Erdoğan nereye koşuyor? (3)

Göksel İlhan

Erdoğan hayatının herhangi biri döneminde gerçekten demokrasiye inanmış mıdır? Geçmişte oynadığı demokrat siyasetçi rolünü bir anlık da olsa içselleştirmiş midir?

İktidar serüveni ve geçmiş söylemlerine baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Erdoğan demokrasi yoluyla demokrasiyi askıya almak üzere yola çıkmıştır. Politik söylemlerinde hiç bir zaman çoğulcu demokrasi anlayışına yer vermemiştir. Geçmiş beyan ve uygulamalarına baktığımızda çoğulcu demokrasi anlayışını hiç bir zaman kabullenmediğini açıkça anlayabiliriz. Muhtemelen çoğulcu demokrasinin temel değerlerini de hiç bir zaman anlayamamıştır. Kutsadığı halk onu iktidara taşıyacak olan yığınlardır aslında.

O milletim derken iktidarım demiştir aslında. Milleti bu kadar kutsamasının arka planında kendi iktidarını onaylama ve yüceltme bilinci vardır. O demokrasiyi savunduğu geçmiş yıllarında dahi demokrasinin ilkel şekli olan çoğunlukçu anlayışa vurgu yapmıştır. Derdini anlatan muhalif çiftçiye ‘ananı da al git!’ derken de, katıldığı televizyon programında ‘af edersiniz Ermeni dediler!’ gafını yaparken de bilinçaltında hep aynı anlayış vardır.

Erdoğan’a göre çoğunluğu elde eden her şeyi yapma imtiyazına sahiptir. Azınlık haklarına, muhalif kesimlere hiç bir zaman saygı duymamıştır. Kendisine oy veren çoğunluk dışındaki iradeyi görmezlikten gelmiş, yok saymıştır. Hiçbir zaman hukuk devleti ilkelerine inanmamıştır. Hatta hukuk devleti ile kanun devleti arasındaki önemli farkları bildiğini dahi sanmıyorum… Bugüne kadar verdiği demeçleri ve uygulamalarından bu sonuç çıkmaktadır.

Eğer kutsadığı halka zerre değer verseydi, 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını kabullenirdi. Oysa ki o kendi iktidarını sınırlayacak hiç bir koalisyon ve oluşuma izin vermemişti. 5 ay sonra tekrarlanan 1 Kasım seçimlerinde, toplumda oluşturduğu baskı ve korku politikasıyla iktidarını pekiştirerek korumuştur.

***

Erdoğan’ın rol modelleri

Erdoğan’ın çelişkilerle dolu politik söylemlerini, yol arkadaşlarını harcamakta gösterdiği acımasızlığını anlamak için rol modellerini bilmek ve incelemek durumundayız.

Ülke olarak sürüklendiğimiz kaos ve karanlıkla mücadele edebilmek için Erdoğanizm’i tüm yönleriyle ortaya koymak zorundayız. Onun iktidar serüvenini ve kurmak istediği rejimin tomografisini çekmeli, hastalıklı ruh halini anlamak için benzer rol modellerini incelemeli adata gen haritalarına ulaşmalıyız. Patolojik ruh ikizlerinin yanında, bilinc altında hayranlık duyduğu rejim modelini de tespit edip analiz etmek durumundayız. Bu nedenle yazılarımızla Erdoğan’ın iktidar serüvenin belgesel analizini ortaya koymaya çalışacağız.

Erdoğan’ın iktidara gelince ve tüm gücü uhdesinde toplayıncaya kadar seçtiği rol model ve taktiklerini ayrı, mutlak iktidardan sonra kurmak istediği sistemi ise ayrı birer bölüm halinde inceleyeceğiz.

Kasım 2002 den bu yana yaşadıklarımız, Erdoğan’ın iktidara gelme ve mutlak güce ulaşma serüvenidir. Erdoğan’ın kafasındaki rejim tasavvuru ve icraatları ise iktidarını devam ettirmesi halinde bundan sonra başlayacaktır. Belki de karanlık tünele henüz girmedik…

Diktatör, despot ve tiran arasında iktidara geliş şekilleri arasında farklar bulunmaktadır. Ancak biz burada bu farklara girmeden zalimlikten, eziyet çektirmekten zevk alan, hastalık derecesindeki saldırganlıktan beslenen her türlü gaddar yönetimi tiranizm olarak vasıflandıracağız.

Tiran kendi mutlak iktidarına tapar, tüm kutsal değerleri iktidarının aracı olarak kullanmaktan asla çekinmez. Din, ahlak gibi değerler, halk, seçimler onun mutlak iktidarını korumak için kullandığı araçlardır. Bazen bir ihtilalle zorla iktidarı ele geçirir, bazen toplumsal bir kaosun sonunda ele geçirdiği iktidarı bir daha terk etmemek üzere sahiplenir.

Hiç bir fren ve eleştiri kabul etmez. Onun dostları ve düşmanları vardır. En yakın çevresinden başlayarak yakınlık derecesine göre dostlarını zenginleştirir, çeşitli imkanlar sunar. Düşman bildiklerine karşı ise alabildiğine acımasız ve gaddardır. Düşmanlarına hiç bir alanda hayat hakkı tanımaz. Kendi iktidarı dışında hiç bir ölçüsü ve ilkesi yoktur.

Tiran özünde kendisine ve iktidarına tapan ıslah olmaz, şifası mümkün olmayan zavallı bir ruh hastasıdır. Bu anlamda 20.yüz yılın en acımasız tiranı şüphesiz ki milyonlarca insanın katili deli teke Adolf Hitler’dir. Kendisinden sonrakilerin tamamına yakını onun kötü birer kopyasıdır. İktidara geliş şekli ve zulmüyle adeta bir rol model olmuştur.

Bir diktatör prototipi olarak Adolf Hitler’in iktidar serüveni

Adolf Hitler’in mutlu bir çocukluk hayatı olmadı. Erken yaşta babasını kaybetmesi nedeniyle geçinebilmek için çalışmak zorunda kaldı, bu nedenle eğitimini tamamlayamadı. Çok istediği Viyana Güzel Sanatlar Akademisine 1907 yılında yaptığı başvuru reddedildi. Daha sonra Viyana’yı işgal ettiğinde bu akademiyi yakmak suretiyle intikamını alacaktı. Henüz çocukluk yıllarında ikna kabiliyeti ve hitabetiyle dikkat çekti. Bavyera eyaleti adına birinci dünya savaşına asker olarak katıldı. Almanya’nın masa başında yenildiğine inandı. Bundan sonra hayatının amacının Almanya’nın kurtarılması olduğuna inandı. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan büyük buhran ve kaostan güç kazandı.

Önce Alman İşçi Partisine sonra ise Thule Cemiyetine kaydoldu. Bu Nazizm’in doğduğu cemiyettir. Partinin 1920 yılında başlangıçta propagandasını eline aldı. Daha sonra partinin adı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirildi. Komünistler ve sosyal demokratlar tarafından küçümsenmek maksadıyla bunlara kısaca ‘Nazi’ ismi verildi. 1921 de partinin liderliğini devraldı.

Paramiliter güç kurmaktan Bavyera’da yargılandı, önce mahkum oldu, sonra araya girilmesi ile serbest bırakıldı. Cezaevinde Kavgam isimli eserini yazdı.

1925 te Avusturya vatandaşlığından isteği ile ayrıldı. Seçimlerde aday ve başkan olabilmesi Alman vatandaşı olması gerekiyordu.1933’te ateşe olarak memuriyet görevine atanmak suretiyle otomatik olarak Alman vatandaşı yapıldı. Adeta sihirli bir el önündeki tüm engelleri kaldırıyor gibiydi.

İlk katıldığı cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalmayı başardı. İkinci turda % 37 civarında oy almayı başardı. Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir kaç ay sonra yapılan seçimde Hitlerin partisi tek başına iktidar olamasa da % 37’lik oy oranıyla parlamentoda en fazla sandalye sahibi olan parti oldu.

Komünizm tehlikesi nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından Hitler koalisyon hükümeti kurmak üzere şansölye olarak atandı.5 mart 1933 tarihinde tekrar seçim yapılmak üzere karar alındı.

Meclis yangını ve kanun yapma yetkisi

Seçim süreci devam ederken 27 Şubat 1933 yılında Reicstag’ta yangın çıktı. Tüm şüpheler partinin polis teşkilatı olan Gestapo’yu göstermesine rağmen soruşturma komünistler üzerinde yoğunlaştırıldı. Hitler meclis yangını bahanesi ile olaydan bir gün sonra bir kararname ile koalisyon ortağı milliyetçi parti dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmalarını yasaklayan bir kararname imzaladı. 5 mart 1933 te yapılan seçim ile oyların %44’ünü aldı. Seçimlerden hemen sonra baskı ve sindirme sonucu parlamentodan geçirmeyi başardığı bir yetki kanunu ile meclisin tüm yetkileri dört yıl süre ile kabineye devredildi.23 Mart 1933 te parlamentoda kabul edilen ‘Halk ve İmparatorluk Sıkıntısının Kaldırılmasına dair Yasa’ adındaki yetki tasarısı kabul edildi. Hitler bu yetki yasasına dayanarak parlamenter demokrasiyi sona erdirdi. Hitler parlamentodan aldığı kendisine geniş inisiyatif sunan yetki yasası ile yürütme ve yasama gücünü elde etti. Bu şekilde Cumhurbaşkanlığı makamını etkisizleştirdi. Bu yetkiye dayanarak çıkardığı yasalar ile diğer partileri yasakladı. Yoğun propaganda faaliyeti ile kendisinin Alman halkının yanılmaz lideri olduğunu ilan etti ve halkın büyük çoğunluğunu buna inandırdı. İşsizliği önleyecek faaliyetlere girişti bu anlamda büyük otobanlar inşa etti.

İki makamı birleştirip Führer (lider) unvanı alması

2 Ağus1934’te Cumhurbaşkanın ölümü üzerine bu makamında üstlenerek Führer makamı ihdas etti ve bunu referanduma götürdü. Yaklaşık % 90’lık bir oy oranı ile halk hem şansölyelik hem de Cumhurbaşkanlığı makamını üstlenmesine onay verdi. O artık halkını ölümüne peşinden sürükleyen Führer’di.

Uzun bıçaklar gecesi ve rakipsiz iktidar: Hitler ordu üzerinde tam bir hakimiyet ve güven kazanmak üzere iktidar yürüyüşünde kendisinin en büyük destekçisi olan SA’ya bir gece baskın yaptı. SA’nın 85 üst düzey elemanı SS ler tarafından öldürüldü. Bu şekilde hem ordu üzerinde mutlak hakimiyet kurdu hem de Nazilerin kim olursa olsun rakiplerini acımasızca harcayacakları mesajı verildi.

Kullandığı sloganlar ve propaganda yöntemi

İyi bir hatipti, karizmatik bir liderliği vardı. Toplumun alt ve orta gruplarının ekonomik beklentilerine umut vaat etti.

Kendisine devredilen milliyetçi gazeteyi J. Goebbels kısa sürede parti bülteni haline getirmeyi başardı. Milliyetçilik ve sosyalizmi savunuyor. Yahudi, komünist ve kapitalizm karşıtı fikirlerin ateşli bir savunucusuydu. Alman halkının özgürlüğünü savunduğunu, Alman milliyetçisi olduğunu, Alman imparatorluğunun yükselmesi için çalıştığını anlatarak gerekli yerlerden finans dahil her türlü destek almayı başardı.

Doğrudan toplumun bilinç altına ve duygularına sesleniyor, muhaliflerine karşı nefret söylemini ön plana çıkarıyordu. Basit, akılda kalabilen unutulmaz sloganlar kullanıyordu. ‘Tek halk, tek devlet tek lider’, ‘Tek millet, tek lider, tek evet’, ‘Tek millet, tek devlet, tek lider, büyük Almanya’ benzeri Hitlerin rakipsiz liderliğini, Alman halkının kurtarıcısı rolünü bilinç altına işleyen, milliyetçiliği ön plana çıkaran basit etkili sloganlar sıkça kullanılıyordu.

Hayatında iyi ya da kötü vardı. Yandaşları iyi, kötü olan muhaliflerinin ise yaşamaya bile hakkı yoktu. Hitler çocukluğunda ve cephede yaşadığı bir kısım olaylar nedeniyle kendisinin seçilmiş bir kişi olduğuna inandı. İnsanları kolayca etkileyebiliyordu. Yoğun propaganda faaliyeti, ustaca kullandığı vücut dili, etkileyici hitabeti ile halkta Hitler’in üstün liderliği ve kutsal bir kişiliği olduğuna inandırıldı.

Alman halkı dışında olan Yahudi, Çingene ve benzeri azınlıkları küçümsedi, şeytanlaştırdı.

Özellikle Yahudilere yönelik J. Goebbels’in geliştirdiği propaganda faaliyetleri ve gayri insanileştirme yöntemleri sayesinde halktan hiç bir tepki almadan vahşice muameleler yaptı.

Özetle; Hitler seçilmiş, kutsal bir lider olduğuna hem kendisini hem de Alman halkını inandırdı. Meclis yangını kumpası ile tüm rakiplerini ekarte etti; yasama ve yürütme yetkisini eline geçirerek parlamenter demokrasiye son verdi. Kendi partisi dışındaki tüm siyasi oluşumları hainlikle itham etti ve yasa dışı ilan etti. Şansölyelik ve Cumhurbaşkanlığı makamının tüm yetkilerini Führer unvanı ile kendinde birleştirdi, yoğun propaganda faaliyeti ile halkın ezici çoğunluğunu buna ikna etti. Kendisini Alman halkının kurtarıcısı olarak kabul etti halkı ve takipçilerini buna ustalıkla inandırdı.

Propaganda yönteminden, mutlak iktidarı ele geçirme şekline kadar Erdoğan tamamen Hitler’i örnek almıştır. Geçmişte Hitler ve propaganda bakanı Goebbels tarafından denenmiş başarıya ulaşmış tüm metotları aynen kopyalayarak icra etmiştir. Erdoğan’ın hareket tarzında bir orijinalite yoktur. Denenmiş, başarıya ulaşmış tüm kirli taktikleri aynen alıp zahmetsizce uygulamıştır. Erdoğan’ın iktidar serüveninde rol modelinin Adolf Hitler olduğu konusunda hiç kuşku yoktur. Erdoğan’ın mutlak güce ulaşmadaki yolculuğu referandumun kabulü halinde son bulacaktır.

Ülkemiz ve halkımız için asıl mesele ise ondan sonra başlayacaktır.

Referandumda Erdoğan istediği sonucu alırsa hayalindeki rejimin inşa sürecini başlatacaktır.

Erdoğan tüm engelleri aşıp mutlak güce ulaştıktan sonra nasıl bir rejim kuracaktır?

Kafasındaki rol model kimdir, hangi ülkedir?


Originally published at www.tr724.com on February 16, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.