Ol Komisyon’un hükmüne derler mi adâlet?

Müjdeler olsun… “Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu” KHK mağdurlarının başvurularını önümüzdeki hafta almaya başlıyormuş. Gören de “adalet” ülkemize geri döndü sanacak.

15 Temmuz sonrası ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) döneminde demokrasi ve insan haklarını askıya alan Erdoğan iktidarı, ard arda çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) 105 bin kamu görevlisini ihraç etti, 5 bin dernek, vakıf ve şirketi kapattı.

Bunun üzerine yargı yoluna giden onbinlerce mağdur önce İdare Mahkemeleri ardından Anayasa Mahkemesi’nin kapısına koştu. Buradan bir sonuç alamayan/alamayacağını düşünen binlercesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yolunu tuttu.

‘Bir işin yapılmasını istemiyorsan, komisyona havale et’

Bir anda önünde binlerce dosya biriken AİHM, mağdurların sesine kulak vermek yerine topu taca atmayı tercih etti. AİHM’in bağlı bulunduğu Avrupa Konseyi’nin Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Ankara’ya giderek mağduriyetlerin AİHM yerine iç hukukta çözülmesi önerisini götürdü. Bu amaçla bir komisyon kurulması, OHAL KHK’larıyla mağdur edilenlerin önce bu komisyona başvurmaları kararlaştırıldı. Burada amaç AİHM önünde birikecek ve mahkemeyi çalışamaz hale getireceği düşünülen onbinlerce başvurunun önünü kesmek. Zaten son dönemde AİHM’e şikayet edilen ülkeler arasında Türkiye açık ara önde görünüyor. İşte resmi adıyla, OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun ortaya çıkış hikayesi bu.

OHAL komisyonu sayesinde AİHM, kendisine yapılacak on binlerce başvurunun yükü altında ezilmekten kurtuldu, Türk hükümeti “iç hukuku işletiyormuş gibi” görünüp, AİHM önünde kısa vadede ihlal kararı çıkmasını engellemiş oldu.

Komisyon 23 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 685 Sayılı KHK ile kuruldu ancak üzerinden 5 ay geçmesine rağmen henüz faaliyete başlamadı. Çarşaf çarşaf yayınlanan listelerle afişe edilerek bir gecede işini kaybeden 105 binden fazla mağdur ve aileleri, dertlerine çare olacağını zannettikleri komisyona başvurabilmek için 5 aydır bekliyor. Bu rakamlara kapatılan 5 bin dernek, vakıf ve şirket çalışanları dahil değil.

İnsan hakları hukukçusu Kerem Altıparmak’a göre OHAL komisyonu, mağduriyetleri gidermekten çok AİHM’i aşmaya yönelik kurulduğu her halinden belli. Komisyon yapısı ve karar alma mekanizmaları itibarıyla bağımsız ve tarafsız bir organ değil. 7 kişiden oluşuyor. 5 üyesini Başbakan ve Bakanlar atıyor, biraz yargısalmış gibi gözüksün diye 2 üyeyi de HSYK atıyor.

OHAL komisyonu mağduriyetleri giderebilir mi?

Bu sorunun cevabı OHAL Komisyonu üyelerinin kim olduklarında saklı. Kimdir bu üyeler, ne iş yaparlardı bugüne kadar?

  1. Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Selahaddin Menteş (Başkan)
  2. Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Karagöz (Üye)
  3. Danıştay Tetkik Hakimi Murat Aytaç (Üye)
  4. Mülkiye Başmüfettişi Hasan Işıldak (Üye)
  5. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Daire Başkanı Esat Işık (Üye)
  6. Milli Eğitim Bakanlığı Atama Daire Başkanı Mustafa İkbal (Üye)
  7. Devlet Denetleme Kurulu üyesi Salih Tanrıkulu (Üye)

7 kişiden oluşan komisyon, görüldüğü gibi bürokrat ağırlıklı. Zaten fişleme ve ihraç listesini hazırlayan ekipten oldukları anlaşılan komisyon üyelerinden kendi yaptıkları hukuksuz işlemlere karşı adalet beklemek hayal gibi. Bunun ipuçlarını görüyoruz.

İhsas-ı reyde bulunan komisyon üyesi

Hürriyet’in 13 Haziran tarihli bir haberinden öğrendiğimize göre OHAL komisyonu üyelerinden MEB Atama Daire Başkanı Mustafa İkbal’in kardeşi de bir KHK mağduruymuş. Ağabey İkbal, kardeşinin dosyasının önüne gelmesi durumunda vereceği kararı şimdiden açık etmiş: “Etrafında olan, tanıyan herkes bilir cemaate yakınlığını. Cemaatin sendikasına üyeydi. İkimizin görüşünün aynı olması gerekmiyor. Devletimiz bize komisyon üyeliği görevini verdi. Dosyası komisyona gelirse, fikrim ve kararım FETÖ’cü olduğu yönündedir.”

Hadi buyurun.. Madem bu komisyon Binali Beyin ifadesiyle bir mahkeme gibi çalışacak, o zaman bunun adına ihsas-ı rey denir. İhsas-ı Rey, bir hakimin bakmakla yükümlü olduğu veya sürmekte olan bir dava ile ilgili kanaatini belirtmesidir ve redd-i hakim sebebidir. Sırf bu nedenle bu açıklamayı yapan komisyon üyesi kendisine gelen dosyalara bakamaz. Tabi bu dediğimiz hukuk devletinde olur. Burası Yeni Türkiye!

Bir diğer konu, komisyonun gelen başvuruları nasıl değerlendireceğiyle ilgili. Komisyon, kendine yapılan başvuruların incelemesini dosya üzerinden yapacak, reddine veya kabulüne karar verebilecek.

OHAL komisyonu neyi inceleyecek?

Bugüne kadar Cumhuriyet Savcıları tarafından yazılan iddianameler bu konuda yeterince fikir veriyor. Komisyon kendisine gelen bir başvuruyla ilgili sanırım şu konuları inceleyecek:

  • Cemaate yakın Aktif Sen’e üye midir?
  • Cemaate yakın şirketlerde çalışmış mıdır?
  • Çocuğunu cemaate yakın okul veya dershanelere göndermiş midir?
  • Bankasya’da hesabı var mıdır? Şu tarihler arasından para yatırmış mıdır?
  • Gazete dergi aboneliği var mıdır?
  • Digiturk aboneliğini iptal etmiş midir?
  • Bylock kullanmış mıdır?

Bu soruların cevabını bulmak için yine yüzbinlerce yazışma yapılacak. Komisyon tarafından MİT, emniyet, maliye vb. kurumlara yazılar yazılacak ve cevapları beklenecek. Bu sorulara “hayır” cevabı verilenler işine geri dönecek, diğerlerinin başvurusu reddedilecek. İyi de bugüne kadar yaptıkları fişlemelerle ihraç listelerinin hazırlanmasına katkıda bulunanlar bu kurumlar değil mi zaten? “Bu adam cemaatçidir, atılsın” diye liste oluşturanlara, komisyon dalga geçer gibi, tekrar “geri alalım mı?” diye soruyor. Olacak iş midir, cevabı zaten belli!

Halen yürüyen soruşturma ve davalara bakılırsa bu sorulara evet cevabı veren birinin sadece işini kaybetmesi yetmez, silahlı terör örgütüne üye olmaktan 15 yıl hapisle cezalandırılması işten bile değil. Halbuki bunların hiç biri suç değil. Yasalar çerçevesinde kurulmuş sendikalar, şirketler, okullar, bankalar vs.. bunlardan hizmet almak veya bunlarda çalışıyor olmak neden suç olsun ki!

Yukarıda verdiğim örnekteki gibi, bu kriterlere göre Komisyonun MEB kökenli üyesi daha şimdiden babasının oğlu bile olsa gelen başvuruları reddedeceğini ilan etmiş. Gel de sen bu komisyondan adalet bekle.

Biz de Ziya Paşa gibi diyelim:

Kâdı ola da’vâcı vü muhzır dahî şâhid,

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?∗


Originally published at www.tr724.com on June 28, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.