Merkez Bankası faizi yüzde 10,4’e çıkardı: Aman Saray duymasın!

ABD Doları, Türk Lirası’na mukabil alıp başını gittiğinde Merkez Bankası’nın (TCMB) sahaya inip oyuna dahil olması icap ettiğini dilimiz döndüğünce ifade ettik. Dolar talebi artmışsa ya döviz satacaksınız ya da TL’nin maliyetini artıracaksınız. Güç zehirlenmesinin birebir tarifi sanki. Merkez Bankası’na ‘inadına indirim yapması talimatı verildi. Oysa üçüncü bir şık olmadığı esefle müşahede edildi. Bedava çorba kampanyalarının işe yaramayacağı görüldü.

MİT bavulları ile gelen 11 milyar dolara, TCMB rezervlerinden giden 10 milyar dolara rağmen geçen sene şubatta 2,90 TL civarında olan dolar bugün 3,62 TL. Döviz talebindeki canlılığı buradan hesap edin. Yüzde 20’den fazla devalüasyona dayanmak için ciddi bir öz kaynak ya da dış kaynak (borç) lazım. İkisi de mümkün değilse bu fark batırır. Böylesine istikrarsız bir para birimi ile ticaret yapmak ve batmamak için Nobel ödülü alacak kadar dehaya ihtiyaç var.

BANKALARI ARKA KAPIDAN İÇERİ ALDILAR

Merkez Bankası’ın piyasa için Deniz Feneri niteliğindeki duruşunda kararsızlık, tereddüt ya da tutukluluk asla olmamalıydı. Maalesef hepsi oldu. Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın bin küsur odalı Saray’da, mutat Muhtarlar Meclisi’nde sarf ettiği ‘faizlerin inmesi lazım’ sözlerinin tesiri altında kalan TCMB Başkanı Murat Çetinkaya bankacılara arka kapıdan girmelerini işaret etti.

‘Geç Likidite Penceresi (GLP)’ ismini verdikleri model esasında haftalık repo ihalesi yapmadan faizi artırmaktan başka bir netice vermeyecekti. Nitekim öyle oldu. Repo pazarı kapalı tutulduğunda bankalar nakit ihtiyacını daha yüksek maliyetle arka kapıdan temin ediyor. TCMB ekranında ‘borç verme faizi’ için yüzde 8,00 ibaresi var. Kurda hareketin hızlandığı kasım ayında toplanan Para Politikası Kurulu faizi yüzde 0,50 artırmış ve oranı yüzde 7,50’den yüzde 8’e çıkarmıştı.

O gün bu karar dövizin ateşini kısmen söndürebildi. Oysa gelen dalga çok büyüktü. En isabetli karar faizin yüzde 2–2,5 yükseltilmesi olurdu. Zaten Merkez’in ürkek tavrından cesaret alan büyük yatırımcı dediğimiz banka, şirket ve fonlar döviz satın almayı hızlandırdı. 3,30 seviyelerinden evvela 3,50’ye, oradan da 3,87’lere kadar afaki hareketler görüldü. TL’nin dolara mukabil birkaç ayda yüzde 25 erimesine göz yumuldu. TL, ‘dünyada en fazla eriyen para birimi’ unvanını Merkez’in ürkek kurmay heyetine borçlu. ABD’de faizlerin artmasının TL’nin maruz kaldığı şokta elbette payı var. Amma velakin bu kadar fazla kayıp sadece okyanus ötesi sebeplere hamledilemez.

FAİZİ ARTIRMADAN FAİZİ ARTIRMAK… NASIL YANİ?

Merkez Bankası’nın A Takımı, baktı ki doların duracağı yok ilginç bir hamle yaptı. ‘Faizi artırmadan artırmak’ politikasını literatüre geçirdiler. Piyasaya verilen malumat ve internet sitesindeki beyanlarda katiyen ‘faiz artırımı’ ibaresi geçmedi, geçmiyor. Diğer taraftan arka kapıdan verilen paraların karşılığında istenen oran yüzde 10,4’ü buldu. 2016’nın Kasım ve Aralık aylarında yüzde 2–2,5 artırılması elzem hale gelen politika faizi fiilen başka bir kılıkta cari hale geldi. Güya faiz artmadı.

Bu arada dolar 50 kuruştan fazla arttı. Vadesi o tarihlere tekabül eden dolar borçları yüksek kurdan ödendi. Mesela 15 Ocak 2017’de 1 milyon dolar borç ödeyen X şirketi dövizi 3,80 TL’den temin ettiğinden 3 milyon 800 bin liralık maliyete katlandı. Merkez Bankası tutuk davranmayıp faizi artırsaydı kur 3,40 civarında seyredecekti. Bu parite ile 1 milyon doları ödeyen X şirketinin finansman maliyeti 400 bin lira daha az olacaktı. Türkiye’nin o dönemde ödediği toplam dış borç rakamlarının 10 milyar dolara yakın olduğu dikkate alındığında sadece kur seviyesinin yüksekliğinin ekonomiye faturası en an az 4–5 milyar TL’dir.

Saray ve hükümet cenahı faizden müşteki olduğu kadar kamuda israfa, Hazine’nin dolayısı ile vatandaşın belini büken garantili ihalelere, yatırımcıyı ürküten hukuksuzluklara son verebilseydi ne kur ne de faiz bu kadar hızlı tırmanışa geçerdi.

BİRİLERİ BATTI, BİRİLERİ İHYA OLDU

Merkez Bankası, Saray’ın hışmına uğramamak adına birilerinin dolar ve Euro üzerinden milyarlarca lira kazanmasına göz yumdu. Vazifesini yapmayarak birilerinin de dolar şokunda iflas etmesine sebebiyet verdi. Faiz dolaylı yoldan artırınca tansiyon biraz düştü. Faiz artışının getirdiği diğer maliyetler ayrı bir yazı konusu olsa da kurda bu kadar iniş-çıkışa müsaade etmek işletmelerin elini koluna kelepçe vurmaktan farksızdır. Vücudu kaybetmemek için kangren olmuş parmağı kesmek mecburiyetinde kalan hekim misali döviz talebini frenlemek icap ettiğinde Merkez Bankası’nın faiz silahını çekmesi şart.

TCMB web sitesinde borç verme faizinin karşısında hâlâ yüzde 8 yazıyor. Saray ve müşavirleri duymasın, amma velakin faiz yüzde 10’u çoktan aştı. Aynı taktik, ABD Merkez Bankası Mart’tan itibaren faizleri yükselttiğinde tutar mı? Tutar tutmasına da dolar yine hızlı yükselir. Bu arada birileri batar, Merkez Bankası’nın Saray korkusunu dövizde alım fırsatına çeviren birileri de kasalarını doldurur.

Zaten Türkiye son 3 senedir bu şekilde, alıştıra alıştıra devalüasyonla fakirleşmiyor mu?

Aman Saray duymasın!

***

TABELADA YÜZDE 8, ARKA KAPIDA YÜZDE 10,4


Originally published at www.tr724.com on February 21, 2017.

Like what you read? Give Semih Ardıç a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.