Eskiden başkalarını okurduk, şimdi herkesin bir öyküsü var

İlk iki sezonu Pablo Escobar’ın yaşam öyküsüne odaklanan Narcos dizisinde işitmiştim:

-Kötü adamların her defasında şanslı olmaları gerekir. İyi adamların ise tek bir sefer şanslı olmaları yeterlidir.

Yine…

Salma Hayek, Adrien Brody’li Septembers of Shiraz filmi, Mevlana’nın şu sözüyle açılır:

“Out beyond ideas of wrongdoing and rightdoing, there is field. I will meet you there.”

Yani…

-Yanlış ve doğruların ötesinde bir yer var. Sizinle orada buluşacağız.

Son dönemdeki okumalarımı ve izlemelerimi şöyle derleyebilirim:

  1. En idealist gözüken liderler ve en romantik mücadeleler bile perde arkasından para spekülatörleri tarafından yönetiliyor olabilir.
  2. İnsanların büyük kısmı sürü güdüsüyle düşünmeden hareket ediyor. Onları uyarmak isteyen idealistler genelde duymazdan geliniyor ve kurban edilmelerine ses çıkarılmıyor.
  3. Sosyal ortamlarda sürekli olayları hafife alma, her olayda komik bir yan bulma gibi eğilimler bilinçli olarak körükleniyor olabilir. Alay konusu yapılarak insanların sert tepkiler vermelerinin önüne geçilmekte.
  4. Kararlarınızı, çıkarılan “uzmanlar” ciddi ölçüde etkilemekte.. Bunların esas sahibi, yanlış karar vermenizi özellikle isteyenler.
  5. İnsanların kısa hafızası var sadece.

Özetle:

Her adımlarında “kutuplaştırmaya yarar mı, yararmaz mı” ona bakıyorlar. İpi az gerince “aman kopmasın” diye hafif gevşetmeleri yanıltmasın.

Ateist diye dalga geçtikleri Ahmet Altan, İslam’ı ve gerçek cihadı tek cümlede özetlemiş: “Bir dindarın savaş alanı kendi zihni ve bedenidir.”

Sahi, Altan kardeşler de dahil tutuklu gazeteciler için imza kampanyası var change. org sitesinde… İki haftayı geçti, şimdi baktım, sadece 4 bin 109 imza var. Çoğu yabancı 4 bin küsür kişi. 5 bini bile bulmadı.

Korkmayın!

Mühim olan…

Kişinin kendisini aşan bir görevle karşı karşıya geldiği zaman…

Korkusunu yenmesidir.

Bunu yaparsanız…

Sizden önceki herşey unutulur…

Peşinizden gelenler bundan ilham alır.

Akılalmaz bir delilikle…

Limitlere ve duyulara itibar edilmeden…

Tüm oluşumları temizleyecek bir amaç güdüyorlar.

Kışkırtmak gerekiyordu, önlemek değil.

Ülkeyi pineklemekten kaldıracak bir harekete ihtiyaç vardı: 21’inci yüzyıla uygun bir “anarşi tehdidi”.

Gazeteci, film eleştirmeni Şenay Aydemir, sayfasına sabitlediği tweette şunu diyor:

-Tarihin öğrettiği bir şey var: Devlet ve halk çatışıyorsa, devlet olan biten hakkında size yalan söylüyordur. (16 Aralık 2015)

Birkaç örnekle açayım;

Evlerden, ofislerden çıkan kasa kasa dövizlerin rüşvet ve yolsuzluk parası olduğuna inanmayanlar, “1 dolarların” darbe delili olduğuna inanıyor.

Rus uçağı düşürülünce “Emri ben verdim, yine olsa yine düşürürüz” diyenler, sonra ağız değiştirip “darbeciler yaptı” dedi. İkisine de inanılıyor.

Yıllarca bondrollü satılan kitaplar “içinde ne yazdığına bakılmadan” bir anda yasaklandı. Aman başıma bir şey gelmesin diye arazide yakmaya çalışanlar bile gözaltına alındı. Terörle mücadele ekipleri, artık kaleşnikofların yerine bunları sergiliyor.

Ailecek pasaportlar “gerekçesiz” iptal ediliyor, kadına “kocan gelsin” denilirken… Çocuklara “Baban gelmezse seni de alırız” diye tehditler savuruluyor.

15 Temmuz’un ne olduğu ortaya çıkmadan, çıkarılmadan… Köprülere, kavşaklara, tünellere adı veriliyor, okullarda ders olarak okutuluyor.

Halen “demokrasi bayramı”ndan kafayı kaldırıp darbe girişiminin nasıl olduğuna bakmıyoruz. Halbuki (kaldıysa) gazetecinin görevi bayram yapmak değil, darbeyi kimin yaptığını, şemasını, hiyerarşisini, darbe planını, neden tasarlayıp yaptığını, kurulacak hükümette kimlerin olacağını filan sormaktır.

Ekrana çıkartılmasına izin verilen uzman sayısı o kadar azaldı ki, bazılarının TV programlarından fırsat bulup ne ara araştırma yaptıklarını merak ediyorum.

Bir yazışma programını akıllı telefonuna indiren herkes gözaltına alınıyor. O arada, yığınla insan “güvenli buldukları” başka mesajlaşma uygulamalarını indirip oradan yazışıyor, içlerinde anlı şanlı yandaşlar bile var. Kimsenin kimseye itimadı kalmadı.

Vizesiz Avrupa’yı unuttuk, imtiyazlı yeşil pasaportlarla bile izinsiz yurt dışına çıkamıyorsunuz. Normal pasaportların izne bağlanması yakındır (muhtarlar ne güne duruyor.)

Her Allah’ın günü bombalar patlayor, sivil-asker-polis şehit veriyoruz. “Vatandaşlarımız müsterih olsun, her türlü tedbir alındı” diyorlar. Sonra da, önceden istihbaratını alıp önleyemedikleri girişimler için herkesi sokağa davet ediyorlar.

Twitter ve Facebook’u yavaşlatma keyfiliği bile apaçık temel hakların ihlalidir. Yönetimin asli görevi güveniliği sağlamaktır, güvenliği bahane etmek değil!

O kadar korkuyorlar ki…

Bağımsız gazetecilerin Twitter paylaşımlarını Türkiye’de “buzluyorlar.”

Toparlayalım;

Bugün 10 Ekim 2016.

Tam bir sene önce bugün, Ankara’nın göbeğinde 100’den fazla insan katledildi, 500’den fazla insan yaralandı.

O patlama halen aydınlatılmadı. Bilakis, statlarda yuhalandı.

Hiç unutmam, iki gün sonra Ankara’daydım. 48 saat önce kenti sallayan bir patlama yaşanmamış, onca kan dökülmemiş bir atmosfer vardı.

Çok şaşırmıştım. Şimdi daha iyi anlıyorum.

Toplum öyle bir noktaya getirildi ki,

Gün aşırı bayraklı-bayraksız onlarca cenaze kalksa bile…

Boğaz’dan selfie yapıp Açıkhava konserinde zıplayabiliyor…

Kıvanç Tatlıtuğ ile Tuba Büyüküstün’ün yeni dizisi çok daha büyük heyecana yol açıyor.

Eskiden başkalarını okurduk. Şimdi herkesin bir öyküsü var.

Kendimiz çalıp oynuyoruz işte.

@TarikToros


Originally published at www.tr724.com on October 10, 2016.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.