Hata üstüne hata

Merkez Bankası (TCMB), ABD Doları’nın Türk Lirası’na mukabil yükselişine mani olamıyor. Saray’a rağmen politika faizini 50 baz puan artırmasının tesiri kısa sürdü. Başkan Murat Çetinkaya, faiz artışı ile ortaladığı topu hükümetin auta çıkarmasına içten içe hayıflanıyor olmalı. Saray’ın kasdî faullerinden canı yansa da sadece, “Hocam, iyiyim! Bir şeyim yok. Oynayabilirim.” diyebiliyor.

Çetinkaya’nın önceki gün Bakanlar Kurulu’na yaptığı sunumun satır aralarında ‘ekonominin ahvali zannettiğinizden daha ağır’ mesajı vardı. Grafiklerle zenginleştirilmiş sunumun hülâsası: “Turizm ve ihracat pazarları daralıyor, işsizlik tırmanıyor ve ABD’ye hücum eden sermaye göçü en fazla TL’yi sarsıyor.”

Ne Saray’a ne de piyasaya yaranabilen TCMB önümüzdeki günlerde elindeki diğer silah olan döviz satışına müracaat edecek. Başkan Çetinkaya, Bakanlar Kurulu’ndan bir gün sonra Türkiye Bankalar Birliği’nde bankacılarla hasbihal ederken bunun sinyalini verdi.

O toplantıda sarf ettiği hassas cümle şu idi: “Döviz piyasasının sağlıklı çalışması ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla, döviz arz ve talep gelişmeleri yakından takip edilerek gerekli önlemler alınmaya devam edilecektir. Piyasa derinliğinin kaybolmasına bağlı olarak spekülatif davranışlar sonucunda kurlarda sağlıksız fiyat oluşumları gözlenmesi ve aşırı oynaklık durumlarında piyasaya esnek ihaleler yoluyla veya doğrudan müdahale edilebilecektir.”

Başkan’ın “Doğrudur müdahale” sözünün meâli: “Faiz artışı çare olmadı. Merkez Bankası dolar satacak.”

GÜN O GÜN DEĞİL

Hata üstüne hata. İhata eden bakıştan mahrum adımlarla bırakın doların ateşini düşürmeyi daha da yükseltirsiniz. İlle de döviz satış ihaleleri yapılmasına karar verildiyse bu son dakikaya kadar saklı tutulmalıydı. Oynaklığın arttığı gün veya saatlerde şok tesiri uyandıracak şekilde ilan edilmeliydi. Müdahalenin dozu ve süresine göre netice alınabilirdi. Dün o gün değildi.

TCMB elini açık etti. Paniğe kapıldığını intibaı bıraktı. Kartların hepsini gördü piyasa.

Tekrar edeyim. Merkez Bankası’nın tek başına üstesinden gelemeyeceği kronik bir vak’a ile karşı karşıyayız. Türkiye ekonomisi günden güne dibe batıyor. 2001 krizinde borçluluk bu kadar yüksek değildi. 10 milyar dolarlık döviz açığıydı bütün o gürültünün müsebbibi. Bugün ise reel sektörün 213 milyar dolar dövize ihtiyacı var.

Krizden hemen sonra devreye giren IMF reçetesi yabancı yatırımcı için teminat olmuştu. Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin estirdiği reform rüzgârı da bire beş, bire on hasata vesile olan sermayeyi nadasa bıraktığımız tarlaya taşımıştı.

Bereketli günlerdi…

İhracat ve turizmin çift haneli büyümesi ile döviz biriktirme imkânları artmış, içeride de kurların gerilemesi sayesinde imalat sanayi kapasite artırıcı yatırımlara yönelmişti. Kredi maliyetleri ve enflasyon istikrarlı biçimde düştüğü için de tüketim harcamaları büyümede yeni rekorların kapısını aralamıştı. İşsizlik yüzde 8’e doğru inişe geçmişti.

AKP Kemal Derviş’in açtığı yolda ilerleme basiretini göstermişti. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve ifade/basın hürriyeti uğruna statüko ile amansız bir mücadelenin içine girmekten imtina etmemişti. AKP, 2003–2007 arasında bugün yaptığının tam zıddını tatbik ederek sadece demokrasiyi tahkim etmiyor aynı zamanda Türkiye’yi küresel sermaye için güvenli bir liman haline getiriyordu.

AYDA 10 MİLYAR DOLAR GELİYORDU

Ayda 10 milyar dolar sıcak para (portföy yatırımları) ve senelik 23 milyar dolar doğrudan yatırım çekmeyi başaran o günlerin Türkiye’sinden ayda 5 milyar dolar sermaye kaçışını eli kolu bağlı seyreden Türkiye’ye iniş yapmak da marifet(!) ister… Her iki halin mükâfatı da mücazatı da iktidardaki AKP’nin hanesine yazılacaktır.

AKP’nin fabrika ayarlarına dönmesi halinde en azından çöküş bir noktada durdurabilir. Amma velâkin hükümet cenahında, küsuratı ile bin odalı Saray’da yaşayan Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsî gündemi başkanlıktan gayrı dert ve tasadan eser yok.

TÜRKİYE İÇİN SON ÇAĞRI: DÖVİZ BOLLUĞU BİTTİ

‘Başkanlığı alana kadar OHAL’ dayatması yatırımcı ve tüketiciyi tedirgin ediyor. Türkiye, dünyada yükselen faiz dalgasına en zayıf halde yakalandı. Bol ve ucuz döviz devri bitti.

OHAL rejiminde iktisadî buhran öyle bir iki kararla atlatılamaz. Yine de ilk müdahaleyi yapmakla mükellef Merkez Bankası kafa karışıklığını belli etmemeliydi. Faizi artırmanın üzerinden bir ay geçmeden dolara doğrudan satış yaparak müdahalede bulunmak tam bir fiyasko. Madem faiz cephesinden muhasarayı yarmaya karar verildi, cepheyi genişletmek gibi bir hataya düşülmemeliydi.

NET REZERV 35 MİLYAR DOLARDAN AZ

Net döviz cephaneliğinde 35 milyardan az bir mühimmat olduğunu bilen para tüccarları bu fırsatı kaçırmayacaktır. Bu arada para baronları ve bankalar, dolar bozduranlara müteşekkir kalacaktır. Onlar sayesinde 3,34–3,40 arasından dolar topladılar.

Pekâlâ, TCMB kaçtan dolar bozduracak ve nerede duracağı belli olmayan piyasa taarruzuna ne kadar mukavemet edebilecek?

Bu son meydan muharebesi Türkiye’de herkesin istikbalini tayin edecek.

İbretle seyredin…

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Semih Ardıç’s story.