Kusma süreci başlıyor

Çanakkale’de şehitlerin olduğu mekânda içki içildiği iddialarına karşı gösterdiği duyarlılık için CHP yönetimine teşekkür ediyorum. Ortak değerlerimize karşı gösterilen bu saygı beni çok mutlu etti. Aynı şekilde bütün vatandaşlarımızın da bu ülkenin diğer ortak değerlerine aynı saygıyı göstermesini bekliyorum.”

Komik geldiğini biliyorum ama bunu dese ne kaybederdi? Çok şey. Çünkü bölmek, kutuplaştırmak ve toplumun bir kesimine nefret yüklemek en temel stratejisi. Bu sayede ayakta kalabileceğini biliyor. Nitekim beklendiği gibi de oldu. Önceki gece canlı yayında tahta çıkışlarının 3. sene-i devriyesi için hazırlanan show programında, “Malazgirt’te, bu hafta o yakıcı güneşin altında hamdolsun 50 bini aşkın genç vardı. Bu gençler oraya bir aşkla, heyecanla geldiler. Ama onlar, bir grup Çanakkale’ye gidenler gibi değildi. Onlar farklıydılar. O Çanakkale’ye ‘Adalet istiyoruz’ diye gidenler maalesef şehit mezarlıklarının olduğu yerlerde, onlar kimisi votka mı içersiniz, kimisi şarap mı, kimisi bira mı bunu konuşurken, bizim gençliğimiz orada sadece tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedi” sözlerini sarf etti.

Dediği kadar kalabalık yoktu, ayrıca o gençlerin oraya nasıl getirildikleri, küçük bir internet araştırması ile kolaylıkla öğrenilebilir.

MAKSAT CHP İLE BAŞBAŞA KALMAKTI

CHP’nin, hiçbir kutsalı olmayan bu propaganda makinesi ile mücadele etmesi imkânsız. Atlet üzerinden diyor ki, “Atatürk’ü hiç böyle gördün mü?”. Atatürk’ün yaptıklarında maslahat varsa o zaman Atatürk’ün yolundan git! Nefret ettikleri Atatürk’ü bile yeri geldiğinde nasıl kullandıkları Ahmet Taşgetiren gibi titrek vicdanı bile rahatsız etmiş olmalı ki “Bu AKP’nin dili değil” dedi. Düzelteyim “dili değil” dememiş, “bana pek dili gibi gelmedi” demiş.

Racon kesmekten bahseden, kefen giymeye hazır mısınız, diye soran ölmek ve öldürmekten söz eden ve elindeki bütün devlet imkanları ile toplumu geren bir mekanizmanın bizi getireceği yeri görmek için sosyoloji uzmanı olmaya gerek yok. Tarihte birçok kez şahit olunan bir gidişat ile karşı karşıyayız. Seçimle iktidarın değişmesi diye bir şey yok artık Türkiye’de. Seçimler sadece dış dünyaya meşruiyet algısı için.

MHP’nin bir devlet kurumu olduğu, HDP’nin devlet ve İmralı eliyle pasifize edildiği gerçeğinden sonra geriye bir tek CHP kalıyor. Zaten Erdoğan’ın en çok istediği şey de bu: Sadece CHP ile baş başa kalabilmek. Akşener ve partisini kurulduğunda tamamen görmezden geleceklerini düşünüyorum.

CHP, DEVLETLE MÜCADELE ETMENİN ACEMİSİ

CHP on yıllar sonra, sırtını devlete ve askere dayamış olmanın artık geçerli olmadığını görüp kitleleri toplamak, insanlara bir şey anlatmak için organizasyon yapmakla uğraşsın, onlar her Cuma camiye gelen kitleyi propagandaya boğuyorlar.

CHP gençlere ulaşmak için yollar düşünsün onlar on binlerce okulda ellerindeki milyonlarca öğrenciyi her gün biraz daha doktrine ediyorlar. Öğrencilerin zorla yönlendirildiği İmam Hatipler birer parti teşkilatından farksız hale gelmiş durumda.

Devletin parası ile beslenen gençlik dernekleri ve vakıfları incelendiğinde gençlerin kimlere emanet edildiği ayan beyan ortada.

CHP geçmişindeki bütün defolara ve skandallara rağmen — samimiyeti ayrı bir konu — demokrasi, insan hakları, adalet, eşitlik demeye çalışıyor ama karşıdaki dinin kendi işine gelen bütün dinamik etmenlerini kullanarak cihat, ecdat, şehitlik, haçlılarla mücadele etmek, emanete sahip çıkmak, kafirleri mağlup etmek, Osmanlı ruhu ve daha birçok argümanla ortaya çıkıyor.

MUHAFAZAKAR SOSLU AMA AYNI YEMEK

Geçmişte, laik vesayetçiler halka sevmedikleri bir yemeği zorla yedirmeye çalışırlardı. Şimdi aynı özgürlük düşmanı kafa, lezzetli muhafazakarlık sosu dökerek aynı yemeği yedirmeyi başardı. Bundan sonra yaşanacak olan bunu kusma süreci.

Yargı, yürütme, yasama ve medya — ki senin benim paramla finanse edilen kurumlar bunlar — sayesinde ellerinde FETÖ sopası toplumun yarısına dayak atıyor. Yarısını tehdit ediyor. Sözcü Gazetesi’nin düştüğü zavallı durumu gören ne demek istediğimi anlar. Cumhuriyet Gazetesi Atatürk ilkelerinden ayrılmakla ve Cemaat’le işbirliği yapmakla yargılanıyor. Meral Akşener’in partisinin yeni adı Havuz’da ‘FETÖ’nün yeni partisinin adı belli oldu’ diye geçiyor. Zavallı CHP önce FETÖ diyemeden tuvalete bile gidemiyor.

AKP’nin günümüz evrensel değerleri adına sunabileceği bir şey yok. Dindar gençlik gibi bir dertleri de yok. Dokundukları gençlerin hayatlarının nasıl olduğunu hepimiz yakından biliyoruz. O tornadan çıkacak tipler Cuma’ya giden eli bıçaklı Polat Alemdar’lar, şortlu kızlara saldıran “Oruçtum kafam iyi değildi” diyen serseriler, ellerinde pala sağa sola saldıran yobazlar, karnı doyduğu sürece Saray’a kul olmaktan gocunmayacak bütün ahlaksızlıklara gözünü kapatacak talihsizler. Ve daha başka tiplerin zuhur etmesi an meselesi.

İklimi oluşturduktan sonra artık bazı şeyleri planlamanıza da gerek yoktur. Siz tarlayı sürdüğünüz zaman çıkacak ürün belli. Bir de buna Ergenekon ve MİT’in yapacağı operasyonel işleri ekleyin. Yakında şiddetin topluma tamamen egemen olacağından şüpheniz olmasın.

DEVLETİ DEĞİL SUÇ ÖRGÜTÜNÜ YÖNETİYOR

Erdoğan artık bir devletten ziyade bir suç örgütünü yönetiyor. Devleti yönetmek zordur ama yazılı kurallar vardır neyin olup olmayacağı hukuken bellidir. Bu, işin teorisi. Şimdi devlet ortadan kalktığı için karşımızda bir suç örgütü var. Bu örgütü yönetmek kolay değil. Öncelikle her zaman beslemeniz gerekecek. Yeni ganimetler sunmanız gerekecek. Ve devamlı zinde tutmanız gereken yığınlar var. Zulümle bir kesimi zapturapt altına alabilirsiniz. Bazı toplumsal muhalefeti, bedelinin çok ağır olacağını göstererek engelleyebilirsiniz. Ama Türkiye gibi nüfusu çok kalabalık olan, dinamik ve çok heterojen bir ülkede bunu sürdüremezsiniz. Kimsenin galip gelemeyeceği bir iç savaştır bunun sonu. Bu yangın çıkınca o yangını kim söndürmüşse ya da kime söndürtmüşlerse onun borusu öter ve bir süre de onun zulmü devam eder.

Robota çevirdiğiniz zavallı yığınların düğmesi başkalarının eline geçtiği zaman en büyük düşmanınız yine kendi tornanızdan geçenler olacak.

“Bana yaptığınız haramdır, siz günah işliyorsunuz evlatlarım ben sizin babanızım, bu olamaz haram nedir bilmiyorsunuz”. Bunlar Kaddafi’nin son sözleriydi.

Saddam, “Beni neye göre yargılıyorsun?” diye sorduğunda, “Senin anayasana göre!” diye cevap vermişti hâkim.

Hitler hiç yargılanmadı, kendi sonu kendi eliyle geldi.


Originally published at www.tr724.com on August 30, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.