Müslüman toplumlar nereye koşuyor?

YORUM | MAHMUT AKPINAR

Kur’an’da ve hadislerde çok defa geçen ‘salih amel’ kavramı var. Salih amel her türlü işte, eylemde doğruluğu, dürüstlüğü, yararlı olmayı, merhameti, kul hakkına riayeti, yardımlaşmayı ifade ediyor. Zıddı fasit, bozuk, art niyetli, hastalıklı, aslından uzaklaşmış amel demektir. Kuru, ruhsuz ibadetle salih insan olmak mümkün değil. Salih olmak başka beklentilerin, hislerin etkisinden kurtulup Allah’ın rızasını aramaktır. İslam salih insanlardan oluşan huzur, adalet, uyum içinde bir toplum inşa etmeye çalışır. Böyle bir topluluk zararlı insanları içinde eritir, değiştirir ve hayra yöneltir. Asrı saadette nifak ve ifsat kabiliyeti olan pek çok münafık, fasık, fasit kişi Sahabe içinde gerçek Müslümanlığa, insanlığa evrilmiştir.

Günümüzde Müslümanlar büyük çoğunluğu itibariyle salih ameli desteklemek, salih olma yolu açmak yerine münafık vasıflarına ve ifsat ve tahrip edici tavırlara prim veriyor. Uzak Asya’dan Afrika’ya kadar Müslümanlar coğrafyalar dürüst, namuslu, çalışkan, hakkını arayan, zulme baş eğmeyen, kul hakkını korumaya çalışan, adaleti esas alan insanlar için yaşanılmaz ortamlara sahip. Şeriatla yönetildiği iddia edilenler dahil, bir Müslüman ülkede salih insanda bulunması gereken vasıflara sahipseniz başınıza türlü işler açılır. Hapse atılır, baskıya maruz kalır, türlü ithamlarla karşılaşırsınız. Devletler kamu gücüyle salih insanların karşısına dikilerken, halklar bu kişileri linç eder, dışlar, itibarsızlaştırır.

Müslüman toplumlar maalesef ilkesiz, standartsız, çıkarcı ve salih davranışlardan uzaklar. Müslümanlık popülist söylemden, slogandan ileriye gidemiyor. Dinin esasları Müslümanlarda salih davranışa dönüşmüyor. Hak ve adalet gibi en önemli kavramlar yok sayılıyor; canın, malın, şahsiyetin kutsallığı-dokunulmazlığı görmezden geliniyor. İsrail Müslüman kadınları hapsedince fırtına çıkaranlar kendi zalimleri 18.000 kadını ve 700 bebeği hapsedince ses vermiyor. İsrail Filistinlilerin evini yıkınca ortalığı -haklı olarak- ayağa kaldıranlar kendi zalimleri Sur’da, Güneydoğu’da Müslüman Kürtlerin evlerini yıkıp göçe zorladığında veya 1990’larda binlerce köyü boşalttığında hiçbir tepki vermiyor. Suudi Arabistan Yemen’de farklı mezhepten diye her gün Müslüman kentlerini bombalıyor, çoluk çocuk öldürüyor. Dünya ses veriyor ama Müslümanlardan ses çıkmıyor. İslam’a mal edilerek işlenen cinayetlere, terör faaliyetlerine hala güçlü ve etkili ses veremedi İslam dünyası!

Dindar urbasıyla çocuk tecavüzü yapanlara bir şey denmiyor. “İslamcı” bir iktidar onlarca çocuğa tecavüz edildiği açığa çıkan “İslamcı” dernekleri “bir defadan bir şey olmaz” diyerek aklamaktan utanmıyor. Bazı hoca kılıklılar tepki göstermek bir yana bunları meşrulaştırma arayışına girişiyorlar.

Bütün dinlerin-inançların haram-günah kabul ettiği hırsızlık, rüşvet, iltimas, torpil Müslüman toplumlarda çok yaygın. Eğer korumasız kimseler bazı eylemleri yaparsa linç ediliyor ama “şerefli!”, “toplumda önde” kişiler suç işlerse dokunulamıyor. En başta tepki vermesi gereken İslami gruplar Hırsıza, rüşvetçiye en büyük desteği veriyor. Hem de İslam namına!

Yalan-kizb İslam’a göre toplumu bitiren bir virüs. Ama Müslüman ülkelerin liderleri İslam’ı Kur’an’ı istismar ederek sürekli ve sistematik yalanlar üretiyor. Ne bireysel ne de kolektif olarak bu yalanlara karşı çıkılıyor.

Kur’an’ı, İslam’ı, değerleri siyasete malzeme, koltuğa payanda yapmak İslam ülkelerinde liderlerin değişmez özelliği. Dinle alakası olmadığı bilinen Saddam’dan, Esedgillerden, Kaddafi’ye, Mübarek’e kadar hepsi meydanlarda elinde Kur’anla pozlar verdi, ama bir tek dini lider, dindar toplumsal kesim bunlara tepki vermedi. Aksine tekbirlerle bu liderler alkışlandı.

“Kızım Fatıma da olsa tereddütsüz adaleti tatbik ederdim” diyen Hz. Peygamberin halefi olma iddiasındaki “İslamcı” liderlerin çevresi, akrabaları suç deryasında yüzüyor. Ehli Beyt yokluk, fakirlik içinde yaşamışken bugünkü İslamcı liderlerin çocukları lüks ve şatafat içindeler. Kimse İslam’ı suiistimal eden liderlere ve kamu kaynakları üzerinden sefa süren çocuklarına tek laf edemiyor. Yalan, hırsızlık, din istismarı, amme malına tasallut, zulüm, çoluk çocuğunun sefil ve sefih yaşamları İslam toplumlarında İslami söylemleri kullanan bu liderlerin sorgulanmasına sebep olmuyor. Ortalığa saçılan rüşvetlere yolsuzluklara, zulümlere, ahlaksızlıklara rağmen bu liderler “din için”, “İslam için” desteklenmeye devam ediliyor. Suçüstü olduklarında “darbe” deyip halkı peşine takabiliyorlar. Her sorgulama dış güçlere, İsrail’e, ABD’ye bağlanıyor. Liderler haklarındaki ağır iddialara hukuki savunma yapmak yerine komplolara sığınıyor.

Müslüman yalan, zulüm, hırsızlık, zina, tecavüz gibi olumsuzluklara müsaade etmez; onları ıslah etmek için çaba gösterir. Asla günahları, ahlaksızlıklar meşrulaştırmaya çalışmaz.

Eğer bir toplumda çocuk tecavüzü, yalan, zulüm, hırsızlık, mala çökme, kadınlara, yaşlılara eziyet etme, insanların alın terine çökme normal, hatta “kahramanlık”, “dindarlık” görülüyorsa bu toplumda salih insanlar barınabilir mi?

Bugünkü Müslüman toplumlarda olumsuzluklarla nasıl ve hangi ölçülerle mücadele edecek ve erdemli bir toplumu nasıl inşa edeceksiniz?

Kur’an “içinizde hakka çağıran, adaleti yücelten bir topluluk olsun” diyor. Hakka çağıran, adaleti yüceltenlerin karalanıp hapse atıldığı “hain”, “ajan” ilan edildiği ve kitlelerin ses vermediği bir toplumda erdemi, ahlakı, adaleti nasıl yaşatacaksınız?

Müslümanlar ülkelerde “dış güç”, “ajan” aramaya gerek yok! Kendi ayetlerini, ölçülerini, esaslarını bile kale almayan; en büyük haramları-günahları kendi adamları olduğu için “kahramanlığa” dönüştüren ve her haltı İslamcılık urbasıyla meşrulaştıran bir topuma dışardan adam sokmaya ne hacet var?

Maalesef Müslüman toplumlarda Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin ölçülerine göre yaşayanlar için hayat imkânsız denecek derecede zor. Hakkı savunan, zulme, adaletsizliğe karşı çıkan birisi iseniz itilir, kakılır, hapsedilir, aşağılanır ve ihanet, ajanlık dahil her olumsuzlukla itham edilirsiniz. Ama Müslümanlığı kullanarak sübyancılıktan yankesiciliğe, hazineyi soymaya, cinayete kadar devasa eylemleri yapabilirsiniz. En ağır suçlarınızı dini kullanarak ve iyi nutuk atarak örtbas edebilirsiniz.

Müslüman toplumlarda İslam’ın en temel esaslarını ikame etmek, uygulamak başa bela oluyor. “Küfür düzeni” denilen demokrasi ve hukukun olduğu ülkelerde doğruluk, adalet, emek kutsal sayılıyor; canınız, malınız, onurunuz korunuyor. İslam’ın temel esaslarına riayet edenler takdir görüyor.

Bu durumda Hak ve hakikatin ezildiği, nifak davranışlarının, yalan, talan, zulmün prim yapıp takdir gördüğü Müslüman toplumlar nereye koşuyor?

Müslümanların içlerinde ecnebi “ajan”, “hain” aramasına gerek yok! Şu anda tüm İslam ülkeleri harika münafıklar yetiştiriyor ve münafıkça tavırları destekliyor. En iyi münafıklık yapanlar el üstünde tutuluyor, en önemli noktalara taşınıyor. Hırsızlıkları düzenbazlıkları, yalanları deşifre olanlar dahi “kahraman” kalmaya devam ediyorlar. Üçüncü dünya ülkelerinde bile yolsuzluktan Cumhurbaşkanları, başbakanlar yargılanıyor ve koltuktan indirilerek mahkûm ediliyor. Ama onca yolsuzluğa, talana rağmen Müslüman ülkelerde bunun küçük bir örneğini göremiyoruz.

Nifaka, yalana, zulme bu kadar prim veren Müslümanlar salih insanlardan oluşan salih bir toplumu nasıl inşa edecek?

Müslümanlığı slogana, hamasete, söyleme indirgeyen Müslüman toplumlar “Müslüman” kimliği altında münafıklar üretmenin yolunu açmış olmuyorlar mı? Nifaka, mürailiğe, sahtekarlığa prim vermiş olmuyorlar mı?


Originally published at www.tr724.com on August 29, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.