Neden bizden Guardiola ve Zidane çıkmaz?

Josep Guardiola, Zinedine Zidane, Thomas Schaaf, Frank De Boer isimlerini aynı cümlede kullanmamızın sebebi uzun yıllar formasını terlettikleri takıma genç yaşta teknik adam olup, başarılı olmaları. Hem de bu takımlar öyle sıradan değil. Avrupa futbolunun kilometre taşlarından olan Barcelona, Real Madrid, Ajax ve Werder Bremen. Avrupalı kendi evlatlarına güvenirken, Türkiye’de tam tersi oluyor.

DÜNYA MARKALARI ‘ÇAYLAKLARA’ EMANET

Josep Guardiola, 17 yıl formasını giydiği Barcelona’ya teknik adam olarak geri döndüğünde henüz 36 yaşındaydı. Barcelona B takımı ile kariyerine başlayan Guardiola teknik adamlık kariyerinde 1 yılı geride bıraktıktan sonra Barcelona A takımını çalıştırmaya başladı. Kimse ne tecrübesiz dedi ne de başarısız olması için ardından kuyusunu kazdı. 4 yıllık Barcelona serüveninde lig, kupa ve Avrupa kupaları bazında kazanmadık kupa bırakmadı.

Zinedine Zidane, Real Madrid’e futbola son noktayı koyduktan sonra 2014’te ilk teknik adamlık kariyerine Real Madrid’in ikinci takımında başladı. Henüz daha yolun başındayken Ocak 2016’da yıldızlar topluluğu Real Madrid’in başına geçti. 1,5 yıllık teknik adamlık kariyerine 2 Şampiyonlar Ligi ve 1 Lig La Liga şampiyonluğu sığdırdı. Ne kulüpten ne de taraftar ‘tecrübesiz birine takım teslim edilir mi?’ diye sormadı, Zidane’ın arkasından dolaplar çevirmedi.

Thomas Schaaf, kariyeri boyunca Werder Bremen formasını giydi. Futbola veda ettikten sonra kulüpte kalmaya devam eden Schaaf U17 takımını çalıştırmaya başladı. Sırasıyla U19 ve yardımcı antrenörlük görevinde bulunan Schaaf 38 yaşındayken takımın tek patronu oldu. 1999–2013 arasında aralıksız 14 yıl Werder Bremen’i çalıştıran Schaaf, 1 Bundesliga şampiyonluğu ve 3 Almanya Kupası başarısını tattı. Kimse ne yaşını problem etti ne de alınan kötü sonuçları. Kendi isteğiyle ayrılana kadar yönetim arkasında durdu.

Frank De Boer, Hollanda futbolunun yetiştirdiği en iyi defans oyuncularından biriydi. Futbolu bıraktıktan sonra Ajax genç takımını çalıştırmaya başladı. 3 yıllık genç takım tecrübesinden sonra 2010’da Ajax’ın dümenine geçen De Boer 6 yılda kazandığı 4 şampiyonlukla Ajax’ı zirvede tuttu. Ajax gibi efsane teknik adamların görev yaptığı bir kulübün ‘çaylak’ bir isme teslim edilmesi kimse tarafından yadırganmadı.

ŞARTLAR ZORLAMADAN KİMSE ‘EVLADINA’ BAKMIYOR

Ya bizde durum nedir? Adeta evlat öğütme makinesi gibiyiz. Gerçi hakkını verelim, kolay kolay takımlarımızı yıllarca formasını terleten eski oyuncularımıza teslim etmiyoruz. Ta ki mecbur kalıp, tribünlerin öfkesini yönetim üzerinden almak için yapılan manevralar hariç…

Bizim eski oyuncular aktif futbol yaşamlarında ne kadar başarılı olursa olsun, öyle kramponları çıkarınca hemen eşofmanları giymesine müsaade etmiyoruz. Önce hamlıktan çıkması için pişmesi lazım. Bunun yolu Anadolu’da bir kulüp çalıştırmaktan geçiyor. Rüştünü ispat ettikten sonra şartlar müsait olursa eski takımının başına teknik adam olarak geçiyor.

Fenerbahçe yakın dönemde eski oyuncularına takımı teslim eden bir kulübümüz. Ama bunlar daha çok mecburiyetten oldu. Mustafa Denizli’nin istifasıyla göreve yardımcısı Oğuz Çetin getirildi. Aylar sonra gönderildi. Turhan Sofuoğlu, Zdenek Zeman sonrası geçici olarak takıma getirildi ama gösterdiği iyi performansa rağmen sezon sonu güle güle dendi. Aykut Kocaman, İstanbulspor, Malatyaspor, Konyaspor ve Ankaraspor’da 10 yıllık bir staj dönemini bitirdikten sonra ancak takım teslim edildi. 3 yıllık başarılı bir teknik adamlık serüvenine rağmen içerden ve dışardan gelen baskılardan dolayı istifa etti. Kocaman sonrası her yılda değişen bir teknik adamdan sonra bu yıl yeniden takımın başına geçti. Keza İsmail Kartal, Ersun Yanal’ın gönderilmesi sonucu yardımcılıktan patronluğa yükseldi ama sadece 1 yıl sürdü bu serüveni.

Galatasaray, 1987’de takımı Mustafa Denizli’ye emanet ettiğinde hoca henüz 38 yaşındaydı. 2 yıl Jupp Derwall’in yardımcılığını yapan Denizli, Alman hocanın ayrılmasıyla takımın emanet edildiği isim oldu. 2 yıllık serüvenine 1 lig şampiyonluğu sığdırmasına rağmen, gönderilmekten kurtulamadı. Fatih Terim, 11 yıl formasını giydiği Galatasaray’da futbola veda ettikten sonra Ankaragücü ve Göztepe’de çaylaklık yıllarını geçirdi. 1990–93 arasında Ümit Milli Takımı’nı çalıştırıp, A Milli Takım patronu Sepp Piontek’in yardımcılığını yapan Terim, Galatasaray’ın başına geçmesi için Milli Takım ile rüştünü ispat edip Euro 96’ya Türkiye’yi taşıması gerekiyordu. Galatasaray’ın başına geçtiğinde 9 yıllık bir teknik adamlık geçmişi vardı. Kariyeri boyunca Galatasaray forması giyen Bülent Korkmaz futboldan koptuktan sonra Erciyesspor, Bursaspor ve Gençlerbirliği’ni çalıştırdıktan sonra Galatasaray’a geldi ama görevde sadece 4 ay kaldı.

Beşiktaş evlatlarına takım emanet etmede oldukça cimri. Ta ki şartlar zorlayana kadar. Göztepe, Denizlispor, Ankaragücü ve Rizespor’u çalıştırdıktan sonra 2005’te Yıldırım Demirören yönetimi taraftarın öfkesini azaltmak için takımı eski kaptanı Rıza Çalımbay’a emanet etti. Ancak bu mecburi teslimattan dolayı Çalımbay’a hep geçici nazarıyla bakıldı. 26 maçlık serüven sonunda Çalımbay gelen baskılardan dolayı istifa etti. 2007’de bu kez takım Samsunspor ve Kayserispor’da rüştünü ispat eden Ertuğrul Sağlam’a emanet edildi. Yine Yıldırım Demirören yönetimdeydi. Yüzde 67’lik galibiyet oranına rağmen Demirören yönetimi Ertuğrul Sağlam’a hiçbir zaman tam destek olmadı. Görevi devam ederken, başka hocaların gündeme gelmesini içine sindiremeyen Sağlam 40 maçlık serüven sonunda istifa etti. 2009’da Bursaspor’u çalıştırmaya başlayan Sağlam, yeşil beyazlıları lig şampiyonluğuna taşıyıp Demirören yönetimine unutulmaz bir cevap vermişti.

Takımlarımız kendi evlatlarına güvenmemeye devam ettikçe bizden Guardiola, Zidane, De Boer ve Shaaf gibi teknik adamların çıkması oldukça zor. Ne demişti atalarımız ‘ev danası…’


Originally published at www.tr724.com on June 28, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.