Neye şaşırıyorsanız artık!

Türkiye’de olan biten absürt bir olaya hala şaşıran olmasına ne denir bilemiyorum.

Bir tweet başlığından gazeteci mi tutuklanırmış? Nelerden gazeteciler tutuklandı sanki bilmiyorlarmış gibi. Attıkları tweet’ler delil diye gösterilen gazetecilerin yazdıklarına baktığınızda acı acı gülersiniz. İddianamede 3 cümle ile geçen gazeteci için savcının iddia ettiği tek delil Bylock’tur. Mahkemede Bylock kullanmadığı anlaşılır. O gazeteci için delil bile olmayacak o saçma savın düşmesi gerekir değil mi? Yok, tutukluğunun devamına… Arabasını satan gazetecinin hesabına gelen paraya terör finansmanı denmesine… 3 kere müebbet istenen gazetecinin iddianamede sadece ilk başta kimlik bilgilerinde adının geçmesine yüzlerce sayfada bir daha kendisine hiç değinilmemesine… Hakkında sadece bir köşe yazısı delil gösterilen gazetecinin yazısını açıp okuduğunuzda yazının bir anket değerlendirmesi olduğuna… Bir gazeteci hakkında yalan ifade veren tanığın “Ben bunları uydurdum aslında böyle bir şey yaşanmadı” dediği halde hiçbir şeyin değişmediğine. Tweet’lerine giremedikleri gazeteci için bir şey üretemeyince “o kurumda çalışması yeter delildir” diye hukuk tarihine geçecek mazeretler ürettiklerine… Zaten 10 aydır içeride olan insanlara duruşma tarihi olarak Eylül verildiğine… Daha neler var.

SADECE GAZETECİLER, SADECE CEMAAT Mİ?

Konu gazetecilerden açıldığı için bunların birazını hatırlattım. Gazeteci dışında on binlerce masum insan, neden tutuklandıklarını bile bilmiyor. Çoğunun haklarında iddianame bile yok. Yakında bir yılı dolduracaklar. Bank Asya’da hesabı olduğu için tutuklanan binler var. Çocukları Cemaatin okuluna gittiği için tutuklanan binler var. Eşlerini evde bulamadıkları polislerin gözaltına aldıkları ve sonra tutuklanan kadınlardan bir cezaevi dolar. Kermese börek yaptığı için tutuklanan ev kadınlarından bahsetmiyorum bile. Öğrencilere burs verdikleri için işkence gören iş adamlarını yazan bile yok. Daha dün bir öğretmen doğum yaparken doğumhanenin kapısına polisler dayandı. Daha da acısı şüpheli ölümlerin daha doğrusu cinayetlerin sayısı her geçen gün artıyor. 40 gündür kayıp diye aranan ve eşinin bir umutla çalmadığı kapı kalmadığı bir öğretmen Emniyet’te çıktı. İşkence yapılıp bir adreste polise gelin alın denmiş. KHK ile atılan öğretmenin ekmek parası için çalıştığı inşaatta öldüğünden haberiniz olmayabilir. Yaşanan mağduriyetler buraya sığmaz. Sadece Cemaate yönelik de değil. Polis panzerinin evin içine daldığı ülkede iki tane çocuk öldü yataklarında. Medeni bir ülkede herkes ayağa kalkardı. Oğlunun kemiklerini almak için ölümün kıyısında dolaşan babalar var.

EĞER BU FIRSATI DA HEBA EDERSEK

Türkiye inanılmaz kutuplaşmış bir ülke. Kimse diğerinin yaşadığı zulme karşı tam anlamıyla empati yapamıyor ve mağdurların hakkını ama’sız fakat’sız savunamıyor. Umut Özkırımlı’nın buna haklı isyanı aslında yaşadığımız çaresizliğin bir resmi. Sosyal medyada yapılan paylaşımlar bir samimiyetten mi yoksa herkes görsün diye kayda geçirme refleksi mi karar vermek zor. Artarak devam eden zulümler bizi ortak bir duyarlılığa, yıllar içinde beceremediğimiz bir empatiye, evrensel insan haklarının ortak payda olmasına götüremezse bu devir geçse de gelecek günler için umutlanmaya pek sebep kalmayacak. Muhaliflerin ne yaptığından bağımsız ülkeyi idare edenler eninde sonunda bu otobüsü duvara toslatacaklar. Ama yaşanan fetret devri bir şeye hizmet etmeyecekse çok yazık olacak. İran devrimi olunca ülkeyi terk edenler neredeyse 40 yılı geçirdi. Bu süreden daha uzun diktatörlük yaşayan Kuzey Afrika ülkeleri yalancı bir bahar sonrası çok daha kötü bir duruma evrildiler.

CUMHURİYET ÖRNEĞİ

Son yaşanan gazeteci tutuklaması anlatmak istediklerime bir örnek. Aslında Cumhuriyet Gazetesi fena gitmiyordu. Hele hele internet sitesi. Tam gaz FETÖ haberleri ve havuzu aratmayan başlıkları ile zulmü meşrulaştırmak için fena değildiler. FETÖ var ama biz FETÖ’ye üye değiliz savunması komik olsa da kendi içlerinde bir tutarlılık oluşturmuştu. Kendi yayın yönetmenleri sanki yurt dışına kaçmamış gibi herkese firari damgası vurmayı önemsemiyorlardı. Herkes FETÖ zanlısı ama kendilerine gelince hukuk ayaklar altındaydı. Iskaladıkları şey FETÖ denen psikolojik harp icadının sadece Cemaat için değil bütün muhaliflerin sindirilmesi ve yok edilmesi için bir kullanılan bir ambalaj olduğuydu. Bugün Meral Akşener de bu sebepten alınabilir. Abdullah Gül ya da Bülent Arınç da. Dili yara bere içinde olan Doğan Grubu’na el koymak, bir savcıya telefon edip vakit geldi denmesi mesabesinde. Zulmün baş meşrulaştırıcılarından, Vakit’ten çok daha fazla AKP’ye hizmet eden Sözcü’nün, FETÖ’den el koyulması için 30 IQ’lu bir savcının ihtiyacı olan 50 tane sebebi gözüm kapalı yazarım. CHP’den yarın öbür gün bu gerekçeyle tutuklamaların başlamaması için hiçbir sebep yok.

SİZ AŞKLA ‘FETÖ’ DEDİKÇE

Siz aşkla FETÖ dedikçe kendinizi kurtaramayacağınız gibi aslında kendi bacağınıza sıkıyorsunuz. ‘OHAL cemaat için çıkarılmış gözaltı süresi Oğuz Güven için uygulanamazmış’. Naifliğe bak. Hem de Mahmut Tanal gibi herkesin güvenini kazanmış bir insan hakları savunucusu söylüyor bunu. Merak etme sayın vekilim 7 gün gözaltıyı uygulamadılar zaten. Güven’in gözaltına alınması ve akabinde tutuklanmasının OHAL ile ne alakası var. Gözdağı ve ibreti alem yapmak için işlenmiş bir hukuk cinayeti. Sanki bilmiyorsunuz. Kılıçdaroğlu da aynı saçma mantığı bugün grup toplantısında sürdürdü. Neymiş ömrü FETÖ ile mücadele ile geçen gazeteciler FETÖ’den tutuklanıyormuş. Erdoğan, sizi partide devirecekler diye endişe ediyordur. Referandum akşamı herkes feryat figan çalınan oylar derken “Geçmiş olsun arkadaşlar bir bardak soğuk su içelim” diyerek zaten ülkeyi kendi ellerinizle teslim etmemiş gibi konuşmuyor musunuz, insanın “böyle bir şey olabilir mi ya?” diyesi geliyor.

Toparlarsak, yakın vadede görünen şu, zulüm herkese dokunmaya devam edecek. Son referandumda görüldü ki ülkenin gidişatından memnun olmayanlar daha kalabalık ve bu sayı giderek artıyor. Ve bu neredeyse hiç muhalif sesin çıkmadığı, hemen hemen bütün medyanın satın alındığı, insanların 24 saat propagandaya maruz kaldığı bir ülkede oluyor. AKP’nin aleyhine giden bu gidişatı muhalefetin içindeki gönüllü, gönülsüz, vazifeli, vazifesiz iş birlikçileri değiştirebilir. Bunu da başarıyorlar maalesef.


Originally published at www.tr724.com on May 16, 2017.