Erdoğan yine yanlış biliyor!

Aslında ‘o fotoğraf’ başlığı ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medyada gündem olan ‘son derece keyifli’ görüntüleri üzerine bir yorum yazacaktım.

Çünkü ‘o fotoğraf’ sayısız yazı, hatta kitaba bedel.

En başta 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşanan faşist uygulamalarla ilgili değerlendirme yaparken referans alınması gereken mihenk taşlarından birisi.

Bilmeyenler için kısaca özetleyeyim.

Uzun süredir iktidar partisinin mitinglerinde, açılış törenlerinde ve AKP’lilerin düğünlerinde boy gösteren Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Malazgirt Zaferi’nin 946. yılı anma törenlerine de katıldı.

Bilal Erdoğan’ın da olduğu protokolde çok keyifli görünüyordu.

Bir ara Erdoğan’ın kulağına eğilip (fotoğrafa göre şapkası Erdoğan’a çarpacak kadar yakın) bir şeyler anlatıyor. Erdoğan’a kahkaha attıracak kadar ne anlattı bilmiyoruz ama ortaya çıkan görüntü hayli ilginçti.

Kurmay subaylarının yüzde 90’ı delilsiz, yargılamasız ihraç edilmiş, darbe girişimine katılmamış binlerce personeli tutuklanmış, orgeneral seviyesindeki komutanlarına bile akıl almaz işkenceler yapılmış, F-16’ları uçuracak pilot bulamadığı için Pakistan’dan eğitmen pilot talep edecek kadar aciz bir ordunun komutanı olan Akar, bütün bu kararların altında imzası olan Erdoğan ile ‘can ciğer kuzu sarması’ pozunda.

Öte yandan hatırı sayılır bir kesim onu ‘kendi ordusuna kumpas kurmuş bir genelkurmay başkanı’ olarak görüyor.

Madalyonun bir de öbür yüzü var.

Erdoğan bilmediğimiz bir siyasetçi değil. ‘Derisinin ne kadar ince’ olduğuna herkes şahit. Kendisine yönelik en ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayan, ‘tez kellesi vurula’ diye küplere binen bir siyasetçi.

Bu konuda bir kısmını şahsen bildiğim sayısız örnek var.

Şimdi düşünün: Bırakın eleştirmeyi, kendine darbe yapmaya (hatta resmi söyleme göre öldürmeye) kalkmış bir ordunun komutanı Akar. Hulusi Akar’ın — Zekai Aksakallı’nın tabiriyle — ‘bir talimatla önleyebileceği kalkışmayı’ durdurmadığı da ortada. MİT’in darbeyi haber aldığı halde Erdoğan’a bildirmediği de herkesin malumu.

Normalde ne olması gerekirdi?

Erdoğan hem Akar’ı hem de Fidan’ı görevden alıp yargılanmalarını sağlamalıydı.

Peki ne oldu?

Erdoğan bırakın bu isimleri görevden almayı onlara ekstra koruma zırhı getirdi. Adeta bu iki ismin üzerine titriyor.

Sadece bu durum bile 15 Temmuz’da yaşanan tiyatroyu izaha yeter ama görmek ve anlamak için önce ‘Cemaat paranoyası’ndan kurtulmak lazım.

Maalesef Türkiye’de hatırı sayılır bir kesim ‘Cemaat saplantısı’ nedeniyle ayan beyan ortada olan birçok çelişkiyi görmemekte ısrar ediyor.

FAŞİZM TABUTUNA BİR ÇİVİ DAHA

Söz konusu fotoğrafı anlamlandıran bir gelişme ise hemen ardından geldi.

15 Temmuz’u bahane ederek ‘KHK Rejimi’ni kuran Erdoğan hafta başında bir gece yarısı KHK’sı daha çıkardı.

Daha önceki KHK’lar da en basit tabirle ‘insan hakları ihlalleri’ ile doluydu fakat 694 sayılı son KHK adeta tüy dikti.

58 sayfa ve 203 maddelik bu düzenlemede yok yok. Çok kapsamlı bir düzenleme. Adalet Bakanlığı ve Emniyet ile ilgili düzenlemeler de dikkat çekici fakat esas vurucu maddeler TSK ve MİT ile ilgili olan bölümlerde.

MİT Müsteşarı doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. (Erdoğan’ın Fidan konusunda Binali Yıldırım’a bile güvenmediği tescillendi)

Fidan’ın tanık olarak bile dinlenmesi artık Cumhurbaşkanı’nın onayında. MİT zaten denetimsiz bir kurumdu, son düzenlemelerde tamamen dokunulmaz hale getirildi. Maaşlarını ve ikramiyelerini bile artık Erdoğan belirleyecek.

MİT yasasında ‘adrese teslim’ birçok düzenleme var. Benzerleri Esad Suriye’si ya da Saddam Irak’ında görülebilecek düzenlemeler bunlar.

TBMM’Yİ DE GECE YARISI KHK’SI İLE LAĞVETTİLER

Son KHK ile TBMM de lağvedildi, vekil dokunulmazlığı fiilen iptal edildi. Milletvekilleri siyasetin emrindeki Ankara Başsavcılığı’nca soruşturulacak.

Türkiye’de özgür medya kalmadığı için son KHK’nın getirdiği faşizan düzenlemeler gündem olamadı bile.

Neyse ki Erdoğan konuşmayı çok seviyor. (Bu arada Erdoğan’ın kariyeri boyunca hiç konuşmadığı, demeç vermediği, televizyonlara çıkmadığı en uzun zaman diliminin 15 Temmuz öncesindeki 6 gün olduğunu da hatırlatayım.)

Pazartesi akşamı tüm televizyonlardan yayınlanan ‘Cumhurbaşkanlığının 3. yılı kutlamaları’ röportajında hem KHK’ları hem de son MİT ve TSK düzenlemelerini savundu.

Bunu yaparken de ‘Tüm büyük devletlerde, mesela ABD’de de Fransa’da da böyledir. İstihbarat devletin başına bağlı olmalıdır’ dedi.

Erdoğan uzun süredir yandaş olmayan bir gazeteciye röportaj vermediği için doğal olarak ‘Sayın Erdoğan öyle diyorsunuz ama ABD’de Fransa’da istihbarat kurumları meclisin sıkı denetimi altında’ diye sorulmadı.

Ben buradan söyleyeyim, olay Erdoğan’ın bildiği gibi değil. ABD’de Erdoğan’ın bahsettiği gibi bir istihbarat düzeni yok.

İSTİHBARATA ETKİN DENETİM VAR

Özetle anlatacak olursam…

ABD’de enerjiden uyuşturucuya kadar değişik alanlarda çalışan 17 ayrı istihbarat kurumu var. En bilinenleri iç istihbarattan sorumlu olan FBI ve dış istihbarat yapan CIA. Her istihbarat örgütünün bağlı olduğu ayrı bir birim ve farklı çalışma şekli var.

Fakat en önemlisi şu: ABD istihbarat faaliyetleri çok net yasalarla tanımlı. Öyle ki ‘örtülü operasyonlar’ bile denetime açık.

ABD Başkanı FBI ve CIA başkanlarını öneriyor fakat atamalar Kongre yoluyla yapılıyor. Hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde istihbarat komisyonları var ve bu komisyonlar istihbarat örgütleri üzerinde denetim yetkisine sahip. Kongre bütçe üzerinde söz sahibi. Dolayısıyla her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyebiliyorlar.

Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki istihbarat komiteleri (8–7 ve 12–9) iktidar ve muhalefet vekillerince oluşturuluyor. Yani sadece iktidar değil muhalefet de istihbarat kurumlarının denetiminde söz sahibi.

ABD Kongresi aynı zamanda ‘sorunlu’ bulduğu istihbarat yasalarını veto edebiliyor.

Dediğim gibi, dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarına sahip ABD’de aynı zamanda ‘en güçlü denetim’ mekanizması da var.

Kongre ilgili herkesi çağırıp ifadesine başvurabiliyor. ‘Hearing’ (sorguya çekme) denen bu oturumlar vekillere ve medya yoluyla kamuoyuna açık.

KİMSE MECLİSTEN ÜSTÜN DEĞİL

Mesela geçtiğimiz aylarda Donald Trump’ın görevden aldığı FBI Başkanı James Comey, Senato İstihbarat Komitesi’nde ifade verdi. Canlı yayında vekillerin sorularını yanıtladı.

Anlattıkları yenir yutulur şeyler değildi.

Yakın zamanlardaki popüler bir başka ‘hearing’ ise Obama kabinesinin Dışişleri Bakanı ve Demokratların başkan adayı Hillary Clinton’un oturumuydu. Başkan adayı Clinton tam 11 saat boyunca hem de canlı yayında vekillerin sorularını yanıtladı.

Bir de Türkiye’yi ve AKP rejimini düşünün.

MİT müsteşarı bırakın savcıları TBMM’ye bile gitmedi. Yargı yolu kapalı, son KHK ile ‘tanıklık’ bile izne bağlandı. MİT üzerinde TBMM’nin hiçbir yaptırımı ve denetimi yok. Yargı zaten iktidarın aparatı haline getirildiği için o da bir seçenek değil.

Aslında Erdoğan’ın kurduğu düzen ABD ya da Fransa modelinden çok Ortadoğu’daki Baas modeline benziyor. (Doğu Almanya’da ki Stasi teşkilatı da benzerlikler gösteriyordu.)

O yüzden getirdiğiniz düzeni Havuz medyasına ‘ABD’de olan düzenin aynısını getiriyoruz’ diye satabilirsiniz fakat gerçekler öyle olmadığı açık.


Originally published at www.tr724.com on August 30, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.