‘Ruhunun Heykelini Dikmek’ ve teslimiyet

Rodin, tarihin yetiştirdiği belki de en büyük heykeltıraş. Eserlerini incelediyseniz taşa şekil vermedeki harikulade dehasına hayran kalırsınız. Taşa ve mermere insan simasındaki mimikleri bile nakşetmeyi başarmıştır. Elinizde emsalsiz bir mermer sütun varsa onu gözünüz kapalı Rodin’e emanet edebilirsiniz. Size o mermerden tarihe mal olacak bir sanat eseri çıkaracaktır. Heykel ham maddeniz fildişi olabilir, altın olabilir veya bihemta bir elmas olabilir. Bu kıymetli malzemenizi Rodin’e veya bir başka heykel dâhisi Michelangelo’ya gönül rahatlığıyla emanet edebilirsiniz.

Konumuz bu değil.

Allah her bir insanı maddi yapısıyla birer sanat eseri olarak yeryüzüne gönderir. Yeryüzünde temel özellikleri aynı ama siması farklı milyarlarca insan vardır. İnsandaki sanat, mermere işlenen sanatın yanında milyonlarca kez daha kompleks ve harikadır.

HER RUH BİR BAŞKA MADEN

İnsanın fizik yapısını, Allah şekillendirir. Fakat insan bedenden ibaret değildir. Her bir insan yeryüzüne fizik bedenine ek, bir ruh ham maddesiyle gelir. İnsanın ruh ham maddesinin heykelini yapmak insanın kendisine, insan iradesine bırakılmıştır. Benzetecek olursak kimi insanın ruh ham maddesi altın bir sütundur. Kimisi gümüş, kimisi tunç, kimi de bir başka değerli madendir. Hatta her bir insan ruhu bir başka madendir. Ve bu madenden “ruhunun heykelini yapmak” insan iradesine bırakılmıştır. Dolayısıyla nuranî, tertemiz, narin bir ham madde olarak ruh, insanla beraber dünyaya gelir. Eğer insan, ihtiras ve zulmüyle bunu şekillendirirse, heves ve iştihasıyla yontarsa, ortaya bohemi hilkat garibeleri çıkar. Minik firavun ve tiran ‘ruh heykel’leri oluşur.

ALLAH’IN İRADESİNE TESLİM ETMEK…

İnsan, iradesini kullanarak kendini terbiye edebilir. Belli disiplinlerle ruhunu tasfiye edebilir. Ama ruhunun bir sanat eseri olması, ruhunun ‘heykeltraş’lığını yaratanına bırakmasına bağlıdır.

Michelangelo’nun meşhur Davut heykeli vardır. Bu heykel Hz. Davut’un fiziki bedenini teşhis denemesidir. Benzer benzemez, uygun veya uygunsuz ayrı konu. Beden heykelini yapmayı deneyen Michelangelo‘dur. Ama Hz. Davut’un ruh heykelinin mimarı ise Allah’tır.

RUBUBİYET ‘ÇEKİCİ’

(Rububiyet “Rab” kökünden gelir. Ehadî ve vahidî olarak tüm varlığı hem beraber hem ayrı ayrı terbiye ve tedvir etme, şekle sokma, yoğurma, kıvama verme anlamlarını içerir. Türkçede kullandığımız çocukları terbiye eden olgunlaştıran ve eğiten anlamlarındaki “mürebbi” de aynı kökten gelir.)

Rububiyet “çekici” Hz. Davut üzerinde uzun yıllar ve çilelerle müstesna bir ruh heykeli yaratmıştır. Ruhunun ham maddesinin üstün kalitesi ve bu ruhun ‘Rububiyet çekici’nin ağır ve fasılasız darbelere sabrıyla ortaya muazzam bir sanat eseri çıkmıştır. Bu eser Hz. Davut Aleyhisselamdır. Hemen her peygamber böyledir.

Peygamberler peygamberi Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifte “Eddebeni Rabbi, fe Ahsene Te’dibi” buyurur. Yani, “beni Rabbim terbiye etti ve en güzel şekilde terbiye etti”. Bu söz, Rububiyetin ağır çilelerine tahammülle vücuda gelen ruh kemâlatının ve “insan-ı kâmil” oluşun tahdis-i nimet olarak zikredilmesidir.

Bize ait kıymetli bir taşı veya mermeri alıp Rodin veya Michelangelo’ya götürsek, onlar da, hiçbir ücret almadan “tamam ben bu taştan senin adına bir sanat eseri çıkarayım” deseler, nasıl mutlu oluruz! Çünkü bu kabul, yakında dünya tarihine geçecek bir esere sahip olacağız anlamına gelir.

Her insanı bir başka beden güzelliğiyle yaratan Allah’ın her ruh için de farklı, özgün bir sanat şaheserliği hedefi takdir etmemesi mümkün mü?

PAMUĞUN HİKAYESİ

Bir de eşyanın tabiatı var. Pamuk tarlaya aslında bembeyaz gelmiştir ama… Dalından koparılır, kozasından ayrılır. Örselenir. Çırçır makinelerinde savrulur, hallac edilir. Ses etmez. Sıcak su kazanlarında bekler. Pişmek zordur. Eğirme makinelerinden geçer. Asıla çekile incelir, incelir ip olur. Sonra boyanır, dokunur. Bin bir çeşit pamuk ipliğiyle aynı dokuda buluşur. Başka iplerden incinmez, başkasını incitmez. Beraberce kumaş olurlar. Makaslarla kesilir libas olur. Hizmet eder. Kirlenir. Çamaşır makinesinde kaynar sularda yıkanır. Temizlenir, buruşur. Sırada ütü vardır. Kızgın ütüler üstünden geçer. Pırıl pırıl olmuştur ama yorulmuştur. İnsan olsaydı bu uzun seyahatin sonunda Hz. Musa gibi “Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk” derdi (18/62). İrade sahibi olsaydı belki herhangi bir safhada isyan ederdi. ‘Kaynamak istemiyorum’, ‘ütü istemiyorum’ derdi. Derdi, belki de biz “Tamam sen bu halinle kal ama kumaş olmayı ‘hizmet etmeyi’ unut” derdik. Böylece pamuğun sonsuz bir hayatı ‘elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan’ kazanma hayali suya düşerdi!

Mermerin, taşın ve pamuğun misalî hikayesi bu.

KRİTİK TERCİH

Burada kritik tercih insanın ruh heykelini Allah’ın sanatkarlığına bırakmasındaki rahatlıktır. “Gassalın elinde meyyit” olma bu demektir. Allah’tan gelen her şeye sabretmek, “Yeter!” diyerek isyan etmemektir. Kaldı ki “Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez” (2/286) ve “Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır” (94/6).

‘Rububiyet çekici’nin darbeleri altında acı acı inlerken bile “Elhamdulillahi ala külli hal, sive’l-küfri ve’d-dalal” (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allahü tealaya hamd olsun) demek, Allah’ın lutfedip kendisini terbiye dairesine aldığı için teşekkür etmektir.

Bu sabrın yolunu Kur’an gösteriyor: “Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namazı vesile kılarak Allah’tan yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle bereberdir. (2/153)

Sabreden herkes bir gün geri dönüp hayat hikayesine baktığında kendi istidadı ölçüsünde “Eddebeni Rabbi, fe Ahsene Te’dibi” diyecektir. “Beni Rabbim terbiye etti ve en güzel şekilde terbiye etti.”


Originally published at www.tr724.com on July 12, 2017.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Veysel Ayhan’s story.