Hocaefendi’nin yalnızlığı

“Bugün dünyada, yaşarken kıymeti anlaşılamayan insan kimdir” diye sorulsa tereddüt etmeden tek bir ismi söylerim hemen:

-Fethullah Gülen Hocaefendi…

Bu kanaatim yeni değil…

Uzun zamandır böyle düşünüyorum.

Hocaefendi, kadr-ü kıymetini bilemediğimiz bir değer…

Bu düşüncem, Hocaefendi’nin salı günü Washington Post’ta yayınlanan makalesini okuyunca daha bir pekişti.

Dertli bir gönlün ızdırabı vardı yazının her bir satırında…

Türkiye’nin istikbalinden endişe ediyordu.

Gelecek nesilleri, birbirinden nefret etmeden nasıl bir arada tutabiliriz diye dertleniyordu.

Çok fazla gecikmeden alınması gereken kısa ve uzun vadeli tedbirlerden bahsediyordu makalesinde…

MENFAAT DÜŞKÜNÜ İNSANLAR

Yazıyı okurken bir an kendimi Hocaefendi’nin yerine koydum.

Kendi ülkemde her gün yüzlerce yalan haberle insanlara hedef gösterilsem…

Yine de ülkemin istikbali için endişe duyar mıyım?

“Evet, kaygı duyarım” diyemedi nefsim hemen…

Önce tereddüt etti.

Sonra savunmaya geçti.

Türkiye’yi hoyratça idare eden yöneticiler ve onların peşinden giden yığınlar üşüştü zihnime…

Yaptıkları zulümler, akıl almaz işkenceler, yeni doğmuş bebekleriyle hapse atılan hanımlar geldi aklıma…

-Çocukları okuyup ahlâklı birer insan olsun diye açılan binlerce dershane ve okul kapatılırken, öğretmenler işkence altında öldürülürken sesini çıkarmadı bu millet…

-Sürekli kendi menfaatini düşünen bu bencil halkın çocukları için kendimi niye bu kadar paralayayım ki…

“Ne halleri varsa görsünler” diye geçirdim içimden…

KAÇ KİŞİ VARDIR BÖYLE?

İşte o zaman fark ettim bir kez daha…

Hocaefendi olmak başka bir şey…

Ben yüreğimi esir alan öfkeye kısa sürede yenik düştüm.

“Bu millet de bu ceberut devlet de adam olmaz” diyerek nefsimi temize çıkardım.

Oysa Hocaefendi hiç böyle düşünmedi.

Bu milletin nelere meyli olduğunu hepimizden daha iyi bildiği halde 70 yıldır onların evlatları için dertleniyor.

İçine düştükleri zilletten kurtulmaları için İslam âlemine çözüm yollarını gösteriyor.

Türkiye’nin uluslararası arenada bir denge unsuru olması için proje üstüne proje geliştiriyor.

Çok sevdiği ülkesinden 18 yıldır ayrı kalmasına takılıp kalmıyor.

Gurbette yaşamak zorunda bırakan kadere taş atmıyor.

Hakkında yalan söyleyen, kendisine iftira atanlara mukabil yine memleketim diyor.

Onca densizliğe rağmen bu millete de bu devlete de sahip çıkıyor.

Kaç kişi Hocaefendi gibi davranabilir?

Bir, iki…

SUÇLU BENİM

Kaç kişi Hocaefendi gibi düşünür bilemem.

Ama şundan eminim…

Hocaefendi bambaşka biri…

Öyle olduğu için de 7 milyar insan içinde yalnız…

Hem de yapayalnız…

Hocaefendi’yi tek başına bırakan da benim aslında…

Aynı topraklarda doğduğum, aynı havayı soluduğum, aynı çağda yaşadığım halde onun kıymetini bilemediğim için Hocaefendi yapayalnız…

Bu arada bir hususu hemen izah edeyim.

Herkes adına ahkâm kesemeyeceğim için birinci tekil şahıs eki kullandım.

Benimle aynı kanaati paylaşanlar, bundan sonra yazacağım cümleleri birinci çoğul şahıs ekiyle birlikte okuyabilir.

TAVSİYELERİNE UYMADIM

Evet Hocaefendi yalnız…

O bir vadide, ben/biz başka bir vadide…

Neden?

Çünkü…

Hocaefendi’yi davasında yalnız bıraktım(k)…

Onu anlamaya çalışmadım(k)…

Derdine ortak olmadım(k)…

Taşıdığı yüke omuz vermedim(k)…

Çektiği ızdırabı hissetmedim(k)…

Kitaplarını okudum(k), sohbetlerini dinledim(k) ama nasihatlerine uymadım(k)…

Hâl, tavır, davranış ve sözlerimde Allah’ın rızasını tam gözetmedim(k)…

Hep kullardan alkış bekledim(k)…

Ahiret yörüngeli bir hayat yaşamadım(k)…

Peygamber Efendimiz’in sünnetini ihya etmedim(k)…

Kullukta derinleşemedim(k)…

İhsan şuuruna eremedim(k)…

ADANMIŞ RUHLAR

Kur’an-ı Kerim’le haşır neşir olamadım(k)…

Risalelere nüfuz edemedim(k)…

Pırlanta eserleri bitiremedim(k)…

Geceleri kalkıp namaz kılmadım(k)…

Gözyaşı dökmedim(k)…

Başkaları için dua etmedim(k)…

Evrad-u Ezkar’la meşgul olmadım(k)…

Hep konuştum ama temsil keyfiyeti kazanamadım(k)…

Sadece kendimi düşünerek yaşadım(k)…

Fakir fukarayı gözetmedim(k)…

Kazandığım paradan infak yapmadım(k)…

Zekatımın hakkını vermedim(k)…

Sohbet-i Canan yerine malayani şeylerle meşgul oldum(k)…

Kalp kırdım, gönül incittim(k)…

Hep bekledim, beklentisiz olamadım(k)…

Özetle…

Adanmış bir ruh haline gelemedim(k)…

TÜRKİYE SAHİP ÇIKMADI

Hocaefendi’yi yalnız bıraktığımız için utanıyorum.

Allah böyle bir kameti Türkiye’ye, Anadolu insanına nasip etti.

Ama biz Hocaefendi’nin kıymetini bilemedik.

23 Mart 1999 tarihinde ABD’ye hicret etti.

Allah elimizden aldı.

Yine uyanmadık.

Şimdi Hocaefendi’nin tavsiyesi ile açılan okullar, dershaneler, yurtlar, hastaneler vs kapatıldı.

Hizmet ehli binlerce insan zindanlara atıldı.

Devasa bir Cemaat linç edildi.

Türkiye son 100 yılda dünyaya kazandırdığı en değerli varlığını muhteris politikacılar, hasid aydınlar, iflah olmaz muhalifler yüzünden kaybediyor.

Millet seyrediyor.

Aydınlar seyrediyor.

Siyasetçiler seyrediyor.

Gazeteci yazarlar seyrediyor.

UTANÇ GÜNLERİ

Hep birlikte izliyoruz Hocaefendi ve Cemaat’in linç edilmesini…

Hâlâ farkında değiliz nasıl bir nasipsizlikle karşı karşıya olduğumuzun…

Biz sahip çıkmadık, çıkamadık maalesef…

Kadr-ü kıymetini bilemedik.

Ama…

Düne kadar küçümsediğimiz elin oğlu bugün Hocaefendi ve öğretisine sahip çıkıyor.

Müslüman görünenlerin öz vatanlarından kovduğu çağımızın muhacirlerine gayr-i Müslimler kucak açıyor.

Evet…

Hocaefendi’yi yalnız bıraktık.

Ben bıraktım.

Biz bıraktık.

Türkiye bıraktı.

Anadolu insanı bıraktı.

Ne diyelim…

Bu utanç da bize yeter.


Originally published at www.tr724.com on May 17, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.