‘Kupa madencisi’ David Villa

Futbola 9 yaşında başlamıştı. Baba mesleği kömür madenciliği zor bir meslekti. Doğduğu yer, İspanya’nın kuzeyi Asturien madenleriyle ünlü bir yerdi. Halkın geçim kaynağı ‘siyah elmas’a endeksliydi. Futbolcu olmak, bu zor şartlardan kurtulmak demekti. Futbola başlayalı 5 yıl olmasına rağmen kendine güveni tamdı, fakat teknik direktörünün bir türlü gözüne giremiyordu. İçindeki futbol aşkı yavaş yavaş sönmeye yüz tutmuştu. Top koşturduğu UP Langreo’nun, bölgenin güçlü takımı Oviedo ile yapacağı hazırlık maçı büyük önem taşıyordu. Bu maç için kadroya girecek oyuncular takımda kalacaktı. Kadroda tam 24 isim vardı. Kadro açıklandığında adını göremeyince kesin kararını verdi, “Futbolu bırakıp, kömür madeninde çalışacağım” dedi.

Kararını babası Jose Manuel’e açıkladığında, kömür madeninin zor şartlarını çok iyi bilen babası oğluna ‘pes etmeden futbola devam etmesini’ söyledi. 5 yıl oynamıştı ama hiç para kazanmamıştı. Babasının ısrarıyla ‘bir şans daha’ deyip futbola devam etti. Madenciliğin sınırından dönüp, futbola devam eden bu isim İspanya tarihinin en iyi golcülerinden birisi olan David Villa’dan başkası değildi.

Bileğinin hakkıyla yükseldi

Babasının desteğiyle yeniden futbola başlayan David Villa, gerçek kimliğini 17 yaşında bulacaktı. UP Langreo’da gollerini sıralamaya başlayan Villa, bölgenin en büyük kulübü Sporting Gijon’a transfer olarak kariyerine gerçek başlangıcı yaptı. 1999–2000 sezonunda Sporting Gijon formasıyla 35 maçta 13 gol atınca A takıma yükseldi. Artık profesyonel bir oyuncuydu. İspanya 2. Ligi’nde top koşturduğu ilk yılda 40 maçta 18 gol atarak yıldızını iyice parlattı. 2. sezonda 20 gol attı. Sporting Gijon’da toplamda 79 lig maçında 38 gol atarak, La Liga’ya terfi etmenin zamanının geldiğini gösterdi.

2003’de Real Zaragoza’ya imza attığında artık ‘umut vaat eden genç oyuncu’ konumundan çıkmış, ‘yıldız oyuncu’ kategorisine girmişti. Kafalardaki en büyük soru işareti, La Liga’nın yüksek temposuna güçlü olmayan fiziğiyle nasıl uyum sağlayacağıydı. İlk sezonunda ligi 12. sırada bitiren Real Zaragoza adına 17 gol attı. Bu, takımın attığı her 3 golden birinin altında Villa’nın imzası var demekti. Hayatının karşılaşmasını Nisan 2004’de Sevilla’ya karşı oynadı. Attığı 4 gol onu manşetlere taşıyacaktı.

Kral Kupası’nda parladı

Aynı yıl Kral Kupası’na damgasını vuran isim oldu.

Yarı finalde rakipleri İspanya liginin devi Barcelona’ydı. Bu maç Villa’nın soğukkanlılığını göstermesi açısından önemli bir kilometre taşı oldu. Kendisine yapılan penaltıda topun başına geçen Villa, genç yaşına rağmen soğukkanlı bir şekilde topu ağlarla buluşturdu. Ancak maçın hakemi penaltının tekrarına karar verdi. Genelde 2. atışlarda oyuncu büyük stres yaşardı. Villa aynen ilk atışında olduğu gibi bir kez daha kaleciyi alt etmişti. Maçın sonunda, Villa’nın bu golüyle kupada finale adını yazdıran takım Real Zaragoza oluyordu. Finalde bir başka dev Real Madrid 3–2’lik skorla geçilmiş, Villa’nın da gol attığı maçla kupa müzeye götürülmüştü.

Hayatının golünü Real Madrid’e karşı Bernabeu stadında attı. İvan Helguera ve Walter Samuel’i çalımlayan Villa, kaleci Casillas’ı da geçerek topu ağlarla buluşturdu. “Hayatımda attığım en güzel goldü. Ama takım kaybettiği için bir anlamı olmadı” diyen Villa’nın Real Zaragoza’dan sonraki durağı, 2005’te Valencia oldu. 13 milyon Euro karşılığında imzayı atan Villa, ilk sezonunda 25 golle istikrarını sürdürdü.

Raul’un formasını kaptı

Bu başarısı İspanyol futbolunda küçük çaplı bir devrime yol açtı. Milli takımın değişmez ismi İspanyol futbolunun altın çocuğu Raul, Villa’nın gölgesinde kalarak milli formayı kaptıracaktı. Artık milli takımın forveti Villa-Torres ikilisine emanetti. Bu ikili İspanya’yı 2008’de Avrupa Şampiyonluğuna, 2010’da Dünya Kupası şampiyonluğuna taşıdı. Her iki ayağını da mükemmel kullanan Villa, 1.75 cm’lik boyuna rağmen hava toplarında da oldukça etkili bir portre çizdi. Euro 2012’ye sakatlığından dolayı katılamayan Villa, milli formayı 97 maçta giydi, 59 gol atıp ‘milli forma ile en çok gol atan oyuncu’ olarak adını İspanya futbol tarihine yazdırdı.

Sakatlıkların ardından

David Villa, 2010’da 40 milyon Euro bonservis ücretiyle Barcelona ile anlaştı. Josep Guardiola yönetiminde tüm kupalara ambargo koyan Barcelona’nın kısa sürede en önemli isimlerinden biri olan Villa, ilk sezonunda 52 maçta forma giyip 23 gol atarken La Liga, Şampiyonlar Ligi ve Kral Kupası sevinci yaşadı. 2011–12 sezonu Villa için iyi başladı ama kâbus gibi bitti. Aralık 2011’de Japonya’da oynanan Dünya Kulüpler Kupası finallerinde Al Saad maçında kaval kemiği kırılan Villa, sezonu kapatırken, İspanya’nın yine Avrupa şampiyonu olduğu Euro 2012 finallerinde oynama ihtimalini kaybetmişti. 2012–13 sezonunda da uzun bir sakatlıktan sonra yeniden formasına kavuşan Villa, eski günlerinden uzak bir görüntü çizdi. Sezon boyunca 43 maçta forma şansı bulurken, sadece 26 maçta ilk 11’de sahaya çıkıp, 16 gol atabildi.

Neymar’ın transfer edilmesiyle gözden düşen Villa, 2013’te 5 milyon Euro karşılığında Atletico Madrid’e transfer oldu. Atletico Madrid’de eski günlerine yeniden dönen David Villa, La Liga’da 36 maçta forma giyip 13 gol atarak, takımın şampiyonluğunda üzerine düşeni yaptı.

ABD’de futbola devam

1 Temmuz 2014’te Atletico Madrid’den ayrılacağını açıklayan Villa, yeni kulübünün adını açıklamazken ‘hayır denmesi zor bir teklif’ aldığını belirtiyordu. Villa, yeni kurulan New York City FC takımının ilk futbolcusu olurken, 33 yaşında yeni kıtanın yolunu tutacaktı. 3 yıl ABD’de top koşturan Villa geçen sezon attığı 23 golle ABD MSL liginin en iyi oyuncusu seçildi. Kariyeri boyunca kazanmadık kupa bırakmadı. Lig, kupa, Şampiyonlar Ligi, Avrupa ve Dünya Şampiyonluğu, David Villa’nın koleksiyonunda bulunan kupalar oldu. Bu yılın sonunda futbolu bırakacağını açıklayan Villa, Avrupa’dan uzakta gollerini atmaya devam ediyor.


Originally published at www.tr724.com on March 6, 2017.

Like what you read? Give Efe Yiğit a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.