Genç ölü bedenlerden hayat devşirenler

Alper Ender Fırat

Bir kadın düşünün… O, hem anne, hem babaanne, hem de bir anneanne. Mübarek Ramazan gününde, bir iftar programında konuşuyor. ‘Ana yüreği’ taşıyan normal bir kadın böyle bir programda ne konuşur? Hele de her gün ana kuzularının toprağa düştüğü, her yerde savaş tamtamlarının çaldığı bir coğrafyadaysa konuştuğu yer. Azeri ana gibi ellerini açar ve ‘Sulha gelin ey insanlar, yoksa dünya mahvolar’ diye feryat eder öyle değil mi? Savaş tamtamlarından ürken, her gün üçer beşer onar toprağa düşen ana kuzularını kendi evladı gibi gören, vicdanı sızlayan her yürek gibi ‘barış der barış der barış der’.

Oysa O; ‘yeni nesil candan vazgeçmeyi çok iyi biliyor’ derken mutluluktan gözlerinin içi gülüyor. Hiçbir vicdan izi göstermeden ‘Vatan kelimesi ruhlarımızı kanatarak yeniden hayatımızın merkezine yerleşti. Yeni nesil artık candan vazgeçmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyor.’ diyor.

Kendi güvenliği, çocuklarının, torunlarının emniyeti için başkasının çocukları üzerinden ölümü yücelten onlardan kan isteyen, genç evlat kanlarıyla hayatlarına hayat devşiren, gülümseyerek bizim için ölün diye naralar atan bir kadın. Kocasıyla ölüm yarıştıran, sürekli ölüme davet eden ölümü yücelten bir anne!

ANA YÜREĞİ?

İnsan sormadan edemiyor: ‘Ana yüreği taşıyan hiç kimse böyle bir şey yapmaz da sizin taşıdığınız nedir?’ Gençlere bizimi için ölün diye emir verirken hiçbir vicdani kaygı, bir yürek acısı yok.

Nasıl olsa… O canından vazgeçtiğini söyleyen gençler kendi çocukları, torunları, yeğenleri değil. Onlar sıvası bile olmayan kerpiç evlerde, ağzına sokacağı bir dilim ekmek bulamayan, kendisinin bir paket çayına bile eş değer olamayacak değersiz insanların çocukları. Nasıl olsa… Bilal emin evlerde, Burak güvende. Hâşâ, ecelin bile giremeyeceği(!) muhkem kalelerde, yeryüzü cennetinin nimetlerinden tepe tepe istifade ediyorlar. Torunlar, yeğenler, evlatlar hep birlikte güven içindeler.

Gerçekten anne yüreği taşıyan bunca ölüme itiraz etmez mi? Kavga esnasında şark kadınının yaptığı gibi barışı mecbur kılacak şekilde tülbendini yere atmaz mı?

‘Candan vazgeçmenin ne demek olduğunu bilen yeni nesil içinde kendi oğlun, torunların, yeğenlerin, akrabaların var mı? Daha doğrusu o nesil içinde sizinkiler neden yok? Başkasının canı senin çocuklarının canından niçin daha değersiz? Neden daha kolay vazgeçilebilir? Niye sizin için yönettiklerinizin acısına katlanmak bu kadar kolay? 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidarınız devam edebilsin diye kaç ana kuzusu toprağa düştü, kaç ana evladından vazgeçmek zorunda kaldı umurunuzda mı?

Çiğnediğiniz genç bedenlerden akan kan yüzünüzdeki makyajı da akıtıyor, maskeniz düşüyor, gerçek yüzünüz ortaya çıkıyor. Ruhunuzun gerçek kimliğini gizleyemiyorsunuz artık.


Originally published at www.tr724.com on June 9, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.