Kürtlerden değil hatalarınızdan korkun!

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Ankara, Tahran ve Bağdat başta olmak üzere uluslararası baskılara rağmen bağımsızlık referandumunu gerçekleştirdi.

Resmî sonuçlar açıklanmadı ama ön yoklamalara göre yüzde 95 ‘evet’ çıkması bekleniyor.

Kürdistan Yönetimi’nin referandum sonucundan hareketle hemen ‘Bağımsız Kürdistan’ ilan etmesi imkân dâhilinde değil.

Öncelikle bu kararı Bağdat Yönetimi ile uzun süredir çözemedikleri sorunların halli için ‘koz’ olarak kullanacaklar.

Kerkük ve bazı ilçelerin nihai statüsünün belirlenmesi, petrol gelirlerinin paylaşımı, bütçeden Erbil’in payına düşen miktarın aksatılmadan ödenmesi gibi…

Bu sorunları sulh ve diplomasi yoluyla çözememeleri, hatta daha da büyümesi halinde ‘bağımsızlık’ ilan edilmesi kaçınılmaz olacak.

BARZANİ’NİN BEKLEYECEĞİ İKİ GELİŞME!

Barzani Yönetimi’nin bekleyeceği bir diğer gelişme, IŞİD’le mücadelenin bitmesi, mültecilerin geri dönmesi olacaktır.

Özellikle ABD ve diğer Batılı ülkelerin desteği buna bağlı.

IŞİD’le mücadelenin bitmesi, Kerkük’ün nihai statüsünün belirlenmesini de kolaylaştıracaktır.

Irak Kürdistanı için en kritik meseleler şüphesiz, Suriye’de iç savaşın bitmesi ve Kürt bölgesinin nihai statüsünün belirlenmesi.

Suriye’de Kürtlerin ‘özerk’ bölge elde etmesi yönünde Şam Yönetimi’nden sıcak sinyaller geliyor.

İran’da bir Kürt Özerk Bölgesi, Suriye’de bir Kürt Özerk Bölgesi, Irak Kürdistanı’nın çevresinde bir ‘hayat sahası’ anlamına gelecektir.

Suriye Kürdistanı uzun vadeli ‘Büyük Kürdistan’ hayalini canlı tutacak, karalarla çevrili bir alandan bir gün ‘denize çıkış’ umudunu besleyecektir.

Suriye’de Kürtlerin YPG denetiminde olması Barzani yönetimiyle bir ‘farklılık’ gibi gözükse de, YPG’nin yeşerdiği zemin yıllardır üs edindikleri Kandil yani Irak Kürdistanı’dır…

KENDİNİZİ KANDIRMAYIN!

Türkiye’nin ‘beklemiyorduk, yanıltıldık’ açıklamaları sizi yanıltmasın.

Kendinizi kandırmayın!

Barzani’nin ‘Bağımsız Kürdistan’ hayali bugün ortaya çıkmadı.

Barzani Ailesi’nin yarım asırlık kesintisiz mücadelesinin kökenlerini Osmanlı döneminde bulmak mümkün.

Hiçbir zaman da inkâr etmedikleri bir hedef.

Türkiye, dış politikayı ‘popüler söylemle iç politika malzemesi yapma’ hastalığından kurtulamadığı için, ne söylendiğine değil ne yapıldığına bakın.

Irak Kürdistanı Ordusu niteliğindeki Peşmergelere Türkiye askeri eğitim veriyor.

Kürdistanı hükümet destekli Türk müteahhitler ihya ve inşa ediyor.

Bağdat’la sorun yaşayan Kürt Bölgesi’nin petrollerini de Türkiye, Irak hükümetinin tepkilerine rağmen yeni bir boru hattı inşa ederek Ceyhan’dan dünyaya pazarlanmasını aracılık ediyor.

Yani Irak Kürdistanı veya Barzani Yönetimi’nin hayat damarı, Türkiye’dir…

Peşmergelerin, hükümetin izniyle ağır silahlarla adeta şov yaparak Türk topraklarından Suriye Kobani’deki YPG (PKK’nın Suriye kolu) Kürtleri’ne yardım götürdüğü görüntüleri hatırlamayan herhalde yoktur!

Hükümetin ‘kuru gürültü’ tarzı açıklamaları, ‘havanda su dövmeleri’ ya da ‘kâğıttan kaplan’ tavırları boş kabadayılıktan ibaret!

Irak Kürtleri’nin bağımsız devlet ilan etmesi, Irak’ın bir iç işidir.

Bağdat ile Erbil arasında halledilmesi gereken bir konudur.

Tıpkı, Suriye’de Kürtlere ‘özerk bölge’ hakkı verilip verilmemesi gibi…

Hiçbirisi Ankara’yı ilgilendirmez. Kendisini etkileyen bir çatışmaya dönüşmedikçe söz söyleme hakkı da yoktur.

ROJAVA’DAN SONRA PKK NE YAPACAK?

Peki, Türkiye bu gelişmelerden kaygı duymalı değil mi?

Türkiye bu gelişmelerden tabii ki kaygı duyabilir.

Birincisi, PKK’nın üslendiği bölge yıllardır Irak Kürdistanı, yani Barzani bölgesi.

İkincisi, PKK’nın uzantısı YPG Suriye’deki Rojava Kürt Bölgesi’nin en hâkim unsuru…

Barzani’ye bunlara rağmen petrol boru hattı, Kobani’ye askeri koridor açan Türkiye bu saatten sonra endişelense de anlamsız…

‘Üç cephede savaşmamak’ için İran’da silahlı mücadeleyi durduran ve Türkiye’de silahlı saldırını düşüren PKK’nın, Suriye’de hâkim olunmasını müteakip daha sofistike silahlarla Türkiye’ye dönmesi ve yeni bir silahlı mücadeleye başlaması Ankara’nın kaygı duyması gereken husustur.

Çözüm Süreci’nde Ankara, PKK’yı oyaladığını sanırken, PKK Suriye’deki mücadeleye konsantre olmak için zaman kazanmıştı…

Kısacası hükümet, yakın süreçte ciddi hatalar yaptı ve bir gün ülke bunun ağır faturasıyla karşı karşıya kalabilir.

GÖNÜL BAĞI VE ZİHİNSEL KOPUŞTAN KORKUN!

Türkiye’nin kaygı duyması gereken husus gerçekte ne Irak’ta ne Suriye’de ne de İran’da Kürtlerin bağımsız olup olmadığı değildir.

Türkiye’nin tek kaygı duyması gereken husus kendi vatandaşı Kürtlerle gönül bağını ve zihinsel bütünlüğünü yitirmesidir.

Kürtçe’nin yeniden yasak hale getirilmesi, Kürtçe tabelaların sökülmesi, Kürtçe şarkıya suç muamelesi yapılması, Kürtçe özel eğitime izin verilmemesi…

Kürtlerin seçilmiş ve şiddet ile arasına mesafe koymuş Meclis’teki partilerinin liderlerinin ve vekillerinin tutuklanması, parti yöneticilerinin tutuklanması…

Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerde seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyımlar atanması ve Kürt halkının iradesinin bir kez daha yok sayılması…

Terörle mücadele adına yeniden Kürt şehirlerinin tanklarla ve havadan saldırılarla yerle bir edilmesi, şehirlere aylarca sivillere rağmen elektrik ve su da dahil abluka uygulanması, sivil halkın zorunlu göçe tabi tutulması…

Devletin güvenlik görevlilerinin sivil Kürtlere zarar vermesine seyirci kalınması, Uludere’nin hesabının sorulmaması, silahlı insansız hava aracıyla piknikteki sivillerin öldürülmesinin üstünün örtülmesi, Tahir Elçi gibi kanaat önderlerine suikastın aydınlatılmaması…

Kürtlerin yoğun olduğu Doğu bölgelerine eğitimin ulaştırılamaması ve refahın bu bölgelere eşit yayılamaması… Fakirlik ve cehalete göz yumulması…

Evet, Türkiye gelişmelerden ciddi kaygı duymalı.

Ancak Irak’taki veya Suriye’deki gelişmelerden çok ısrarla ve pervasızca sürdürülen hatalarından kaygı duymalı.

Kendi halkına uyguladığı zulümlerden ve duyarsızlıktan korkmalı!

Irak’ta veya Suriye’de bölünmeden değil, hatalarının eseri olarak kendi topraklarındaki fikrî ve kalbî bölünmeden korkmalı!


Originally published at www.tr724.com on September 27, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.