Sakın bunlara benzeyip, bozulmayalım

Somali için düzenlenecek yardım konferansı için Londra’ya gelen Başbakan Binali Yıldırım, Türk toplumu temsilcileriyle buluşmasında Bulunduğunuz ülkelerde hiç o ülkenin insanlarına benzemeye çalışmayın. İstediğiniz kadar benzeyin yine dışlarlar. Kendi değerlerinizi koruyarak ‘ben varım’ deyin. Asimile olmadan ama entegre olalım. Lisanını en iyi konuşalım. İmkânları en iyi şekilde değerlendirelim” demiş.

“Benzemekten neyi kastediyor? Asimilasyon nedir? Entegrasyon nedir? Batı’nın hiç mi iyi yanı yoktu?” gibi sorular geldi aklıma. Gelin Batı’nın bize kötü örnek olan yönlerine bakalım. Ve Başbakan Yıldırım’ın dediği gibi asla bunlara benzemeyelim.

Siyaset: Seçimi kaybeden liderin istifa etmesi gibi yazılı olmayan saçma bir uygulama var. Ne öyle zırt-pırt lider mi değişir? Sonra siyaset hizmet aracı olarak kullanılıyor. Yıllarca bakanlık veya milletvekilliği yapanlar sonrasında emekli maaşına kalıyor. Su akarken testiyi doldurmayı bile bilmiyorlar. Yıllarca siyaset yapıp, bir yakınına bile ballı bir makam ayarlamıyorlar. Eşi-dostu danışman kadrosundan işe bile alamıyorlar (Alanlar da Fransa’daki Fillon örneğinde olduğu gibi ortaya çıkarsa seçimi kaybediyor). Bırakın bunları, devletin sağladığı imkânları şahıs için kullandıklarında istifa etmek zorunda kalıyorlar. Hem de 1000–2000 Euro’luk bir rakam bile istifaya götürüyor. Devlet ihalelerini yandaşlara veya yakınlarına veremiyorsan ne yapayım ben öyle siyasi hayatı? Makam aracının sınırlı olduğu, onlarca eskortun olmadığı, korumanın olmadığı, alışverişini bile kendinin yaptığı (bakınız Merkel), kapının önündeki karları bile kendinin kürüdüğü (bakınız Danimarka başbakanı Helle Thorning Schmidt) ülkelerin siyasetlerine benzemekten Allah hepimizi muhafaza buyursun!!!

Medya: Yalan haber yazmayı bilmedikleri gibi ülkenin koca cumhurbaşkanı veya başbakanına manşetten yer vermiyorlar. Cumhurbaşkanı veya başbakanın konuşmalarını canlı bile vermiyorlar. Yolsuzluk ve rüşvet gibi konuların peşini bırakmıyorlar. Ufak tefek sıradan konuları gündem yapıyorlar. Yol ve köprü yapanların değil, bakınız burası çok enteresan, yol ve köprü yapımında yolsuzluk var mı onun peşine düşüyorlar. Sonra utanmadan köprü ve yollardan geçiyorlar. Ana akım medyada doğru-dürüst bir magazin haberi bile olmuyor. Yıl olmuş 2017 hala bir manken resmi bile koymuyorlar. Okuması zor ve derin analiz gerektirecek dosyalar yazıyorlar. Ha bir de utanmadan basın özgürlüğü diye bir saçmalıkları var. Kafanı bozan gazeteciyi hapsedemiyorsun, medyaya kayyım atayamıyorsun. Öyle her akıllarına gelen soruyu ülkenin yöneticilerine terbiyesizce soruyorlar. Medya sahipleri devletten ihale almıyor, medya dışında başka bir işle iştigal etmiyor. Yahu yandaş medya bile kuramıyorsun. Uçağına kafana göre seçmece gazeteci bile alamıyorsun. Allah bunlara benzemekten de bizleri muhafaza etsin!!!

Ticaret: Devletten ihale almadan zengin oluyorlar. Telefon açıp bir patronu fırçalayıp, gözyaşı bile döktüremiyorsun. Vergilerini muntazam veriyorlar. Vergi memurlarını salıp açıklarını bile bulamıyorsun. Bulup ümüklerini sıkıp devlete kul köle yapamıyorsun. Devletten ihale almadıkları için koca cumhurbaşkanı ve başbakanları takmıyorlar. Halkın iradesini hiçe sayıyorlar. Bir yakınına bile üst düzey bir iş ayarlamaya bile yardımcı olmuyorlar. Devletin uçağına binmek için can atmıyorlar. Sakın sakın bunlara benzemeyin!!!

Sanat: Bu konuda tam bir artistler. Ne belediyenin düzenlediği konserler var ne de seçim döneminde partiye müzik yapacak biri. Sanat toplum için gibi bir saçmalığın peşindeler. Bakın bizim ülkeye. Saray’a ve iktidara yakın olan sanatçılar nasıl ihya oluyor. Peşpeşe konserler, dizilerde başroller. Bal tutan parmağını yalıyor. Ya burada? İlle sanat deyip, siyasetle araya mesafe koyuyorlar. Yok toplumsal duyarlılık gibi bir saçmalığın peşine takılıp, iktidarı acımasızca eleştiriyorlar. Devlet sanatçılığı bile bulunmuyor kardeşim. Koca koca adamları makamına çağırıp, kıytırıktan bir madalya ile önünde el pençe durduramıyorsun bile. Her şeyi bilen olarak sanatla ilgili bir şey dediğinde ise küstahça “Herkes işini yapsın” bile diyorlar. Bunlara benzemek mi? Tövbeler tövbesi.

Azınlık hakları: Başka dinden ve milletten birini parti başkanı ve bakan yapıyorlar. Kimliğe değil likayata bakıyorlar. Şimdi elin bilmem neysi gelip ülkemi yönetecek? İyi de kardeşim biz Çanakkale’de onca şehidi neden verdik? Ha neden? Azınlıkların dini ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı oluyorlar. Camiler, kiliseler ve havralar yapılmasına müsaade ediyorlar. Üstüne üstlük bir de bunlara maddi yardımda bulunuyor. Anadil eğitimi veriyorlar. Ya kardeşim bizim yıllarca kabul etmediğimiz Cemevleri’ni bile ibadethane kabul ediyorlar. Tabi bunu bizi bölmek için yapıyorlar bunu bilmiyor değiliz. Tamam bizim insanımızın dini ihtiyaçlarını karşılamaları iyi bir şey ama aynısını bizden beklemeleri tam bir emperyalizm. Hem camiye izin veriyorlar da ne oluyormuş imamını biz gönderiyoruz hamdolsun. Bak bu azınlık hakları konusunda bizden çok ilerdeler kabul ediyorum. Ancak şurasını asla kabul edemem; aynı uygulamayı bizim de yapmamızı bekliyorlar. Ne yani ben şimdi Alanya’da yaşayan Almanlar için kilise yapılmasına nasıl izin veririm? Ya Cemevlerini ibadethane olarak kabul etmeyi? Kürtçe ve diğer anadilleri okullarda okutmayı? Bunları bulunduğunuz ülkede isteyin ama asla ülkemiz için benzer uygulamaları istemeyin, isteyene köstek olun. Bu konuda bunlara da benzemeyin!!!

***

Binali Yıldırım çok haklı. Yukarıda bir kısmını yazdıklarıma benzemek bizi bozar. Başbakan Yıldırım’ın benzemekten kastı bunlarsa bence de asla benzemeyelim. Bünyeye zarar. Ancak Binali Yıldırım, Batılı gibi yaşamayı su gibi alkol tüketmek, hiçbir ahlaki kural tanımamak olarak anlıyor. Sanırsın, Türkiye’de bu dediklerinin hiçbiri olmuyor. Veya sanki tüm Batılılar su gibi alkol alıp, ahlaki hiç kural tanımıyor. Türkiye gibi yüzde 99’u Müslüman bir ülke ile Batıdan bir ülkeyi bu konularda kıyaslarsak, arada büyük fark olmadığını rahatlıkla görürüz. Sadece gazetelerin 3. sayfalarına yansıyan haberler ile KHK ile yasaklamaya çalıştıkları sabah kuşağı evlilik programlarına bakmak yeterli olur. Konu uzadı entegrasyon ve asimilasyona sıra gelmedi. Bir sonraki yazıda bu konuyu işleyelim.


Originally published at www.tr724.com on May 12, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.