Rütbeleri Sökülen Bir Genelkurmay Başkanı: Rüştü Erdelhun Paşa

Dr. Serdar Efeoğlu

Türk idare sisteminde Genelkurmay Başkanlığı hep önemli bir yere sahip oldu. Ankara’da Meclis’in açılmasından sonra bu görevi Albay İsmet Bey (İnönü) üstlenmiş, ardından Fevzi Paşa (Çakmak) tayin edilmişti. Paşa, 1. Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’ndaki başarılarıyla büyük bir karizmaya kavuşmuş ve verdiği destekle devrimlerin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştı.

Sekiz dil bildiği ifade edilen Fevzi Paşa, Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanlığı için en büyük aday olmasına rağmen İnönü’yü destekleyerek Cumhurbaşkanı seçtirdi. ‘Dindar’ kimliğiyle halk tarafından çok sevilen Çakmak Paşa, 1921’den 1944’e kadar Genelkurmay Başkanlığı makamında kalarak bir rekora da imza attı.

14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk icraatlarından birisi Genelkurmay Başkanlığı’na Nuri Yamut’u getirmek oldu. DP darbe yapılacağı istihbaratı üzerine orduda büyük bir tasfiye yaparak 15 general ve 150 albayı emekli etti. Menderes döneminde Genelkurmay Başkanlığı makamında en uzun süre sonradan DP’den milletvekili olan Yamut Paşa kaldı. Diğer komutanlar kısa süreli görev yaptı.

RÜŞTÜ ERDELHUN PAŞA

Baba tarafı Romanya’dan göç eden Erdelhun Paşa’nın soyadının Erdel Beyliği’nden geldiği iddia edilmektedir. 1894’de Edirne’de doğan Erdelhun, 1. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde savaşırken yaralanmış, en büyük başarıları ise İstiklal Harbi’nde görülmüştü. Harp Akademisini birincilikle bitirerek ‘kurmay’ olmuş, Londra’da askeri ataşelik yapmış, Kore Savaşı’na iştirak etmiş ve Japonya’da görev yaparak uluslararası tecrübe kazanmıştı. Japonca dâhil olmak üzere altı dil bilen Erdelhun, Japoncaya radyodan konuşma yapacak kadar hâkimdi. Paşa’nın günlüklerinin Zaman Kitap tarafından yayınlanmasıyla kendisiyle ilgili birçok yeni bilgi ortaya çıktı.

Erdelhun 1954’de Genelkurmay 2. Başkanı, 1956’da 2. Ordu Kumandanı olmuş, 1958 yılı Ağustos’unda önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, ardından Genelkurmay Başkanlığı’na tayin edilmişti. Erdelhun’un bu göreve tayininde Celal Bayar’ın etkili olduğu anlaşılmaktadır. Menderes Hükümeti, Irak’ta gerçekleşen askeri darbeden hemen sonra yaşanan darbenin Türk ordusunu etkileyeceğini düşünmüş ve siyasetin emrinde olacak bir komutan atamayı tercih etmişti. Menderes’in son gezisi olan Eskişehir seyahati öncesinde örfî idare yetkilerini Erdelhun’a devretmesi kendisine çok itimat edildiğini göstermektedir.

DP’nin iktidara gelmesi ile ordu içinde cuntacı örgütlenmeler olmuşsa da bunların en önemlisi “Dokuz Subay Olayı”dır. Binbaşı Samet Kuşçu darbe oluşumunu ihbar etmiş, “İttihatçı kökenli olan ve komitacılığı iyi bilen” Bayar konuyla yakından ilgilenmiş, ordunun üst yönetim kademesi ise sessiz kalmayı tercih etmişti.

Menderes darbe istihbaratını önemsememiş ve ordunun iç meselesi olarak görmüştü. Darbeciler beraat etmiş, ihbarcı Samet Kuşçu ise iki yıl hapse mahkûm olmuştu. Bayar’a göre “Bu olay hafife alınmasaydı, 27 Mayıs önlenebilirdi”. Bu sırada 2. Ordu Komutanı olan Erdelhun, Menderes’e bir telgraf çekerek kendisi ve birliklerinin Hükümetin emrinde olduğunu bildirdi. Böylece Genelkurmay Başkanlığı’na giden yolu açmış oldu.

Erdelhun Paşa Genelkurmay Başkanlığı’nda Hükümetle uyumlu bir tutum sergiledi. Erdelhun’un düşük rütbeli subaylar arasındaki yapılanmaları önemsemediği ve üst rütbeli subayları içine alacak şekilde genişleyeceğini öngöremediği anlaşılmaktadır. Paşa günlüklerinde 27 Mayıs’ın nedenleri olarak; “CHP’nin tahrikleri, istedikleri makamı elde edemeyen subayların hırsları, sıkıyönetim ilanıyla orduya siyasi görev verilmesi ve subayların ekonomik yönden sıkıntılı olmaları” gerekçelerini sıralıyordu.

Erdelhun 27 Mayıs öncesinde elindeki istihbarata dayanarak Ankara’ya takviye kuvvet getirmek istemişse de Menderes, “takviye kuvvet rahatsızlık uyandırır” düşüncesiyle karşı çıkmıştı. Erdelhun darbecilerin de içinde bulunduğu subaylarla bir toplantı yaparak onları uyarmış ve TSK’nın seçimle gelmiş iktidarın emrinde olması gerektiğini söylemişti.

Günlüklerinden öğrendiğimize göre darbecilerle birlikte hareket etmeyi reddeden Erdelhun’un bu uyarısından on iki saat sonra evi tanklarla kuşatılarak kapısı kırıldı. Harp Okulu’na götürüldü ve burada çok kötü muamelelere maruz kaldı. Hatta annesinin verdiği muska bile alınmaya çalışıldı. Yassıada Yargılamalarında hâkimler tarafından kendisine “Er Erdelhun ayağa kalk!” şeklinde hitap edilerek aşağılandı. Yeğeninin anlatımına göre idam cezası onaylanmadığı halde kefen bile giydirildi.

Yassıada’da idam cezası verilen on beş kişiden birisi de Erdelhun oldu. Bu ceza Milli Birlik Kurulu tarafından ömür boyu hapse çevrildi. 1963 yılında rütbeleri alınarak “er” statüsüne düşürüldü. Darbe destekçileri Erdelhun hakkında, kendisinden düşük rütbede bir Amerikalı subayın şapkasını taşıdığı ve ziyaretine gelen bir Amerikalı çavuşun paltosunu tuttuğu gibi yanlış bilgiler yaydılar. Gazetelerde Erdelhun’un evinde Harp Okulu’nun imha planlarının bulunduğu bile yazıldı.

‘YALNIZ’ BİR PAŞA

Paşa’nın eşi Vasfiye Hanım Japonya görevi sırasında attan düşerek yatalak hale gelmişti. Paşa, eşi Almanya’da tedavi gördüğünden Kayseri Cezaevi’nden özlemini mektup yazarak giderebildi. Mektuplarında görev yaptığı dönemde olduğu gibi ordu siyaset ayrımına vurgu yapması ilginçtir. Bir mektubunda; “Şuna şükrediyorum ki, orduyu siyasete karıştırmamak için gösterdiğim ısrarlarımın kıymeti ve benim uğratıldığım ağır mahkûmiyetin mahiyeti bugün milletimizce anlaşılmış durumdadır” demekteydi.

Tahliye olduktan sonra İstanbul’a yerleşen Paşa, Kabataş Setüstü’nde ağabeyinden kalan beş katlı apartmanda yaşadı ve kendisini eşinin bakımına adadı. Yassıada günlerinde kedisine “Kader” ismini verdiği gibi İstanbul’daki apartmanına da aynı ismi verdi. Apartmandaki kiracılarıyla münasebeti olmayan Erdelhun, karşı daireyi boş bırakmış sonra da Mehmetçik Vakfı’na bağışlamıştı.

1967 yılında rütbeleri iade edilen Erdelhun Paşa’ya yaşlılık döneminde iki kız çocuk annesi olan kapıcısı Kiraz Hanım baktı. 27 Mayıs darbesinde 66 yaşında olan Erdelhun, 1983’de 89 yaşında vefat etti. Vasiyeti üzerine Genelkurmay Başkanlarının yanına değil, Cebeci Asrî Mezarlığı’na defnedildi. Erdelhun için ilk anma programı mezarı başında ölümünden 29 sene sonra yapılabildi.

TARİHE NOT DÜŞME ADINA

Bugün Erdelhun Paşa’nın yaşadıklarını günlüklerinden ayrıntılı olarak öğrenebiliyoruz. 15 Temmuz darbesinde ise Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın neler yaşadığını veya nelere maruz kaldığını hala öğrenebilmiş değiliz. Akar’ın kendisine darbe ihbarı ulaştıktan sonra ve Hakan Fidan’la görüşmesine rağmen darbenin önlenememesi anlaşılır gibi değil. Ayrıca Paşa’nın TBMM Araştırma Komisyonu’na ifade vermemesi, yabancı istihbarat servislerinin açıklamaları ve son olarak Kılıçdaroğlu’nun “kontrollü darbe” ifadesi olayı daha da karmaşık hale getiriyor.

Bir tarihçi olarak tarihe not düşme adına belki de cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz en basit soruları bir de biz sıralayalım:

  1. Darbe istihbaratı önceden alınamamışsa bunun sorumlusu kimdir?
  2. MİT’in haber verdiğini dikkate aldığımızda niye bu teşebbüsün önüne geçilmemiş ve sivil halkın ölümüne neden olunmuştur?
  3. Darbe istihbaratına rağmen kuvvet komutanları neden düğüne gitmişlerdir?
  4. Orduda bir grubun muhalif gördüğü subayları tasfiye için mi darbe teşebbüsüne yol verilmiştir?
  5. Darbe sonrasında binlerce subay ihraç edilmesine rağmen, sürekli olarak yeni darbe girişimleri olabileceğine dair haberler neden çıkmaktadır?
  6. Darbeyle hiçbir ilgisi olmadığı bilindiği halde, neden on binlerce insan memuriyetten ihraç edilmiş, tutuklanmış ve hayatı karartılmıştır?

Bu sorulara daha birçok soru ilave edilebilir. Ama elbette cevaplanması en zor soru Akar’ın rehin alındığı halde neden serbest bırakıldığıdır. Zira 15 Temmuz Darbesi’nin kilit noktalarından birisini Genelkurmay Başkanlığı oluşturmaktaydı. Akar’ın onay vermesi ile darbe 12 Eylül gibi “emir komuta zinciri” içinde gerçekleşecek ve başarı ihtimali çok yüksek olacaktı.

27 Mayıs Darbesi’nde dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, cuntaya karşı çıkmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödemişti. 15 Temmuz gecesi Genelkurmay’da neler yaşandığını bilemesek de, kamuoyuna yansıtıldığı kadarıyla Akar Paşa darbeye destek vermeyince Akıncılar’a götürüldü ve ertesi gün de Çankaya Köşkü’ne getirildi. Ancak darbenin üzerinden aylar geçmesine rağmen soru işaretleri ortadan kalkmadığı gibi her gün yenileri eklenmeye devam ediyor.

Kaynaklar: E. Şen, Belgelerin Dilinden Yassıada’nın Karakutusu, 2007; M. Gürlek, F. Uğur, 50 Yıllık Sır, 2012; S. Güder, 10. Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un Hayatı ve Demokrat Parti-Ordu İlişkileri, T. Özal Üniversitesi, SBE yüksek lisans tezi, 2014.


Originally published at www.tr724.com on April 5, 2017.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Tr724’s story.