Erdoğan kendisine bir millet kuruyor

16 Nisan’daki hileli referandumun sonuçlarının hırsızlığa erketelik ve perdedarlık yapan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından resmen duyurulmasından sonra Erdoğan’ın AKP’ye dönüp üye olmasının, ardından da en geç 21 Mayıs’ta yapılacak olağanüstü parti kongresi ile partinin başına geçmesinin önü açılmış oldu. AKP’lilere sorarsanız olması gereken de buydu. Erdoğan’a göre bir devlet, Erdoğan’a göre bir millet, Erdoğan’a göre bir anayasa, Erdoğan’a göre bir medya, sivil toplum, eğitim, spor, müzik, sinema vs yapılıyorken Erdoğan’a göre kemiksiz-kılçıksız bir AKP’nin adını da resmen koymak gerekiyordu.

Bugüne kadar anayasal sınırları, hukuki normları, insani değerleri, vicdanı, ahlakı ve demokratik teamülleri hep hiçe sayıp, “Allah’ın büyük lütfu” dediği 15 Temmuz 2016 darbe tiyatrosunu büyük bir nimet bilip, daha önceden yol haritası belirlenerek üzerinde yıllarca çalışıldığı açık olan Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) devlette ve toplumda giriştiği toplu kıyımlar yüzünden olsa gerek hep Erdoğan’ın devleti ele geçirmesi, bir tek adam rejimi kurması üzerinde duruldu. Bu yaklaşım ve endişeler ne yanlıştı, ne de haksız. Ama eksikti.

DEVLETİ KENDİSİ İÇİN KENDİSİNE GÖRE DİZAYN ETMESİ KAÇINILMAZDI

Olayların gelişiminden benim anladığım gırtlağına kadar battığı ulusal ve uluslararası suçların hesabını vermekten kaçabilmek için Erdoğan’ın devleti ve kurumlarını kendisi için, kendisine göre yeniden dizayn etmesi kaçınılmazdı. 1000 yıllık devlet geleneği ile övünen bir milletin elindeki yegâne devleti alıp öyle bir evirip çevirmeli, kimyasını öyle bir bozup yeniden şekillendirmeliydi ki en bariz ahlaksızlıklarını, hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, hukuksuzluklarını, zulüm ve baskılarını, ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm insanlık dışı suçlarını el çabukluğu marifetiyle suç olmaktan çıkarmakla kalmayıp 7/24 kesintisiz propagandayla efsunladığı kitlelere bir erdem gibi sunabilsin. Ahlaksızları erdem abidesi, hainleri kahraman, kahramanları hain gösterebilsin.

Bugüne kadar Erdoğan, tüm bunları kendisinin bile umduğundan kolay başardı. Ama, doyumsuz ihtirasların adamı Erdoğan, devleti toplumdaki tüm izdüşümleriyle birlikte ele geçirmekle yetinecek gibi görünmüyor. Kendisi için, kendisine göre bir millet de kurmak istiyor. Tüm eylem ve söylemleri, ele geçirdiği devletin zorlayıcı bütün unsurlarını kullanarak kendisine yepyeni (bugüne kadar hep söylenegeldiğinin aksine bir cemaat değil) bir millet kurmak istiyor. Belki de, kendi adlarıyla anılan devletler kurup, yüzyıllar içerisinde farklı etnik ve dini kökenden on milyonlarca insanın aidiyetlerini kendileriyle adlandırdığı Selçuklulara, Osmanlılara, Emevilere, Abbasilere özeniyor.

GARIBALDI, MAZZINI VE BISMARCK’IN TERSİNE…

Ama bir sorun var. Millet kurma süreçlerinin tarihte belirli bir izleği olur. Ve bu izlek var olan bir milleti bölüp parçalamaktan ziyade, o milletin parçalanmış unsurlarını bir araya getirmeyi öngörür. Mesela, İtalyanların “Risorgimento”, yani diriliş ya da yeniden doğuş, dedikleri ulusal birliklerini sağlamaları için Giuseppe Garibaldi ve Giuseppe Mazzini gibi ulusal liderlere ve milleti oluşturacak parçaların birleşme iradesine ihtiyaçları olmuştu. Böylece, 19. yüzyılda İtalya Yarımadası’ndaki birçok prenslikler bir araya gelip bugünkü İtalya’yı oluşturmuşlardı.

Aynı devre denk gelen Almanların milli birliğini oluşturup bir millet haline gelmesi için ise hem dönemin Avrupa devletler sisteminin müsait hale gelmesi, hem de Prusya Başbakanı Otto von Bismarck’ın dehası gerekiyordu. Eskinin Cermen topluluklarından bir Alman milleti çıkarmak için parçalanma değil, bütünleşme, birleşme söz konusuydu.

‘EZER GEÇERİZ’ MANTIĞIYLA BÖLEREK MİLLET KURMA…

Oysa referandumla Erdoğan, adına ister partili cumhurbaşkanlığı, ister icracı başkanlık, isterseniz süzme diktatörlük deyin, neticede bugüne kadar en azından manen devletin ve milletin tamamını temsil eden cumhurbaşkanlığı makamını sona erdirmiş oldu. Aslında görülmedik bir ayrımcılık ve partizanlıkla çoktan beri uygulamaya soktuğu fiili durumu resmileştirmiş oldu. 80 milyonluk ülkeyi kendisine adeta tapınan yüzde 50 ile aralarında onlarca farklı grubu barındırmakla birlikte ortak özellikleri Erdoğan’dan ölesiye nefret olan diğer bir yüzde 50 arasında böldü.

Bu tehlikeli bölünmenin Erdoğan’ın umurunda olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. En ufak toplumsal muhalefete “ezer geçeriz” mantığıyla yaklaşan bir Erdoğan için önemli olan ulusal birliğin, milli bütünlüğün korunmasından ziyade ne yapıp edip tek kamp, tem yumruk haline getirdiği yandaşlarının bütünlüğünü, çoğunluğunu korumak. Mizahi anlamda “deh de gidelim, çüş de duralım” kıvamına getirdiği, “öl de ölelim, vur de vuralım” teyakkuzundaki bu bir ve bütün yüzde 50 ile geriye kalan parçalı yüzde 50’nin her parçasının kolayca üstesinden gelebileceği hesabı içerisinde Erdoğan. İnsani ve ahlaki olarak alabildiğine sorunlu da olsa teknik açıdan maalesef doğru bir hesap Erdoğan’ınki.

Devlet başkanı olarak yeniden AKP’nin başına geçmesiyle Erdoğan’ın, sadece kendi yüzde 50’sinden müteşekkil yeni bir milletin tasarımına hız vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Her milletin bir milli felsefesi olduğu gibi Erdoğan’ın inşa edeceği milletin de şüphesiz ki bir felsefesi, bir ideolojisi olacaktır. Bu felsefenin ilkelerinin başında ise, adı konsa da konmasa da, her hal ve şart altında Erdoğan ve familyasına koşulsuz sadakat ve biat gelecektir.

DİNİ ERDOĞAN, DİLİ ERDOĞAN, AHLAKI ERDOĞAN OLAN BİR MİLLET

Erdoğan’ın istediği kadar milliyetçi ve ırkçı, onun istediği kadar milliyetçilik karşıtı, onun istediği kadar muhafazakâr, onun istediği kadar kıymet bilir ya da değer tanımaz, onun istediği kadar Türk, onun istediği kadar Kürt, onun istediği kadar Alevi veya Sünni, onun istediği kadar Ermeni ya da Rum, onun istediği kadar liberal ya da sosyal demokrat olmaya dünden razı bir millet olacaktır bu millet. Dini Erdoğan, ahlakı Erdoğan, dili Erdoğan, üslubu Erdoğan, geçmişi-geleceği Erdoğan, anası-atası Erdoğan olan bir millet…

Erdoğan da zaten kendisine yandaş olanların oluşturduğu böyle bir milletin başkanı olacak. Sadece onları mutlu etmek için çabalayacak. Devleti tamamen ele geçirmiş olmanın verdiği özgüven içerisinde elindeki yüzde 50’yi daha da konsolide etmek için diğer yüzde 50’nin canını, malını, ırzını dilediğince ve dilediği zaman sömürebileceği bir malzeme olarak kullanacak. Yandaşını beslemekte zorluğa düştüğünde kendisine karşıt gördüklerinin malına, mülküne daha fazla çökecek. Bunda da hiç zorlanmayacak. Haramiliği halihazırda ahlak edinen Erdoğan, yandaşlarını ise tescilli haramiliğini kutsayan bir kıvama çoktan getirmiş durumda.

ERDOĞAN MİLLETİNİN EN MAKBUL FERDİ İRAN’IN REZASI

Erdoğan’ın devlet ve vatandaşlıktan ne anladığını ise, 5 binin üzerinde Türk vatandaşı dünyanın değişik ülkelerinde hapishanedeyken, “devletin vatandaşına sahip çıkma görevi vardır” diyerek bu görevi sadece adı kendisiyle birlikte türlü rüşvet skandallarına ve uluslararası kara para işlerine karışmış ABD’de tutuklu Reza Zarrab için hatırlamış olması yeterince gösteriyor. Bununla yetinmiyor, İran asıllı Zarrab’ın serbest bırakılması karşılığında Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı Mehmetçiğin canını, kanını pazarlık konusu ediyor. Sadece bu örnek bile Erdoğan’ın izleyeceği yola ve kuracağı milletin kıvamına dair çok şeyler söylüyor.

Mafyanın itibar gördüğü, SADAT, Osmanlı Ocakları gibi paramiliter yapıların kıymete bindiği, bir taraftan on binlerce polis tasfiye edilip hapse atılırken, diğer taraftan partizanlarla doldurularak fiilen silahlı milis gücüne dönüştürülen polis teşkilatının ancak ordularda görülebilecek en ağır silahlarla donatıldığı, generallerin yarısının hapse tıkılarak ordunun içi kof bir kabuğa dönüştürüldüğü bir ortamda Erdoğan’ın kendisine tapınan kendi milletini kurma yolunda neleri göze aldığı sezilebiliyor. Yandaşlarının dilinden düşmeyen “iç savaş”, “bu sefer çok daha hazırlıklıyız”, “kan banyosu yaptıracağız” tarzı söylemler, Erdoğan’ın “ezer geçeriz” mantığının tabandaki yaygın tezahürü olarak okunabilir.

GÜN BE GÜN DAHA DA RADİKALLEŞEN YOBAZ BİR MİLLETE İHTİYACI VAR

Yegâne milleti olarak gördüğü yüzde 50’sini olduğu gibi bırakmayan Erdoğan’ın özellikle sayılarını onlarca kat artırıp nispeten düşük kapasiteli gençlerle doldurduğu imam-hatiplerde çok ciddi bir endoktrinasyon ve radikalizasyon politikası güttüğü görülüyor. Bu politikasını, önlerine attığı üç beş kuruş karşılığında kendilerini Erdoğan’a satıp, her isteğine iman kaidesi muamelesi yapan cemaat ve tarikatlarla nasıl takviye ettiği biliniyor. IŞİD’i andıran bir anlayışla sürdürülen bu endoktrinasyon ve radikalizasyon sürecine maruz yüzbinlerce gencin kimlere karşı kullanılacağını hala anlamamak için sanırım fazlasıyla ahmak olmak gerekiyor.

Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmayı ve devletin geriye kalanını kendi devleti haline dönüştürmeyi başardı. Emin olun ki, şimdi milleti de kendi milleti haline dönüştürmek için çok daha kapsamlı, çok daha sıkıntılı, çok daha kanlı bir yola girecektir. Özellikle, uluslararası alanda sıkıştıkça endişeleri daha artacak, işlediği suçların ağırlığına rağmen en azından ülke içinde kendisini güvende hissedebilmek için yandaşı olmayanı düşman bilip devletin tüm zorlayıcı unsurlarını onlara karşı harekete geçirecektir. Kürt siyasetinin kendisine tavır alması üzerine Sur’da, Silvan’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de ve daha pek çok yerde neler yaptığına bakılarak, kendisine biat etmeyi reddeden kesimlere neler yapabileceği kestirilebilir.

Özellikle Alevi vatandaşlarımız başta olmak üzere Erdoğan’a biat etmemiş ve etmeyecek olan kesimleri, Kemalistleri, laik yaşam tarzını benimsemiş geniş kitleleri ve tabii ki Erdoğan’a boyun eğmemiş Kürtleri çok sıkıntılı bir dönem bekliyor. Ne diyelim, zulmü ve ahlaksızlığı iman edinmiş Erdoğan ve partizan yobazlarına Allah fırsat vermesin…


Originally published at www.tr724.com on April 29, 2017.

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.