Erdoğan’ın JİTEM’i ve yeni fail-i meçhuller

[Haber-Yorum: Erman Yalaz]

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdullah Çatlı, Cem Ersever gibi milliyetçilik sosuna batırılmış isimler, Arif Doğan, Cemal Temizöz, Abdülkerim Kırca,Veli Küçük gibi askerler… 1980’lerden 2000’lere uzanan derin devlet cinayetlerinin göbeğindeki isimlerdi. PKK ile mücadele bahanesi ile Kürt halkının köylerinden sürülmesi, kanunsuz-sualsiz gözaltılar, faili meçhul cinayetler bu ölüm makinelerinin elinden çıktı. Süleyman Demirel’in demesiyle ‘rutin dışına’ çıkan devletin cinayet şebekesiydi bu yapılanmalar.

Vedat Aydın, Musa Anter gibi Kürt siyasetçi ve aydınlarını, binlerce fail-i meçhulü üstelenen yapının JİTEM’di. Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele; JİTEM. Sokaktan adam kaçırma, savcıdan mahkemeden resmi kolluk ve adli makamların sorgu mekanlarının dışında mekanlar kullanma onların işiydi. Devlet içinde devlet olduğunu iddia eden bir cinayet şebekesiydi. JİTEM kurucusu Arif Doğan’ın Gazeteci Mehmet Ali Birand’a verdiği röportajdaki bilgilere göre 10 bine yakın çalışanı olmuştu. İtirafçılar, Kürt tetikçiler, istihbarat elemanları, komutanlar…

1987’de kurulmuştu bu yapı. Mardin,Silopi, Cizre, Batman’da başlamış, Diyarbakır, İstanbul, Ankara, Adana, Erzurum, Samsun’a kadar genişlemişti ağları. Bu ağ ilk Susurluk’ta patladı. Ergenekon davası, faili meçhul davaları ile gündeme geldi. Yargılamalar hala sürüyormuş. İki gün önce Ankara’da Mardin Kızıltepe’deki JİTEM faaliyetlerinin yargılandığı dava duruşmasıyla sınırlı sayıda medyanın gündemine girdi yeniden.

DÜNÜN JİTEMCİLERİ AKP DARBESİNİN AKIL HOCALARI

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki 10. duruşmada ifade veren Aydos, isimli gizli tanık dönemin Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un üç kişiyi öldürdüğünü ve cenazeleri devlet hastanesinin önüne bıraktığını anlattı. Atilla Uğur, Ergenekon davasında yargılanan AKP hükümetinin affı düzenlemesiyle tahliye olan bir isim. Aynı davanın sanığı eski İşçi Partisi, yeni Vatan Partisi’nin genel başkanı Doğu Perinçek’in de genel başkan yardımcısı. 15 Temmuz darbe girişiminden birgün önce Yeni Şafak’a röportaj verip, darbe olacağını bilen/bildiğini iddia eden; öncü istihbaratçılık yapan, kamuoyu oluşturan isimdi. Hatırlanacaktır. Atilla Uğur, OHAL ilanından 2 ay sonra ‘yeni darbe’ çığırtkanlığı yaparak sözde AKP’lileri korkutmuş; yine kamuoyuna oynamıştı verdiği röportajlar ile. Ergenekon belgelerinde (Mehmet Eymür’ün tespitiyle) Doğu Perinçek ve grubu için bu manada ‘fabrikatör’; yani ‘yalan haber yayarak gündem oluşturan’ deniyordu.

PERİNÇEK’İN VAADİ YAKINDIR

Ergenekon davasından tahliye olduğunda ‘Kınından çıkmış kılıç gibiyiz, cemaatlerin kökünü kazıyacağız’ diyen Perinçek, Erdoğan’ın zulümlerine destek olma konusunda; mütedeyyin insanları başörtülüsünden 80’indeki ihtiyara kadar kermes yapmaktan, Bank Asya hesabı açmaya kadar uyduruk suçlarla hapseden yapının icraatlarının en büyük destekçisi. Stratejik desteğini Erdoğan’ın hep yanında tuttu. Tutmaya devam ediyor. 15 Temmuz’dan sonra haksız şekilde hapsedilen gazetecilerden Büşra Erdal, Ergenekon davasının bittiği günlerde kendisiyle yapılan bir röportajda, ‘Ergenekon davası bitti, Ergenekon değil’ demişti. Görünen o ki Büşra Erdal haklı çıktı; aktörler aktif.

Telekulak davasının ünlü polis müdürü Osman Ak’ın Zonguldak’taki sicili işkence ve kötü muameleler açısından 5 yıldızlı. Yüzlerce masum insana darbeci suçlamasıyla yapılan işkencelerin sahibi bizzat kendisi. Adana’da yeni emniyet binası açılırken, kendi çapında sembolik olarak ‘gazetecileri tutuklayan’ da o. Mehmet Ağar’ın polis kadroları, işkence ve kötü muamele haberlerinin geldiği yerleri mesken tutmuş.

SPOR SALONLARINDA İŞKENCE; GAZETECİLERE TACİZ, HAKARET

JİTEM, derin devlet mekanizmaları; kaos ve çatışma ortamlarında gücü ele geçirdiklerinde devlet görevlilerin nasıl zulüm yaptığının simgesidir gerçekte. Dünün JİTEM faaliyetlerinin benzerleri, seçilmiş Emniyet, MİT görevlileri eliyle icra ediliyor. Başkent Ankara’da bir avukatın müvekkilinin maruz kaldığı işkenceyi anlatıp, elinin kolu bağlı bir şekilde hiçbir şey yapamadığını, sistematik işkence uygulandığını, İsveç merkezli insan hakları kuruluşu Stockholm Center for Freedom (SCF) ortaya çıkarttı. Eskişehir Yolu üzerindeki Devlet Su İşleri (DSİ) tesisleri stadyumunun bu amaçla kullanıldığı ileri sürülüyor. Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tahsisli bu mekanlarda sorgu odaları kurulmuş. Mülakat adı altında işkence yapılıyor. Çıplak bırakılma, tazyikli suyla eziyet, Filistin işkencesi, kaba dayak, tecavüz, tehdit, küfür…

Yetmiyor. İki kadın gazeteci (Büşra Erdal, Ayşenur Parıldak), çıplak arama, taciz ve hakarete uğradığını anlatıyor. Biri bir gazeteye aylar önce yazdığı mektupla, diğerinin son duruşmasında Türkiye’nin en iyi hukukçularından Ümit Kardaş aktarıyor. Soruşturma yok.

BAŞKENTİN GÖBEĞİNDE 7 KAYIP VAR; SORUŞTURMA YOK, AÇIKLAMA YOK…

Başkentin göbeğinde iki kişi kaçırılıyor Mart ayı sonunda. Aileler perişan. Önder Asan (1 Nisan 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017). Yetmiyor aynı metotlarla başka kaçırılanlar ortaya çıkıyor; Sunay Elmas (27 Ocak 2016). Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Ayhan Oran (1 Kasım 2016), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Cengiz Usta (04 Nisan 2017)… KHK ile yüz binleri işten atıyorsun. Yetmiyor, memur, sivil, eski istihbarat çalışanlarını kaçırıyorsun. Soruşturma yok, inceleme yok. Eşini arayan kadınların evini gece yarısı 02.00’da basıyorsun. ‘Sus, konuşma!’ demek için.

ASKER-POLİSLERİN ŞÜPHELİ ÖLÜMLERİNE İNTİHAR SÜSÜ; DİN ALİMLERİNE BALKONDAN DÜŞTÜ YALANI

Komutanlar, polisler intihar etti deniyor. Kastamonu Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay İrfan Kızılarslan, koğuşunda ölü bulunuyor. Resmi makamların açıklamalarına dayanan bilgilere göre 20’den fazla intihar ve intihar girişimi görünümlü ölüm var. Sayılar belki 40’larda belki yüzlerde. Kayıt yok. İstatistik açıklanmıyor artık. Şikayetler, suç duyuruları ya sümen altı ediliyor, ya takipsizlik veriliyor.

Balıkesir’de evi basılan Mustafa Kayapalı, ‘kaçarken balkondan düştü, öldü’ deniyor. 59 yaşında bir din alimi, Kur’an Hafızı. Benzer birçok balkon infazı gibi, fail-i meçhule kurban ediliyor. Aslında failleri malum. Hukuk önünde de, Mahkeme-i Kübra’da da hesap kesilecekler belli.

Şırnak Silopi’de bir eve gecenin yarısında polis panzeri dalıyor. Furkan ve Muhammet Yıldırım, iki taze fidan, anakuzusu yavrucaklar can veriyor. Türkiye’nin kılı kıpırdamıyor.

15 Temmuz darbe girişimindeki faili meçhulleri, boğazları kesilen askeri okul öğrencilerini, SADAT ve Osmanlı Ocakları’nın, ‘oluk oluk kan akacak’ diyenlerin, silahlı milislerinin cinayet ve faili meçhullerini bilmiyoruz. Ama mağdur, müşteki ve mazlumlarını görüyoruz…

Bu meşhum dönem kapanıp gidecek. Tıpkı JİTEM infazcılarında olduğu gibi, bugünün işkencecileri, tetikçileri için de yargılamalar yapılacak. Erdoğan rejiminin fail-i meçhulleri yargılanacak. Emir verenleri de, sebep olanları da…Faili meçhul değil, hepsi malum çünkü. Susanlar, bunda haber değeri bile görmeyenler mahcup olacak…


Originally published at www.tr724.com on May 12, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.