Ne yapmalı (4) ya da Onbirin dördüncüsü

Yapılması gereken çok şeyler var. Fakat bir himmet daralması yaşamakta olduğumuz da açık. Öyleyse bir öncelikler ve ehemmiyetler hiyerarşimiz olmalı. Her acil şey, aynı zamanda ehemmiyetli olmayabilir. Ehemmiyetli olmayan ve fakat acil olan işlerin kontrollü bir şekilde başkaları tarafından yapılması sağlanmalı.

Net ifadelerle söyleyeyim. Ehemmiyet sıralamasının başında ahirete taallük eden işler gelir. Kamudan ihraç, zulmen hapis, sürgün, terör gibi iklimimize uğrayamayacak bir suçla itham edilmek, kurumlarına el konulmak, ekmek tekneleri elinden alınmak… Bunlar ahirete ya taallük etmiyor, veya sabır ve tevekkülle karşılanmaları kaydıyla uhrevi kazanım fırsatları olarak taallük ediyorlar. Bize bakan yönüyle mahpusun ve mazlumun derdine derman olma gayretinde öncelik ‘aman canları daha fazla yanmasın’ değil ‘aman can havliyle rahmet-i ilahiyeyi itham manasına gelecek bir söz etmesinler, aman vefa göremedikleri zannıyla cemaatlerini terk ederek iman yularlarını boyunlarından çıkarıp atmasınlar’ (dikkat, bu ifade bir hadistir. Benim davet ettiğim eleştiriyi yaparken İklim-i Muhammedîye zarar vermeyin) meselesindedir. Elbette dünyaları kararmış insanların dertlerini paylaşmak gibi bir vazifemiz var. Aç adama yemek vermek, rızkın taahhüd-ü Rabbani altında olduğunu hatırlatmaktan öncelikli olabilir; ama daha ehemmiyetli değildir.

Şu sorunun cevabı önemli: “Sizce Hizmet’in başındaki en büyük bela Erdoğan belası mıdır yoksa millenyal-dijital kuşak için anlamsız hale geldiğimiz gerçeği mi?” Bunu daha geniş bir çerçeveye kaydırıp, “Yoksa sürüklendiğimiz yeni dâr-ı hizmetimiz için anlamlı projeler üretemediğimiz gerçeği mi?” şeklinde de sorabilirdik.

Cenaze evinde yemek pişmez. Doğrudur. Ama namazlar kılınır. Mesele iman ve Kur’an hizmetlerinin geleceğiyse istibrada da sekeratta da konuşulacak mesele budur. Hizmetimiz vicahi kültür mekanizmalarıyla büyüdü. Eğitimden tutun, dinlerarası diyalog faaliyetlerine kadar el attığımız her alana ‘el attık’ biz. Temsil, temas ile, Levinas’ın ifadesiyle ‘yüzün çağrısıyla’ oluyordu. Millenyal kuşak yüzden, yüz yüze gelmekten kaçıyor. Malzememiz dijitalleşemedi. Basılı malzemeyi bilgisayar ekranına taşımak, onu dijitalleştirmek değil. Bu site dijital değil; bu makale doğuştan-dijital kuşağın ilgisini çekmeyecek. Malzememizi, mesajımızı iletme yöntemlerimizi, mesajla (mazruf) malzemenin (zarf) ilişkisini dijital-millenyal çağın arayışlarına uyumlu hale getiremezsek gelecek kuşak için anlamsızlaşacağız. Pek çoklarımızın kendi çocuklarımız için anlamsızlaşmış olduğu gibi anlamsızlaşacak Hizmet…

“Küfür devam eder, zulüm devam etmez” hadisinin mesajı, önceliğimizi küfürle mücadeleye, küfre götüren yolların izalesine vermemiz gerektiğidir. Zulmü, zaman değirmeni öğütür gider. Aynı değirmenin taşları arasında parçalanmamanın tek yolu gelecek zamanlar için anlamlı hale gelmektir.

Nasıl olacak? Nasıl dijitalleşeceğiz? Bilmiyorum. Bilmem, bu işin tabiatına zıt olurdu. Daktilo varken doğmuş olanlardan bu süreci yönetmelerini, ufuk vermelerini beklemek yanlış olur. Dijital doğan kuşağın bir an önce strateji geliştiren konumlara gelmesini sağlamaktan başka yol görünmüyor. Hizmeti gençlere bırakmazsak, gençler Hizmeti bırakacaklar…

Meselemiz sadece bizim kuşağın vicahiliğiyle gelen kuşağın sanal gerçekliği arasındaki uçurum değil. Eski Hizmet mahallerimizle, artık özgürce Hizmet etmek imkânı bulabildiğimiz tek coğrafya olan modern Batı ülkelerinin arasındaki farklılık da muazzam. Afganistan’da çok büyük bir başarı olan kız çocuklarını okutmak, Almanya’da bir marifet değil. Afrika’ya sunduklarımız, Amerika’da standardın altında kalıyor. Yeniden dirilişimizin coğrafyası, alışageldiğimiz şeylerin dışında bir şeyler yapmamızı dayatıyor bize.

Bunu da ehemmiyet sıramızın ikinci maddesi yapalım: Yeni yurtlarımızın meseleleri, Türkiye’mizin meselelerinden daha ehemmiyetlidir. Öncelik Türkiye’de olabilir, ama bizler önceliklere göre değil, ehemmiyetlere göre hareket etmek zorundayız. Öncelikli işler incelikli bir şekilde ya Cemaat dışı aktivistlere, ya da Cemaatin kısıtlı ve zihnen geleceği şekillendiremeyecek kuşaklarına bırakılmalıdır. Yarını kuracak olanların, dünü kurcalamakla uğraşmamaları lazım artık.

Söz gelimi Türkiye’de yaşanmakta olan mezalim konusunda yapılacak lobicilik işlerini tabana yaymak ve yerel kurumlarımızı bu işlerle meşgul etmek yerine, her ülkede Stockholm Center for Freedom’ın bir yerel ofisi açılıp, bu ofise gazeteci bir veya birkaç arkadaş tahsis edilebilir.

Farz-ı kifayelere üç kişi kâfidir. Herkes her farz-ı kifayeye koşturursa, farz-ı aynlar ihmal edilir.


Originally published at www.tr724.com on May 28, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.