Erdoğan, istenmeyen adam hâline nasıl geldi?

Ekrem Dumanlı

Sene 2002. Tayyip Erdoğan Washington’da. Daha milletvekili bile değil. Siyaset yasağı var üzerinde. AK Parti’nin iktidara doğru yürüdüğü o günlerde partinin genel başkanı olmaktan başka hiçbir sıfatı olmayan Erdoğan el üstünde tutuluyor. Düşünce kuruluşlarında misafir ediliyor, Beyaz Saray’da çok üst düzey bir protokolle ağırlanıyor. Dönemin Başkanı Bush, Erdoğan’ı övücü cümleleri art arda sıralıyor.

Sadece Washington değil. Avrupa için de takdire layık bir lider muamelesi görüyor Erdoğan. AB’ye tam üyelik konusunda heyecanlı konuşmalar yapıyor, somut adımlar atacağına dair vaatlerde bulunuyor ve Türk demokrasisi için kilit adam gibi görülüyor. Nitekim Washington dönüşünde Avrupa’ya çıkartma yapan Erdoğan AB liderleri tarafından sempati ile ağırlanıyor…

Ve sene 2017 Erdoğan Washington’a gidiyor. Artık siyasi yasaklı bir lider değil. 15 sene içinde bütün engelleri aşmış, siyasi yasağı kalkmış, milletvekili olmuş, başbakanlık koltuğuna oturmuş ve cumhurbaşkanı olmuş. Kılpayı bir oy oranı ve şaibeli oy sayımı ile de olsa o artık cumhurbaşkanı. Ne var ki artık yüzüne bakan yok. Beyaz Saray’da görüşme yapacağı gün Washington Post ve Washington Times gibi ünlü ve güçlü gazetelerde “You are not welcome!” (Hoş gelmedin!) diye ilan veriyor insan hakları savunucuları.

Kendisi gelmeden temsilcilerini gönderiyor Erdoğan. O ağır toplar Washington’da görüşmeler yaparken Amerikan hükümeti YPG’ye ağır silah vereceğini ilan ediyor. Adeta Erdoğan’a “Gelme” diyor Washington. Uzaktan atıp tutmayı pek seven ve coşkun kalabalıklara ‘meydan okuyan lider’ imajı vermek için esip gürleyen Erdoğan ziyaret öncesi her tavrı duymazdan/görmezden geliyor. Taraftarlarına öyle bir hava veriyor ki Amerika’ya adım attığında bütün sorunlar çözülecek.

AMERİKA’DA VERİLEN FOTOĞRAF

Neydi beklentiler? YPG’ye ağır silahlar verilmesinden vazgeçilecek, Reza Zerrab davasında Erdoğan’ın korkuları giderilecek, anlamsız bir hınç ve inatla suçladığı Fethullah Gülen Amerikan yasaları ayaklar altına alınarak kendilerine iade edilecek… Tabii ki hiçbiri olmadı, olamazdı da.

Artık 2002’de heyecanla karşılanan bir lider yok ortada. Onca yalvarıp yakarmaya rağmen Beyaz Saray’dan sadece 20 dakikalık bir randevu koparabiliyor. Daha sonraki heyetler arası yemek ve görüşmeyi de baş başa yapılmış bir görüşme gibi sunmak, Erdoğan’ın düştüğü durumun ört bas edilme telaşından başka bir şey değil. Üzücü bir tablo var karşımızda…

Bir önceki Washington ziyaretinde gazetecileri tartaklamaya yeltenen Erdoğan’ın saldırgan korumaları bu sefer de boş durmuyor. Geçen sefer gazeteci Adem Yavuz Aslan’a, Amberin Zaman’a, Ali Halit Aslan’a, Emre Uslu’ya saldırdıkları yetmezmiş gibi bu sefer de Türkiye büyükelçiliğinin önünde gösteri yapanları feci şekilde dövdüler. Daha da kötüsü, kamera kayıtları darp ve tartaklama emrinin bizzat Erdoğan tarafından verildiğine dair çok güçlü bir delil sundu. Dünya şimdi bu görüntüleri tartışıyor hararetle…

Amerika şokta. Nasıl olmasın ki? İlk kez böyle bir şeye şahit oluyorlar. Amerika’ya bir sürü lider gelir-gider, pek çoğuna da protesto eylemi yapılır ama hiçbirine fiziki müdahale edilmez. En meşhur diktatörler, darbeciler bile Erdoğan ekibinin teşebbüs ettiği eyleme kalkışmaz.

AMERİKALILAR, TÜRKİYE’DEKİ PSİKOLOJİYİ ANLADI

Son durum ne peki? ‘Bu adamlar misafir olarak geldikleri Amerika’da bile bu kadar vahşi işlere kalkışıyorsa, kim bilir kendi ülkelerinde ne zulümler yapmaktadır’ şeklinde bir kanaat pekişti ve bu korkunç izlenimi silecek paralı propagandistlerin yapabileceği hiçbir şey kalmadı. Milletin vergisinden toplanan milyonlarca doları kişisel nefretleri için kullanıp ülke kaynaklarını hovardaca saçıp savuranlar, lobiciler vasıtasıyla Türkiye’de her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söylüyor. Yalan ki ne yalan! Artık Müslüman ve demokratik kimliği ile AB yolunda yürüyen ‘model ülke’ de yok; o hedefe yürüyen bir lider de… Maalesef sermayeyi tükettiler…

Sadece Amerika’da yaşanan skandal ziyaretten ibaret değil konu. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde istenmiyor Erdoğan. Daha yakın zamanda referandumdan üç beş puan koparabilmek için Almanya, Hollanda gibi ülkelere adeta savaş açıldı. Referandum öncesi hiçbir Avrupa ülkesi Erdoğan’a seçim mitingi için izin vermedi. Bakanlara da müsaade etmediler.

Tabii ki yine “Biz Müslümanız, dünya bizi çekemiyor, bize karşı ittifak kuruyorlar…’ gibi bir propaganda yapılacak. Peki bu doğru mu? Tabii ki hayır.

EL ÜSTÜNDE TUTULURKEN MÜSLÜMAN DEĞİL MİYDİNİZ?

Vaktiyle Amerika ve Avrupa’da nasıl el üstünde tutulduğunu en çok Erdoğan biliyor. Daha resmi bir sıfatı bile yokken bile sevildi sayıldı. Zannedildi ki bu adam demokrasi ile İslam’ın kesiştiği bir yerde önemli bir rol oynayabilir. Olmadı maalesef. Memleketi aile şirketi gibi yönetenler, Suriye politikası başta olmak üzere ülkeyi ve bölgeyi felakete sürükledi. Demokrasiden vaz geçti, otoriter bir rejim kurmaya kalkıştı. Diktatörlüğe doğru adım attıkça bir zamanlar kendini destekleyen kişilerden eleştiriler yükseldi; hepsini suçlu/terörist ilan etti. Dünyada en çok gazetecinin hapishanede olduğu bir ülke inşa etti, işkenceyi yaygınlaştırdı, insanların mallarına mülklerine çökmeyi devlet politikası haline getirdi. Bugün Türkiye’de ne bağımsız yargı kaldı ne de adalet.

Ve bu feci gelişmelerden sonra Erdoğan gözden düştü. Dün bir demokrasi sembolü gibi karşılandığı ülkelerde bugün yolsuzlukların üstünü örten, muhalif herkesi ezmeye ant içmiş malum bir Ortadoğu diktatörü olarak algılanıyor.

Suçlusu kim? Tabii ki (maalesef) bizzat kendisi ve etrafındaki dalkavukları. Dün alkışlayanlar bugün sizden yüz çeviriyorsa bunun somut sebepleri var. Ayrıca itibar kaybı bir kişi ile sinirli değil: Türkiye’nin imajını mahvettiler. Umurlarında olmayabilir ama bugün suç üstü eylemleriyle kendi ‘selfie’sini çekenler tarihe aynen bu fotoğrafı emanet etmiş oluyor. Gerçek şu ki bu utanç tablosu asla silinmeyecek onlar için…


Originally published at www.tr724.com on May 19, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.