Süreç’i ‘oku’mak ve tashih zamanı

YORUM | VEYSEL AYHAN

“O’dur ki insanlar artık ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir,

rahmetini her tarafa yayar…”

Şûrâ Suresi 28

“Hizmet’te ‘kadının adı’ var mı” yazısına hep teşekkür gelmedi. Şöyle bir eleştiri de geldi. “Niye vaktiyle yazmadınız, niçin zamanında ikaz etmediniz.” Haklılar.

Çok önemli bir sözünüz, çok kıymetli bir ikazınız olabilir. Ama bunu uygun zaman ve zeminde söylemezseniz hiçbir işe yaramaz.

İşte o yüzden “vaktiyle” yapılsaydı işe yaramayabilirdi.

Neden?

Eğer muhataplarınız burnundan kıl aldırmıyorsa, burunları havadaysa, size tepeden bakıyorsa ona bir şey anlatmak fayda getirmez.

Eğer muhataplarınız kendilerini mükemmel ve kusursuz görüyor ve her şeyi en mükemmel yaptıklarını düşünüyorsa ne deseniz boş.

Eğer bir müdür veya üst düzey yönetici kibrinden yanına yaklaşılamayacak haldeyse yanlışlarını söylemek işe yaramaz. Daha siz hataları sıralamaya başladığınızda benim yanlış zannettiklerimin hikmetini, bizim -yani avamın- anlayamayacağı gayelerini sıralar. Ben de konuştuğumla kalırım.

İkaza ve eleştiriye açıklık çokça karşılaşılan bir yiğitlik değildir.

YANLIŞLIK SAHİPLERİNİN YÜZÜNE SÖYLENMEMİŞ BİR HATA VAR MIDIR?

Sizce yaptığı yanlışlar yüzlerine söylenmemiş kimse var mıdır?

Bence kesinlikle yoktur.

Kader her “hata”yı hem sahibine hem de çevresine gösterir. Ama zulmüm ve kibrim gözlerimi kapatmışsa hiçbir şey görmem. “Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?” der dururum. Acı ama maalesef bir kısmımızda bu aynadan vardı. Ve sık sık önümüze koyup kendimizi hayranlıkla seyrederdik.

BUGÜN NE FARK ETTİ?

Peki neden şimdi hataları söyleyip düzeltilmesinden ümitli olabiliriz?

Ne fark etti?

Çok şey fark etti.

Burnum sürtüldü. Kibrim yontuldu. Her şeyimle sıfırlandım.

Hocaefendi, milyon kere “Kendinizi sıfırlayın” dedi. Ama bu, hepimizde mümkün olmadı.

Allah, hadiselerle hepimizi sıfırladı.

Allah, mal ve mülküne dayanıp büyüklenenin malını aldı. Sadaka yaptı.

Makamına dayanıp iki eli cebinde caka satanın, makamını yıktı.

Kariyerine dayanıp burnu havada olanın kariyerini sıfırladı.

Diyeceksiniz ki “böyle genelleme yapmasanız. Hepimiz böyle değildik.”

Tabii ki öyle. Ama ben bu yazıyı “genel” için demiyorum.

Emsal’im için diyorum.

Problem yalnızca ben ve emsalim! Binler yüz binler değil.

İşte bu nedenle şimdi artık ikaz ve nasihate açığız. Musibetler gözümüzü açtı. Sözde tevazuumuz mecburen gerçeğine dönüştü. Allah’ın inayetiyle yanlışlarımızı görmeye başladık, “Biz ve arkadaşlarımız asla yanlış yapmadık” kibrini yendik.

Yeni bir mevsime, yeni bir döneme adım atıyoruz. Eski hastalıklardan arınma zamanı.

Halen eski alışkanlıklarımızı sürdürürsek bedeli dünyevi ve uhrevi olarak çok ağır olur.

RUBUBİYET

Bildiğiniz gibi Rububiyet, Rab, Mürebbi … aynı kökten.

Allah’ın iki türlü terbiye ediciliği var. “Oku” emri ikisini de içerir.

İlki mesajla (Kur’an, hadis, zamanın müfessirlerinin tavzihleri, tergib ve terhipler)

İkincisi hadiselerle.

Şu an ikincisini yaşıyoruz. Allah hadiselerle bizi terbiye etti, ediyor.

Allah rızasına giden yolda “maslahat için yalan”;

Allah rızasına giden yolda “az da olsa kir bulaşmış para”;

Allah rızasına giden yolda “gayri meşruluğa açık araçlar”;

Allah rızasına giden yolda “siyasete gönül kaptırma veya iltisak”;

Allah rızasına giden yolda “insanlara tepeden bakma, küçümseme”;

Allah rızasına giden yolda “kadını tahfif etme”, “erkeği kullanma”

Ve Allah rızasına giden yolda “yol ve araç”lara gönlünü kaptırma.

Allah, Rububiyet ve merhametiyle bu ve benzeri yanlışlarımızı -velev ki bu yanlışlar çok az bir zümreye ait olsun- hadiselerle bize gösterdi. “Oku” emri gereği hadiseleri ve başımıza gelenleri okumak zorundayız.

Hâlimiz tam Ziya Paşa’nın anlattığı gibi:

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
 Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

(Nasihat ile uslanmayanı azarlamalı, tekdir ile uslanmayanın hakkı dayaktır.)

Bize nush yani nasihat (Kur’an, hadis, zamanın müfessirlerinin tavzihleri, tergib ve terhibler) kâr etmedi. Öyle olunca da tüm kötek çeşitlerini eksiksiz yedik. Sınıfın belki azı bu hataları yaptı ama sınıf dayağından geçtik, geçiyoruz.

Kendi elimizle araçlarımızı ve gayemizi tashih etmezsek, hala uslanmazsak bedeli ahirete kalır.

“Evet, yol iki görünüyor”: Ya, “İnsanız tabii ki bu yanlışları yapabiliriz. Nitekim yaptık. Ve Allah’a hamdolsun ki dünyada bedelini ödedik, ödüyoruz ve bunlardan dönüyoruz.” diyeceğiz.

Yani Hocaefendi gibi “Onları doğru okuyamadığımdan dolayı kendime acıyorum! Bunca acınacak şeylere sebebiyet vereceklerini baştan sezemediğimden dolayı kendime acıyorum! Acınacak durumdayım!” diyeceğiz. -Ki aylardır her Çağlayan Başyazısı “Yüzleşme”yi anlatıyor.- veya yanlışlarımızı inkâr edeceğiz.

Bu zaman artık yanlışları görme, birbirimizi ikaz etme ve Hayırhahlık yapma dönemi. İstiğfar ve dua mevsimindeyiz. Hiçbir mevsime direnilmez.

Kış ve baharı aynı anda yaşıyoruz. Bir yandan kar ve tipi vücudumuzdaki tüm virüs ve mikropları temizliyor, parazit ve asalakları ayıklıyor, diğer yandan Rahmani bahar meltemleri kışın ve tipinin her bir yana savurduğu tohumları şefkatle dünyanın rahmine yerleştiriyor.

Mevsime direnenler için üzülebiliriz ama endişe etmeye gerek yok.

Süreç’in dişlileri sert ve acımasız.

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez
 Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan.

(Gökyüzünden yağmur yerine inci ve mücevher yağsa talihsiz olanın bahçesine bir damlası bile düşmez.)

Bizim altına sığınacağımız iki beyitle bitireyim:

İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrah
 Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

(İnsan hayatta tiksinti verici hilelerle, kötülüklerle karşılaşsa bile Allah’a sadakatten vazgeçmemelidir, Allah doğruların yardımcısıdır.)

Allah’a tevekkül edenin yaveri Haktır
 Nâşad gönül bir gün olur şâd olacaktır.

(Allah’a inanıp kaderine sabırla razı olanların yardımcısı Allah’tır, şu an için mutsuz gönüller bir gün elbet mutlu olacaktır.)


Originally published at www.tr724.com on January 8, 2019.