İktidar sembolü olarak yer isimleri

Geçtiğimiz hafta gazetelerde yer alan bir haberde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “cemaat” çağrışımı yapan 90 sokağın ismini değiştirdiğine dair haberler yer aldı.

Yine gazete haberlerine göre 2017 yılında da 103 sokağın adı değiştirilmişti. Değiştirilen sokak isimleri arasında Gülen, Hakan Şükür, Himmet, Paralel, Dumanlı, Hizmet, Samanyolu ve Zaman gibi isimler yer alıyordu.

MAHMUDİYE’DEN REŞADİYE’YE

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde binlerce yer ismiyle karşılaştılar. Bu isimlerin bir kısmı Hitit dilinde olduğu gibi bazıları da Ermenice, Gürcüce, Yunanca ve Süryanice idi. Selçuklular ve Osmanlılar genellikle bu isimleri değiştirmeden kullanmayı tercih ederken yeni yerleşim yerlerine Türkçe isimler verdiler, bazı yerlerin isimleri de zamanla Türkçeleşti.

Osmanlının son döneminde ise yeni kurulan kasabalara, köylere ve yeni açılan cadde ve kurumlara genellikle dönemin padişahının ismi verildi. Bugün Osmanlı coğrafyasında gördüğümüz Mahmudiye, Mecidiye, Aziziye, Hamidiye ve Reşadiye isimleri bu şekilde ortaya çıktı.

İTTİHATÇILAR VE YENİ İSİMLER

İttihatçılar ise Meşrutiyetin ilanıyla birlikte büyüsüne kapıldıkları “hürriyet” ismini birçok yere verdiler. Meşrutiyetin ilan edildiği Manastır’daki meydanın adı “Hürriyet Meydanı” olduğu gibi Selanik’te ve İstanbul’da meydanlara “hürriyet” ismi verildi. Bir taraftan da dönemin öne çıkan şahsiyetlerinin isimlerinden hareketle “Enveriye, Şevketiye, Mahmut Şevket Paşa” isimleri veriliyordu.

Balkan Harbinde Rumeli’nin kaybedilmesinden sonra Anadolu’daki yer isimlerini “Türkleştirme ve Türkçeleştirme” hamlesi başladı. Bunun için ilk çalışmanın Trabzon vilayetine bağlı Rize’de yapıldığı ve 224 yer adından 207’sinin değiştirilmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Rize’yi Trabzon’un diğer sancak ve kazaları Trabzon, Samsun, Ordu, Giresun, Artvin ve Gümüşhane takip etmiş ve 450 civarında yeni isimlendirme yapılmıştır. Yeni isimler arasında İttihad, Terakki, Teşkilat, Cihadiye, Türkili, Türkmenli, Türkyuvası gibi isimler de yer almaktadır. Ancak kararlar uygulanmadan bölge Rus işgaline uğramıştır.

Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği sırada gönderdiği 9 Ocak 1916 tarihli tamimi, isim değişikliklerinin amacının ne olduğunu ortaya koymaktadır.

Tamime göre “Ermenice, Bulgarca, Rumca velhasıl İslam olmayan” vilayet, sancak, kasaba, dağ, akarsu, orman isimleri Türkçe isimlerle değiştirilecekti. Enver Paşa ayrıca “şu müsait zamandan istifade edilerek” demekte ve savaş ortamında “coğrafya mühendisliği” yapmaya çalışmaktaydı.

Ayrıca yeni isimler “tarih-i mefahir-i askeriyemizi şamil” olmalı ve o yerin şanlı hadiselerini yansıtacak şekilde seçilmeliydi. Ancak Enver Paşa altı ay sonra yeni bir tamim göndererek askeri işlemlerde karışıklığa sebep olduğu gerekçesiyle uygulamayı sona erdirdi.

HER YER “CUMHURİYET” HER YER “ATATÜRK”

Cumhuriyet dönemi, “ulus-devlet” sürecinin bütün örneklerinin görüldüğü bir dönem oldu ve “Türkleştirme” politikası yer isimlerine de yansıdı. Enver Paşa’nın tamiminde “İslam olmayan isimlerin değiştirilmesi” istenirken Cumhuriyet rejimi, daha seküler ve milliyetçi uygulamalara imza atarak Kürtçe ve Arapça olan veya dini çağrışımlar yapan yer isimlerini de değiştirdi.

Yeni dönemin ilk simgesi “Cumhuriyet” olduğundan hemen her şehir ve kasabanın en büyük meydanına “Cumhuriyet Meydanı” adı verildi. M. Kemal Paşa “Atatürk” soyadını alınca bu kez de birçok yere “Atatürk” ismi verilerek birçok yerde Atatürk ilkokulu, ortaokulu, lisesi, caddesi ve mahallesi oldu.

Cumhuriyetin “Pozitivist-milliyetçi anlayışı” daha da ileri giderek Türkiye’nin her yerindeki yer isimlerini değiştirmeye dayanan bir politika izledi. İttihatçılardan itibaren isim değişikliklerinin bir amacının da bu toprakların asıl sahibinin Türkler olduğunu göstermek olması, Cumhuriyet dönemi boyunca değişikliklerin devam etmesine neden oldu.

Şeyh Sait isyanı sonrasında Kürtçenin yasaklanmasıyla “aslen Türk olan Kürtlerin” Türkleştirilmesine yönelik politikalar öne çıktı. Artık dini anlam taşıyan, Osmanlı Devleti’ni çağrıştıran yer isimlerinin veya Çerkezce, Gürcüce ve Kürtçe isimlerin değiştirilmesi temel hedefti. Böylece Reşadiye Yeniçağa, Hamidiye Mesudiye, Aziziye Pınarbaşı ve Mamüretülaziz Elazığ oldu.

1925’de Artvin’deki çoğu Gürcüce olan isimler değiştirildi. Bu dönemin isim değişiklikleri daha çok Karadeniz ve Doğu Anadolu’da yoğunlaşmakta; Gürcüce, Kürtçe, Rumca ve Ermenice isimler yerine Türkçe isimler verilmekteydi.

Diğer taraftan yeni rejimin sembolleri her tarafta yaygınlaştırılmakta; Kirmastı “Mustafakemalpaşa”, Nif “Kemalpaşa” yapılırken Cadde-i Kebir “İstiklal”, Tatavla “Kurtuluş” ve Şehit Muhtar Bey caddesi “Halaskârgazi” olmaktaydı.

İlginç bir çalışma da H. Nihal Atsız ve Ahmet Naci tarafından yapılmıştı. “Anadolu’da Yer İsimleri” adını taşıyan bu eserde Anadolu’da kullanılan isimler, İslamiyet öncesindeki Orta Asya Türk tarihindeki isimlerle ilişkilendirilerek kökenlerinin Türkçe olduğu iddia edilmişti.

MENDERES’İN İKİLEMİ

İsim değiştirme çalışmalarının resmiyet kazanması ise İnönü devrinde oldu. 1940 yılında İçişleri Bakanlığı bir genelge çıkararak “yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açan yerleşme yerleri ile tabii yer adlarının Türkçe adlarla değiştirilmesi” kararını verdi ve valilikler tarafından çalışmalar başladı.

İkinci Dünya Savaşı çalışmaları kesintiye uğratsa da 1949’da çıkarılan İl İdaresi Kanunu ile çalışmalar yeniden başladı. Asıl önemli adım ise Demokrat Parti iktidarında atıldı.

Tek Parti iktidarına karşıt söylemlerle iktidara gelen Menderes hükümetlerinin aynı politikaları devam ettirmesi, artık isim değiştirmenin hükümetleri aşan bir devlet politikasına dönüştüğünü göstermekteydi.

Nitekim DP Hükümeti 1957’de ordu ve üniversitelerin de katılımıyla “Yabancı İsimleri Değiştirme Komisyonu” kurarak süreci devam ettirdi.

İsim değiştirme çalışmaları, 27 Mayıs darbesi sonrasında çok hızlanmış ve dört ay içinde 10.000 kadar yeni isim verilmiştir. Eski adları unutturmak için çok katı politikalar benimsenerek parantez içinde dahi olsa eski isimlerin haritalarda kullanılmasına ve bunları gösteren haritaların yurda girmesine izin verilmedi, eski isimli işletmelerin açılması da yasaklandı.

1978’e kadar devam eden komisyon çalışmaları sonucunda 12.000 kadar yerleşim yerinin ismi değiştirilmiş, değişik gerekçelerle birçok Türkçe yer ismi de değiştirilmiştir. 2000 yılı itibarıyla 12.211 köyün adının değiştirildiği tespit edilmiştir.

CEMAL GÜRSEL’DEN KENAN EVREN’E

İsim değişikliklerinin bir diğer yönü de darbecilerin isimlerinin çeşitli yerlere verilmesidir. Darbe yönetimlerine yaranma arzusu ve korku siyasetinin etkisiyle 27 Mayıs ve 12 Eylülün darbeci generallerinin isimleri birçok yere verilmiştir.

Bugün birçok yerde 27 Mayıs darbesi ile önce Devlet Başkanı ve sonra Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel’in adını görmek mümkündür. 1965’den günümüze kadar Menderes’in mirasına sahip çıktığını söyleyen sağ parti iktidarlarının bu isimlere dokunmaması enteresandır.

12 Eylül’de de aynı durum yaşanmış, “darbeci Paşa” Kenan Evren’in adı her yere verilmiş ve sonuçta Türkiye’de en çok karşılaşılan isimlerden birisi Kenan Evren olmuştur. 2012’de TBMM’de bir soru önergesine verilen cevaptan Kenan Evren adına 44 sokak ve 17 okul ismi olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca 27 Mayıs darbecileri Beyazıt Meydanı’na “Hürriyet Meydanı” ismini verirken 12 Eylül cuntacıları da Atatürk adına darbe yaptıklarını açıkladıklarından olsa gerek Yeşilköy Havalimanının ismini Atatürk yapmışlardır.

POTAMYALIYIZ!

Özgürlük söylemleriyle iktidara gelen AKP’nin ilk dönemlerinde eski yer adlarının iadesi gündeme geldi ve bazı yerlere eski isimleri iade edildi. Bu söylemlerin revaçta olduğu dönemde Abdullah Gül Güroymak için “Norşin” demiş, Erdoğan da Rize’de yaptığı bir konuşmada memleketi Güneysu’nun eski ismi olan Potamya’yı kullanmıştı

Bugün gelinen aşamada ise AKP’nin Tek Parti zihniyetine ve milliyetçi söylemlere geri döndüğü, hatta darbecilerin yöntemlerini benimseyerek kendi iktidarının ürettiği kahramanları öne çıkarmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Boğaziçi Köprüsü’nün adının 15 Temmuz Köprüsü yapılması ve merhum Ömer Halisdemir’in adının istismar edilerek her yere verilmesi de bunu gösteriyor.

Son olarak şunu belirtelim. Şehir, kasaba, köy, meydan ve sokak isimleri değiştirilse de toplumsal hafızadan kolay kolay silinmiyor ve üzerinden yıllar geçse de kullanılmaya devam ediyor. Bu durum coğrafya mühendisliğinin çok da başarılı olmadığını gösteriyor.

Kaynakça: S. Nişanyan, Hayali Coğrafyalar, TESEV, İstanbul 2011; H. Tuncel, “Türkiye’de İsmi Değiştirilen Köyler”, FÜ SBE Dergisi, C. 10, S. 2, 2000.


Originally published at www.tr724.com on October 24, 2018.