaki değişkenin peşinen tahmini imkânsız olan etkilerinden dolayı her zaman hedefine ulaşması mümkün olmayabilir. Mesela, 2011 başlarında yayılan Arap isyanlarının ‘kreatif kaos’ yoluyla hedefledikleri ile vardığı hazin yer arasındaki derin uçurum ortadadır. Çünkü, ‘kreatif kaos’ kavramına eşlik eden bir de ‘kelebek etkisi’ kavramı vardır ki, hedefe ulaşma sürecinin ne tür etkilere maruz kalabileceğini açıklamakta mükemmeldir. Bu yaklaşıma göre, en incelikli strateji ve planların bile kaderi bu tür etkilere ve tahmin edilemeyecek sonuçlara itmesine alabildiğine açıktır.

AMERİKA’DA FIRTINAYA SEBEP OLAN ÇİN’DEKİ KELEBEK

Bu yüzden, ‘kreatif kaos’ stratejisinin en belirgin özelliklerinden biri ‘kestirilemez determinizmi’dir. Yani, strateji ne kadar iyi modellenirse modellensin tek bir hata ya da kontrol dışı basit bir etki amaçlananın tamamen dışında bambaşka sonuçlara yol açabilir. ‘Kelebek etkisi’ teorisi de zaten burada devreye girer. Çok bilindik bir örnekle “Çin’de kanat çırpan bir kelebek, ABD de bir fırtınaya neden olabilir,” denilebilen bir dünyada tetikleyeceğiniz bir ‘kreatif kaos’ üzerinden arzu ettiğiniz bir düzeni kurmanın garantisi yoktur. Üstelik kontrolden çıkabilecek bir sürecin sonuçları tahminlerin çok fevkinde olabilir.

Bu duruma en güzel örneklerden biri olarak 1861–1865 yılları arasında yaşanan Amerikan İç Savaşı verilir. Savaşın bir şamasında köleliğin kalkmasını ve federasyon isteyen kuzey eyaletleri, köleliğin devamını ve konfederasyon isteyen güney eyaletlerinin limanlarını ablukaya alırlar. Bu durumda, güney eyaletleri İngiltere ve Rusya’ya yaptıkları pamuk ihracatını sürdüremezler. Oysa, 19. asrın en önemli sanayilerinden birisi tekstildir.

Bunun üzerine Rusya ve İngiltere pamuk yetiştirebilecekleri alanlar araştırmaya başlar. Rusya, pamuk üretimi için çok elverişli olan Orta Asya’yı baştan sona işgal eder. İngiltere ise, yine pamuk ihtiyacını karşılamak için Hindistan’ın Doğu kısımlarını işgale girişir. Yani dünyanın öbür ucunda çıkan bir iç savaş dünyanın bir başka köşesinin haritasını, ticaret şeklini ve toplumsal ilişkilerini değiştirir. Zaten ‘kelebek etkisi’ de bir sistemin başlangıç verilerindeki en küçük değişikliğin bile büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Bu etkiye ‘çığ etkisi’ diyenler de vardır.

İLK GECEKONDULAŞMAYA YOL AÇAN PAMUK TOHUMU

1950’li yıllarda Çukurova havzasında bölgenin iklim koşularına dayanaklı ama verimi düşük yerli pamuk tohumundan verimi yüksek ama yağmura dayanaksız bir ithal pamuk tohumuna geçişin yol açtığı radikal sosyal değişikler de buna bir örnek olarak verilebilir. Değişen bir pamuk tohumunun bölgenin sosyal, demografik, şehir yapısını nasıl kökten değiştirerek Türkiye’deki ilk gecekondulaşmaya nasıl yol açabildiğini bu konuda yazılmış bilimsel makaleler üzerinden ibretle okuyabilirsiniz.

En önemli önermelerinden biri ‘düzen düzensizlikten doğar’ olan ‘kreatif kaos’ stratejisi, yeni bir düzen kurmak için düzensiz bir durumun, yani kaosun, olmasını şart koşar. Bununla birlikte kuramsal olarak, ulaşılan yeni düzenin kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla kestirilemez bir yöne doğru gelişebileceğini de öngörür.

Tüm bu anlatılanların ışığında gelelim günümüz Türkiye’sine. ‘Kreatif kaos” stratejisi uygulayabilmek her şeyden önce bir güç ve kabiliyet meselesidir. Yeterli gücünüz ve entelektüel kabiliyetiniz yoksa ‘ya herru ya merru’ aymazlığıyla tetikleyeceğiniz bir ‘kreatif kaos’ neticesinde arzuladığınız hedeflere ulaşmak şöyle dursun, kendinizle birlikte milyonları da bir batağa saplayabilir, elinizdekileri kaybedebilir, ağır bedeller eşliğinde tüm dünyaya rezil rüsva olabilirsiniz. Kendisi için ‘kreatif’, kendisi dışındaki herkes için alabildiğine ‘yıkıcı’ bir kaos stratejisini uygulamaya koyan Erdoğan ve avanelerinin başına gelen işte tam da budur.

BÖLGE ÜLKELERİNİN İÇİŞİLERİNE MÜDAHELE İLE YAPILAN DENEME

Daha fazla reform, demokrasi ve özgürlük vaadiyle 2011 yılında sandıktan aldığı büyük desteği ve Arap isyanlarının oluşturduğu imkanları ani bir tornistanla fabrika ayarlarına dönerek siyasal İslamcı amaçları için kullanan Erdoğan, benimsediği ‘kreatif kaos’ stratejisini önce dışarıda uygulamayı denedi. Mısır, Suriye, Irak ve Libya gibi ülkelerin içişlerine müdahale ederek, buralarda doyumsuz hırs ve ihtiraslarının dayattığı düzenler kurmak istedi.

Hiçbirisinde başarılı olamazken, Libya’nın yeni meşru rejiminin ve Irak yönetiminin gözünde Türkiye’yi düşman haline getirdi. Mısır’da ise, ülkenin kutuplaşarak yeniden kaosa sürüklenmesinde ve neticede bir askeri darbe ile yeni bir rejimin kurulmasına sebep olmakta başat rolü oynadı. Mısır da, Erdoğan ve avanelerinin şahsında, Türkiye’ye düşman bir rejim haline geldi.

Irak’taki serüveni ise daha eskilere dayanır. Hatırlanacağı gibi, 2009 seçimlerinde Ankara’da parti kurdurtacak kadar ileri giderek Irak’ın içişlerine burnunu sokan Erdoğan, seçimleri kazanan Nuri el-Maliki’yi ilk günden ‘Türkiye hasmımızdır’ açıklaması yapmaya itmişti. Ama, Erdoğan ve avaneleri felaketlerin en büyüğüne Suriye’de yol açtı. Koskoca ülke yerle bir olurken, 3,5 milyonu Türkiye’ye sığınan 10 milyon insan mülteci durumuna düşürüldü. Yüzbinlerce insan ölürken, bölge uluslararası radikal İslamcı terör örgütlerinin merkezi haline geldi. Türkiye, bir yandan, her türden radikal İslamcı terör gruplarının tehdidi altına girerken, diğer yandan bu terör örgütlerini destekleyen bir ülke durumuna düşürüldü.

GÜCÜ VE KAPASİTELERİ AZ, BEDELLERİ AĞIR

Farklı toplumsal grupları dışlayıcı Erdoğan ve avanelerinin yönetimindeki Türkiye’nin öyle bir gücü ve kapasitesi olmadığı halde bölgeselden başlayarak küresel düzende revizyonist yaklaşımlar sergilemesinin faturası ağır oldu. Erdoğan, çoğu gayr-i meşru alana ve uluslararası suçlara tekabül eden hedeflerinin ve bunların gerektirdiği illegal faaliyetlerin finansmanı için ihtiyaç duyduğu kayıt dışı (kara) paradan dolayı rüşvet ve yolsuzluklarını artırmak, uluslararası kara para trafiğinin en önemli aktörü haline gelmek zorunda kaldı.

Buna rağmen ne Suriye’de ne de başka bir yerde hedeflerine ulaşamadı. Ama bunların neticesinde Erdoğan ve çevresi kendilerini devasa bir ulusal ve uluslararası suç okyanusunun tam göbeğinde buldu. Artık, yapacak bir şeyleri kalmamıştı. Madem, bölgesel düzen üzerinden küresel düzeni uyguladıkları “kreatif kaos” stratejisi ile kafalarına göre dönüştüremiyorlardı ve bu uğurda gırtlaklarına kadar suça gömülerek ülkeden çıkamaz hale gelmişlerdi öyleyse artık ne yapıp edip benzer bir stratejiyi Türkiye’de uygulamak zorundaydılar. İktidarı paylaşmak ya da tümden devretmek zorunda kalmaları durumunda yeniden işleyebilecek bir yargı önünde yüzlerce müebbet hapisle karşılaşma riskleri olduğundan, ne pahasına olursa olsun, böyle bir şeye asla müsaade etmemeliydiler.

17/25 Aralık 2013 yolsuzluk skandalı sonrası girdikleri çıkmaz yolun bir gereği olarak daha fazla ulusal ve uluslararası suçlar işlemeye hız verdiler. İşedikleri vahim suçların hesabını hukuka vermekten kaçınmak için ‘kreatif kaos’ stratejisinin gerektirdiği her şeyi yaptılar. Mesela, bu halleriyle iktidarı asla paylaşamayacakları ya da devredemeyecekleri için 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası kaos planının en kanlı süreçlerini tetiklediler. On binlerce insanı tutukladılar, binlercesini öldürdüler, ağır bombardımanlarla insanların yaşadıkları yüzlerce yıllık şehirleri, evleri tepelerine yıktılar.

SPATULAYLA KAZININCAYA KADAR ÇAMURLAŞMAYA DEVAM

Halkı korkuttular. Canlarından, mallarından, ırzlarından emin olamayacakları bir hale getirdiler. Kitlelerin bir an olsun kendilerine gelmesine fırsat vermeyen bir şok stratejisini devreye sokarak olup bitenleri sorgulamalarına engel oldular. Medya ile iyiyi kötü, kötüyü iyi gösterebilecek bir algı mühendisliğine giriştiler. Sıkıştıkları her noktada daha büyük bir kaosun fitilini ateşlediler. Ve nihayet 15 Temmuz 2016 askeri darbe teşebbüsünün koreografisini devreye soktular.

İşler ilk etapta planladıkları ve arzuladıkları gibi seyretti. Saldıkları korku, yaptıkları algı manipülasyonları ve medya operasyonlarıyla toplumu uzunca bir süre istedikleri şekli verebilecekleri bir hamur kıvamına getirdiler. Ama nihayet yolun sonuna geldiler. Aylarca aldattıkları uluslararası aktörler, yalan ve iftiralarını artık yemediklerini yüzlerine vurmaya başladılar. ABD’den bir gazetenin yazdığı bir haber, New York’ta başlatılan bir soruşturma, arada yapılan bir gözaltı, Avrupa’da yayınlanan bir rapor bütün yol haritalarını berheva eder hale geldi. İçeride de yavaş yavaş sorgulanır hale geldiler. Sorgulamaya müsaade etmemek için sansürün ve devlet terörünün her türüne yöneldiler.

Şimdi önlerinde 13 gün var. Ne yapıp edip referandumdan ‘evet’ çıktığını deklare etmek ve bunu kitlelere kabul ettirmek zorundalar. ‘Hayır’a hayat hakkı tanımamak Erdoğan ve avaneleri için bir tercih değil, bir mecburiyet. Çünkü başlattıkları kreatif kaos stratejini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Daha fazla suç ve hukuksuzluktan daha fazla despotlaşmaktan ve diktatörleşmekten başka kendilerine bir çıkar yol bırakmadılar. Şayet fırsat bulurlarsa bundan sonra çok daha çamurlaşacaklar. Ne zaman olur bilmem ama spatulayla kazınıncaya kadar çamurlaşmaya da devam edecekler maalesef.


Originally published at www.tr724.com on April 4, 2017.

Like what you read? Give Akif Umut Avaz a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.