Erdoğan’ın zulmünde muhaliflerin payı

Akif Umut Avaz

Keyfi el koymalar, kayyımlar, kapatmalar, tutuklamalar, yargısız infazlar ve yakıp yıkmalar sonrası Türkiye’de medya ve hatta siyaset tamamen Erdoğan’ın kontrolüne geçti. Öyle ki en muhalifmiş gibi gözükenler bile, başta müthiş bir zulüm altındaki Hizmet Hareketi olmak üzere, yandaş olmayan her kesimi yaftalamalarla, nefret söylemleriyle düşmanlaştıran Erdoğan’ın iftiralarını tekrarlamakta yarışırken görüldü.

Ne kadarını korkularına bir güvence olsun diye bir çeşit ihtiyat akçesi olarak, ne kadarını gönülden yaptıklarını bilemeyiz. Ama sözde siyasal muhalefet, geriye bir gıdım kalan sözde muhalif medya, gazeteciler ve sözde muhalif aydınlar otoriter bir zalime karşı mücadelenin o zalimin toplumun farklı kesimlerini hedef alan ipe sapa gelmez tüm hezeyanlarını aynen tekrarlamakla da bal gibi yapılabileceğini(!) tüm dünyaya gösterdi.

SADE SUYA TİRİT BİRKAÇ ELEŞTİRİ EŞLİĞİNDE…

Erdoğan’ın görülmedik bir pervasızlıkla yol açtığı onca mağduriyete, acıya ve rejim değişikliğine varan hukuksuz kepazeliklerine rağmen sözde muhalefet ve muhalif medya sade suya tirit birkaç eleştirinin yanında Erdoğan’ın hedefe koyduklarını hedefe koymak, yaftaladıklarını yaftalamak, iftira ettiklerine iftira etmek, aşağıladıklarını aşağılamak, küfrettiklerine küfretmek, zulmettiklerinin maruz kaldıkları zulmü fazlasıyla hak ettiklerini ispatlamak için adeta yırtınmayı bir meziyet sanıyor olmalı. Ya da eşsiz bir naiflikle her türlü zilleti göze alıp bin yıl yaşaması pahasına dokunduğu her yere zehir saçan yılanın kendilerine dokunmasını engelleyebileceklerini sanıyorlar.

Haliyle sözümona muhalif medya ve muhalif siyasetçiler de Erdoğan’ın çevresine sabırsızlıkla kemik bekleyen kelpler gibi sıra sıra dizilmiş kara propaganda, iftira ve linç çetelerinin yanındaki yerlerini bihakkın almış oluyor. En ufak bir onurlu duruş belirtisi göstermeyen AKP’li yığınlar şöyle dursun yılların Ülkücü Hareketi’ni despot yamaklığına yamanmak için çarçur eden Devlet Bahçeli’nin ve peşinde şuursuzca sürüklenen MHP’nin acınası durumunu bile konuşmaya gerek yok. Ya peki CHP’nin durumu? Onun durumu çok mu iç açıcı? Ahmaklıklarından mı kasıtlarından mı bilinmez ama muhalif kamuflajıyla Erdoğan diktasına verdikleri doğrudan ya da dolaylı destek görülmüyor mu sanıyorlar?

MUHALEFET YAPAR GİBİ YAPARAK…

En akıl dışı iddiaları, en deli saçması komplo teorilerini, en ahmakça yalanları, en ahlaksızca iftiraları, en ipe sapa gelmez suçlamaları, her türden hezeyanları ve saçmalıkları güya Erdoğan’a muhalefet edermiş gibi yapan sözde muhaliflerin de koro halinde tekrarlaması sayesindedir ki bu kepazelikler en muhalif kesimlerin ve ülkeye dışarıdan bakanların gözünde bile bir gerçeklik, bir geçerlilik kazanmış oluyor. Erdoğan’ın işlediği suçlara ve yaptığı zulümlere en yakınlarının bile veremediği desteği böylelikle kendisine muhalif diyenler vermiş oluyor. Şayet kasıtlı değillerse, naiflikle değil ancak müthiş bir ahmaklıkla telif edilebilecek bu tavırlarıyla sözde muhalif siyasiler, muhalif aydınlar ve sözde muhalif medya Erdoğan’ın işlediği zulümlerin en büyük destekçisi ve en tabii ortakları haline geliyorlar.

Güya muhalif olan kesimlerin şu ya da bu mazerete sığınarak Erdoğan’ın kara propaganda, iftira ve linç orkestrasının bir parçası haline gelmesi, zaten zor olan gerçeklerin dillendirilmesine çaba harcayanların işlerini daha da güçleştiriyor. Hatta azıcık farklı söylemlerin, seslerin ve gerçeklerin kendisine bir mecra bularak halka ulaşabilmesi bu yüzden imkânsız hale geliyor. İşte böylesine zorlu şartlar altında halka ve dünyaya Türkiye’de yaşanan karanlık hadiselerle ilgili yaygın resmi yalanların ve iftiraların dışındaki sesleri ve söylemleri ulaştırma gayretleri çok daha büyük bir anlam, önem ve değer ifade ediyor. Gerçekleri güçleri yettiğince dile getirme çabası gösterenler maalesef çok olmasa da Allah’a şükür ki tamamen yok da değil.

İMKÂNSIZLIKLARLA BOĞUŞAN GAZETECİLİĞİN KIYMETİ

İşlerinden, aşlarından, yurtlarından edilmiş gazetecilerin küçük gruplar halinde bir araya gelip, imkânsızlıklarla boğuşarak yayına geçirdikleri Türkçe ya da farklı dillerde yayın yapan haber sitelerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. 100 binlerce insanın işinden aşından edildiği, 80 bin insanın gözaltına alındığı, 36 bin insanın tutuklandığı, yüzlerce medya kuruluşuna ve şirkete ya el konulduğu ya da kapatıldığı, bombardımanına tutulan şehirlerin yerle bir edildiği ve gözaltındayken 25 kişinin canilere has bir soğuk kanlılılıkla tek tek infaz edildiği, hatta cezaevlerinde kitlesel katliam hazırlıkları yapıldığına dair güçlü iddiaların somut gelişmeler ve iktidar çevrelerince yapılan tehdit içerikli açıklamalarla teyit edilerek havada uçuştuğu bir ülkede yaşananlara olabildiğince objektif yaklaşmaya çalışan yabancı yayın organlarını da elbette takdirle anmak gerekir.

Tabii bir de Erdoğan rejiminin insanlık dışı zulümlerini raporlaştırarak kayıt altına alan ulusal ya da uluslararası insan hakları örgütlerinin ve benzer raporlara imza atan, oluşturdukları networkler ve faaliyetlerle dünya kamuoyunda duyarlılık oluşturmaya çalışan sivil toplum örgütlerinin gayretleri de tarihi nitelikte. CHP gibi partilerin, TÜSİAD gibi menfaatçi konformist yapıların yapmadığını işte bu örgütler yapıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Af Örgütü, Gazetecileri Koruma Cemiyeti, New York merkezli Ortak Değerler İttifakı (Alliance for Shared Values — AFSV), Brüksel merkezli Kültürlerarası Diyalog Platformu ve benzeri sivil toplum örgütlerinin özverili çabalarını bu bağlamda ne kadar takdir etsek azdır.

TARİHE NOT DÜŞEN RAPORLAR

HRW’nin insanlık dışı 13 vaka özelinde gözaltında ve hapishanelerde yaşanan sistematik işkenceleri belgelediği “Açık Çek — Türkiye’de Darbe Girişimi Sonrası İşkenceye Karşı Koruma Tedbirlerinin Askıya Alınması” başlıklı rapor, Erdoğan rejiminin kan donduran zulümleri konusunda dehşet verici bir vesika olarak tarihteki yerini aldı bile. Yine geçtiğimiz ay içerisinde AFSV tarafından yayınlanan “Türkiye’de Başarısız Askeri Darbe & Kitlesel Tasfiyeler — Bir Sivil Toplum Perspektifi” isimli rapor da otoriter Erdoğan rejiminin işlediği sosyal soykırım boyutlarını çoktan aşan insanlık suçları, baskı ve zulümler konusunda önemli bir boşluğu dolduran çok önemli bir doküman niteliğindeydi.

AFSV raporunu Kültürlerarası Diyalog Platformu’nun geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapor takip etti. Yine İngilizce yayınlanan bu rapor da Erdoğan rejiminin menfur darbeye dair yüzlerce medya organıyla ve binlerce ağızla koro halinde seslendirdiği resmi yalanları ve iftiraları birbir ortaya koyarken, Erdoğan’ın itham ve söylemlerinin açıklarını ve tutarsızlıklarını bilimsel bir netlikte gözler önüne seriyor. Yerel ve uluslararası yargı süreçleri, tarihçiler ve daha önemlisi gelecek nesiller için önemli bir doküman sunuyor.

BU RAPORLARA MUTLAKA TÜRKÇE’YE KAZANDIRILMALI

Bu raporlar yalan, iftira ve şantajlarıyla maruf Erdoğan ve çevresinin deli saçması iddialarının ve 7 gün 24 saat kesintisiz devam eden kara propagandasının, her türden rüşvet, şantaj ya da tehditlerinin işe yaramadığı, dünyanın medeni çevrelerinde neden makes bulmadığının anlaşılmasını da kolaylaştırıyor. Darbe sürecinde yaşanan tuhaflıkları, Erdoğan’ın darbeye neden “Allah’ın bir lütfu” dediğinin arkasındaki sırları, Erdoğan’ın niçin Fethullah Gülen’i bir saplantı derecesinde kafaya taktığını, yüzlerce insanın ölümüne bile bile göz yummak pahasına kuşkulu darbe sürecini Erdoğan’ın nasıl kullanışlı bir araca nasıl dönüştürdüğünü ve bundan sonra daha neleri göze alabileceğini anlamak isteyenlerin mutlaka bakması gereken raporlar bunlar.

Umarım bu raporların Türkçeleri de tez zamanda yayınlanır da akıllarını ve vicdanlarını hala tamamen yitirmemiş, hakkın ve gerçeğin peşinde olma iradesi henüz tamamıyla çözülmemiş insanların istifadesine sunulur.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.