‘OHAL komisyonu kuran AKP, Gülen’in teklif ettiği komisyonu neden istemez?’

Strazburg’ta iki gün önce iki önemli isimden iki önemli açıklama işittik. HDP Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) bu hafta Strazburg’daki genel kurul toplantılarında Türkiye’deki gelişmeleri, hukuksuzlukları, tutuklamaları ve antidemokratik müdahaleleri gündemine almamış olmasını eleştirdi. “Türkiye’nin Avrupa’nın büyük güçlerine ne verdiğini bilmiyoruz ama ne aldığı ortada. Avrupa’da Türkiye’deki demokrasi ve insan hakkı ihlallerinin görmezlikten gelinmesini elde etti.” dedi. İkincisi yine aynı toplantıda konuşan eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen’in sözleriydi. Anayasa değişikliği ile Türkiye’de tek adam rejiminin kurulmak istendiğini anlattı. Referanduma götürülecek anayasa değişikliğinin “tüm gücün tek bir adamın elinde toplanmasına neden olacağını” belirten Türmen, “Bir futbol maçında hem hakem hem de oyuncu olamazsınız” ifadelerini kullandı.

‘AVRUPA’NIN BÜYÜK GÜÇLERİNE NE VERDİĞİNİ BİLMİYORUZ, AMA…’

AKP ve Tayyip Erdoğan rejiminin son 5 yıllık icraatlarının üstünü örtmek, sorunları ötelemek için uyguladığı iki önemli taktiği deşifre ediyor bu açıklamalar. Profesör Sancar’ın tespitiyle durum şöyle. Tamamı olmamakla birlikte Avrupa Birliği’nde bir grup siyasi ve ülke liderleri, 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek ve kullanarak; Türkiye’de demokrasinin Erdoğan eliyle askıya alınmasına ses edemiyor. Basın ve ifade özgürlüğü gibi kırmızı çizgili alanlarda söylenenler ise daha ziyade Avrupa ülkelerinde kamuoyunu rahatlatma hedefini güdüyor maalesef. 190 gazetecinin tutuklu, yüzlercesinin aranıyor ve soruşturuluyor olmasına, ülkenin bir gazeteci hapishanesi haline gelmesine karşın, Avrupa ülkelerine sığınmış fikir adamları, gazeteci, entelektüeller ile ilgili objektif kriterleri, hiç olmazsa insani kriterleri işletme hususunda bile yeterince gayretli değiller.

Her ülke için geçerli değil elbette bu. Örneğin Almanya’nın Can Dündar üzerinden basın özgürlüğü hususunda verdiği mesajları tüm tekilliğine rağmen olumlu görülüyor. Ama bunlar yeterli değil. Çünkü hem yurtiçinde hem yurtdışında düşünce suçlusu olarak mağdur olan; iktidarın hedefine gelen gazete, gazeteci ve düşünür sayısı her geçen gün artıyor. Bunlar Cumhuriyet gazetesi ve Can Dündar’dan ibaret değil. Hali hazırda Cumhuriyet’in 6 yöneticisi tutuklu. Cumhuriyet, Zaman, Yeni Hayat, Yarına Bakış, Bugün, Millet, Özgür Gündem, Azadiye Welat, Aktifhaber, RotaHaber, Haberdar, Taraf, Hürriyet, DİHA, Cihan gibi gazete ve yayın kuruluşlarından 191 gazeteci tutuklu, onlarcası hakkında yakalama ve arama kararı, 839’u hakkında adli soruşturma var.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, KÜRT SİYASETÇİLERİN TUTUKLANMASI

Baskı elbette gazetecilerle sınırlı değil. Akademisyenler, eğitimciler, stk yöneticileri avukatlar, siyasetçiler… HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte 11 milletvekili, onlarca belediye başkanı tutuklu. 50’den fazla belediyeye kayyım atanmış. Sandıkla, seçimle gelenleri AKP sopası, İçişleri Bakanlığı yazısı ve Sulh Ceza Hâkimlikleri eliyle ortadan kaldıran hizaya getirmeye çalışan bir zihniyet hâkim ülkede.

AB ve Avrupalı siyasetçilerin Kürt siyasetine yönelik hassasiyetlerinin bile tartışıldığı bir suskunluğun deşifresi aslında Prof.Dr. Sancar’ın tespitleri. Siyasetin görünen yüzünde Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya akınını durdurması karşılığında Erdoğan ve rejimine gülücükler dağıtan AB liderleri tayfasının bulunduğu da bir gerçek. Alınan şeylerden biri bu sanırım. Mülteci gelmediği müddetçe Türkiye’deki hukuksuzluklara göz yumma iki yüzlülüğü diye açıklanabilir kısmen. Profesör Sancar’ın ‘büyük güçlere verilenler’ başlığı ileride epey tartışılacağa benziyor.

100 BİNLERİ BİR GECEDE İŞSİZ BIRAK, AMA 7 KİŞİYİ ATAMAK İÇİN BEKLE

Türkiye’nin işkence, insan hakları ihlalleri, düşünce, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller hususunda AB’nin ilgili kurumlarını oyalamak için yaptıklarına da bakmakta yarar var. Son Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu bunlardan biri. Hukukçu Kerem Altıparmak’ın tespitiyle ‘hukuka ve AİHM’e ulaşmayı engelleme’ komisyonu aslında kurulan. Mağduriyetleri gidermekten çok, iç hukukta son merci olan Anayasa Mahkemesi’ne dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) ulaşmayı engelleme öncelikli görevi. Kurul 7 kişiden oluşuyor. 5 üyesini Başbakan ve Bakanlar Kurulu, 2 üyesini HSYK atayacak. KHK’ya yazılana göre bunun için hükümetin önünde 6 ay gibi bir süre var. Mantık şu: Bir gecede 4 bin hâkim ve savcıyı ihraç ve tutukluma kararları veriyor, 5–6 KHK ile 130 bin kişiye bir gecede işlem yapıp 100 bin memuru işsiz bırakabiliyorsunuz. Ancak mağduriyetleri inceleme komisyonunu kuracak düzenlemede hükümet olarak kendinize 6 ay süre tanıyorsunuz. On binleri bir gecede tutukla, işsiz bırak ama mağduriyet gidereceğiz diye oluşturduğun yapıya topu topu 7 kişi atamak için günlerce, aylarca bekle.

7 ÜYE, 100 BİN DOSYAYI 2 YILDA NASIL DEĞERLENDİRECEK?

Komisyona yakından bakalım. Görev alanı oldukça geniş. Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi (ihraçlar), öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması, emekli personelin rütbelerinin alınması komisyonun görev alanları. Yine Hukukçu Altıparmak’ın tespitleriyle son altı ayda yapılmış 100 bin işlemin gözden geçirilmesi görevi demek bu. Ve şikayetler iki yıl gibi kısa bir sürede karara bağlanacak. Günde 250 dosyayı karara bağlamak 7 kişiyle imkansız. Haksızlıkları, hukuksuzlukları ortadan kaldırmayacak komisyon. Sadece AİHM, AB, AP, BM nezdinde hukuk güvenliği, demokrasi, hukuk devleti ‘olgusu ve algısı’ sıfırlanan Türkiye’nin başına bu belayı saranlara vakit kazandırmak istiyorlar. Komisyonun görünen işlevi de bu olacak.

AİHM’DE TÜRKİYE ALARMI

Komisyon teklifinin Avrupa Konseyi üzerinden şekillendiğini de unutmamak gerekiyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın Kasım 2016’da yaptığı sürpriz Türkiye ziyaretinde görüştüğü isimlerden biri AYM Başkanı Zühtü Arslan ve ekibiydi. O dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaşabilmiş başvuru sayısı 850’ye yaklaşmıştı. Dün itibariyle AİHM Başkanı Guido Raimondi’nin verdiği 2016 yılı Türkiye istatistikleri tam bir felaket fotoğrafnı ortaya koyuyor. Raimondi, son bir yılda, özellikle de 15 Temmuz’dan beri AİHM’e Türkiye’den toplam 8 bin 308 yeni dava geldiğini açıkladı. 2014’te 1584 dava, 2015’te 2 bin 212 davanın geldiği düşünüldüğünde, bir yıl önceye göre yüzde 300 artış demek bu. Başvuruların 5,300’ü yani üçte ikisi KHK’larla ilgili. Hak ihlallerinin boyutu had safhada olduğundan Strazburg mahkemesine on binlerce dava gelecek.

HÜKÜMET İÇ HUKUKUN BİTİŞİNİ ZATEN İLAN ETMİŞTİ

Bir başka husus Türkiye’nin iç hukukun bittiğini gösterir fiili durumlar oluştu. Örneğin Avrupa Parlamentosu’nun ve Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu’nun Aralık ayında yayınladığı Türkiye Raporu’nda iç hukukun bitişi bizzat AKP hükümeti eliyle ilan edildi.

Hatırlanacağa üzere Venedik Komisyonu’nun 48 sayfalık raporunun 43. sayfasında hükümetin ihraçlarla ilgili cevabında, “Anayasa Mahkemesi ve mahkemeler nezdinde KHK ile ihraç edilenler için dava ve bireysel başvuru yolu yoktur” cevabı verilmişti. Yani Resmi Gazete’de çarşaf çarşaf listeleri yayınlanarak keyfi olarak işlerine son verilen 100 bin kişinin devlet memuru olarak geri dönüşünün, mağduriyetlerini önleyici hukuk mücadelesinin önünü tıkadığını hükümet resmen ilan etmişti. AKP hükümeti, Venedik Komisyonu’na verdiği cevapta HSYK’nın yaklaşık 4 bin hâkimi ihraç etmesinde idari yargı ve AYM yolunun açık olduğunu, ancak KHK’larda ekli listelerle atılanlara bunun uygulanamayacağını savunmuştu. KHK’ların yasama işlemi karakteristiğine sahip olması nedeniyle, ihraçlara karşı bireysel dava ve başvuru yolunun kapatıldığı savunması geliştirilmişti. Bu yaklaşım ve yanlışlarını örtmek için şimdi OHAL Komisyonu oluşturuluyor.

Mithat Sancar’ın tabiriyle hükümet, Avrupa’nın büyüklerine verdiklerinin karşılığında ‘dosyalar AİHM’e gelmesin’ taktiğini almış olabilir mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak şu bir gerçek ki 6 ayda yapılan tüm hukuksuzlukları unutup, göstermelik bir denetim mekanizması kurma noktasına gelen bir AKP hükümeti var. Bu haliyle bile komisyonun samimiyetsizliği çok net ortada.

KOMİSYONUN ÇALIŞMA USÜLÜ VE SÜRELER DE TARTIŞMALI

Bir başka nokta dosya üzerinden inceleme usülü ile hukuksuzluğun nasıl bitirileceği hususu. KHK ile kurulan komisyonun kuruluşundaki 9. maddeye göre incelemeler dosya üstünden yapılacak. Bir idari soruşturma bile geçirmeyen; savunma hakkı tanınmayan, neyle suçlandığı, lehlerinde ve aleyhlerinde delil olup olmadığını bile bilemeyen mağdurlar, komisyona başvurup bilmedikleri bu suçlara ve suçlamalara itiraz edecekler. Ve komisyon işlerini 2 yılda bitirecek. İdari yargı süreci 3 yıl, sonra hukuk ve demokrasi kaldıysa Anayasa Mahkemesi’ne itiraz hakkı kullanılacak. O da 2–3 sene sürecek. Hukukçu Altıparmak’ın tespitiyle komisyon ve AYM aşamalarını aşabilir ve hala hakkınızı alamadığınızı ispat edecek gücünüz kalıpta AİHM’e giderseniz oradan da en makul haliyle 3–4 senede sonuç çıkacak. En az 10 yıl haklılığınızı kanıtlamak için uğraşacaksınız. Yeni komisyonun ve AYM’nin süreci iki katına uzatmak için çalıştığı çok net ortada değil mi?

Bir başka hukukçu Prof. Dr. İzzet Özgenç de komisyona ilişkin görüşlerini açıkladı ve tartışmaya dahil oldu. Özgenç de benzer şekilde komisyonunun mağduriyetleri öteleme fonksiyonu ifa edeceği, Anayasa Mahkemesi’ne yönelen bireysel başvuruların da bu anlamda önünün kesileceği uyarısı yaptı ilk elden ve ilk günden. Özgenç, bu “komisyon”un oluşturulmasıyla, yapılan işlemlere karşı “kanunyolu” açılmış göründüğünü ancak bunun yanıltıcı olduğunu vurguladı: “Komisyon yapısı itibarıyla hukuka aykırılıkları ayıklama istidadına sahip değil. Daha önemlisi çalışma usülü dahi belli değil.”

Tabi AYM’ye gelecek bireysel başvuru yükünü kendi mantığı ile hafifletmek isteyen AKP-AYM koalisyonu cezaevlerinde kalan, dışarda işlerini, mallarını, mülklerini, can güvenliklerini kaybeden insanların fiili mağduriyetlerini zinhar öncelikli konu olarak görmeyecek. Özgenç, “egemen siyasete akıl hocalığı yapanlar, bu düzenleme ile ülkeyi yeni bir hukuk çıkmazının içine sokmuşlardır” tespitinde de bulunmuştu. Umarım bu akıl hocaları sadece Türkiye içinde ve hükümet çevreleriyle sınırlıdır. Aksi takdirde, AB siyasetçilerine kadar uzanabilecek bir liste, AİHM, BM, Venedik Komisyonu gibi hukuksuzluklara karşı hukuki denetim güvencesi sağlayan kurumlara dahi siyasi baskı yapıldığı anlamına gelir.

AKP KOMİSYONLARI NELERİN ÜSTÜNÜ ÖRTTÜ?

Mağdurlar yine de ‘enseyi karartmadan’ haklarını elbette aramaya devam edecek. Ancak AKP’nin 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu kurup, darbeyi araştırmama ve üstünü örtme, 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalı araştırma komisyonu kurup AKP bakanlarını aklama faaliyetlerini gayet başarılı kurgulayıp yönettiğini de hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Bu bir iş yavaşlatma yöntemi olarak hükümetçe sıkça başvurulan bir yol haline geldi. Yine mesela Birleşmiş Milletler’in (BM) işkence konusundaki özel raportörü Juan Mendez’in Türkiye ziyaretinin diplomatik ve siyasi ayak oyunlarıyla iki kez engellendiği, AB İşkenceyi İzleme Komitesi’nin gelişi öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü yazısı ile işkence kötü muamele mekanlarına temizlik talimatı verildiği hatırda tutulmalı.

GÜLEN’İN TEKLİFİNE NE DİYECEKSİNİZ?

Bir de iktidarın bunca komisyonu merakına karşı kimse şu soruyu sormuyor. Madem komisyon kurmaya meraklısınız, dış dünyadan gelen baskıları göğüslemek ve ötelemek için ülke içinde komisyon üstüne komisyon tahkim ediyorsunuz. O zaman, 15 Temmuz darbesini yapmakla suçlayıp itham ettiğiniz Fethullah Gülen’in hemen olayın arefesinde ‘uluslararası bir komisyon kurulsun’ teklifini neden değerlendirmiyorsunuz?

Kurulan komisyonlar, Anayasa ile cumhurbaşkanına (başkana) tanınan sınırsız yetki ve denetimsizlik sonrasında Türkiye’nin nasıl yönetileceğini en iyi anlatan örnek; bir tür hukuki ve diplomatik ayak oyunu değil mi?

Evrensel hukuku ve Türkiye’de yaşananları sağlıklı şekilde tahlil edebilen Rıza Türmen’in deyimiyle , “Bir futbol maçında hem hakem hem de oyuncu olamazsınız”. Ama söz konusu AKP ve Erdoğan iktidarının ila nihaye sürmesi ise; önce hukuku askıya alır, sonra insanları harcar, mağdur eder, sonra hakkını ara diye göstermelik komisyonlar kurarsınız. Hem hakem hem futbolcu olmayı denersiniz.

Kaddafi’nin, Saddam’ın, Esad’ın rejimlerini üreten bu kafa, Türkiye’yi batıya ve ileri demokrasiye değil, kapalı rejimlere sürüklemekten başka bir yere götüremez. Bunun önündeki en önemli engel ise yine Avrupa ve gelişmiş batı demokrasilerinin kurumsal yapılarının oluşturduğu hukuk ve demokrasi kültürüdür. AİHM ve diğer uluslararası kurumlar, AKP içindeki bu basit hamle ve göstermelik komisyon oluşturma tuzağına düşmemeli, mağdurlar mücadeleden vazgeçmemelidir.


Originally published at www.tr724.com on January 28, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.