Sezon finali ve Miss Sloane

2017 ne final yaptı ama!

Gerçek bir sezon finaliydi.

Amerika’daki Hakan Atilla davası…

Erdoğan ve damadını da ilgilendiren Michael Flynn soruşturması…

Kafa kesen palalı sivillere dokunulmazlık sağlayan KHK…

Perinçek’in “Erdoğan, yeniden yüzünü ABD’ye mi dönüyor?” sorusunu sormaya başlaması…

ABD’nin, “En erken 2019 Ocak’ında olur” dediği vize yasağını 2018 Ocak’ı gelmeden iptal etmesi…

Erdoğan ile Abdullah Gül arasında kılıçların çekilmesi…

Bylock tahliyelerinin başlaması…

Veee 15 Temmuz kahramanı Yüzbaşı Burak Akın’ın “Ben FETÖ’cüyüm” diyerek polise teslim olması!

5 gündür sorgusu devam ediyor ve halen ifadesi sızmış değil.

Herkes, Akın’ın içeride neler anlattığını merak ediyor.

Bakışlar oraya kilitlenmişken ekranda ‘Sezonun Finali’ yazdı.

***

Soluk soluğa, bütün bu soruların cevaplarını bulacağımız bir yıla mı giriyoruz?

Hazır sürpriz finallerden söz etmişken, bugün size bir filmden bahsetmek istiyorum.

Yeni yılın ilk yazısı, biraz light olsun. Tatil gününde keyifli bir kahve arkadaşı olabilir.

Benim gibi şaşırtıcı sonlara tutkun sinemaseverler muhakkak ki izlemiştir. Ama yine de içimden geldi, anlatacağım…

***

Filmin adı Miss Sloane.

2016 yapımı.

Yönetmeni John Madden. Fakat en az onun kadar övgüyü hak eden isim, senarist Jonathan Perera.

Jessica Chastain’in canlandırdığı filmin baş karakteri Madeline Elizabeth Sloane, Amerika’nın en başarılı lobicilerinden biridir. Zekâsı, hırsı, çalışkanlığı ve sınır tanımazlığı ile Washington’un en renkli simaları arasındadır. Senatörler ve kongre üyeleri üzerindeki nüfuzu, kimilerini rahatsız edecek boyuttadır.

Günde 16 saatten fazla çalıştığı halde geceleri doğru dürüst uyumadan işine odaklanacak kadar hırslıdır.

Amaca ulaşmak için her yolu mubah gördüğü gibi bir imajı vardır. Biraz da bu yüzden onun için “Amerikan demokrasisi üzerindeki asalak” benzetmeleri yapılmaktadır.

Film, Miss Sloane’in, “Lobicilik bir öngörü işidir. Rakibinizin hamlesini önceden kestirirsiniz ve ona göre karşı hamleler geliştirirsiniz. Rakibinin bir sonraki adımını hesap eden ve rakibi kozunu oynadıktan hemen sonra kendi kozunu oynayan, kazanır.” sözleriyle açılır. Bu cümleleri, avukatı Daniel Posner’e söylemektedir.

Az sonra bir duruşmaya çıkacaktır. Kariyeri tehlikededir. Etik dışı işlere girdiği ve evrakta sahtecilik yaptığı suçlamaları ile Kongre’de yargılanmaktadır. Duruşmaya başkanlık eden ise Senatör Ronald Sperling’dir.

Yüzüne suçlamaları okur.

2006–2016 yılları arasında Cole Kravitz and Waterman isimli lobicilik şirketinde çalışmış olan Sloane, Nutella Yasa Tasarısı’nı hazırlayan senatör Allen Jacobs’ı etik dışı olarak ailesiyle birlikte tatile göndermekle suçlanıyordur. O senatör, tatilden döndükten sonra tasarıyı geri çekmiştir.

***

Duruşma devam ederken flashback yapıyor ve 3 ay 1 hafta öncesine dönüyoruz.

Tasarı, Nutella’nın hammaddesi olan palm yağındaki vergi oranını yüzde 300’e çıkarmaktadır. Bu da palm yağının en büyük üreticisi olan Endonazya’yı olumsuz etkileyecektir. Tasarıya karşı lobi yürüten Sloane, senatör Jacobs’ı Endonezya’ya tropikal tatile gönderir. Burada palm tarlalarını gezmesi ve fikrini değiştirmesini amaçlar. Senatör beyaz kumsallardan dönünce Endonezya’nın çevrenin korunması için gösterdiği çabalara övgüler düzecek ve yasa tasarısı sessizce mevta olacaktır. Yaptığı etik olmadığı için de Sloane tatili kâr amacı gütmeyen bir dernek üzerinden faturalandıracaktır.

***

O sırada bir yasa tasarısı daha gündemdedir. Bu milyarlarca dolarlık silah lobisine balta vuracak bir düzenlemedir. Heaton-Harris yasa tasarısı olarak anılan düzenleme, son dönemde ABD’de artan silahlı saldırılara karşı silah satışlarının kapsamını daraltmaktadır. Bireysel silahlanmaya engeller getirmektedir.

En güçlü silah tüccarlarından Bill Sanford, tasarıyı engelleyebilmek için güçlü bir lobici ile çalışmak istemektedir. Bu isim tabi ki haklı bir şöhrete sahip olan Miss Sloane’dir.

Fakat Sloane, bu tasarıyı desteklediği için teklife sıcak bakmaz. Silahlanma karşıtıdır. Bu yüzden de patronu George Dupont’un şimşeklerini üzerine çeker. Ciddi bir fırça yer.

Tam o sırada silah lobisinin rakibi olan Peterson Wyatt isimli lobi şirketinin patronu Rodolfo Schmidt, kendisine sürpriz bir teklif yapar. Kâğıda da ‘bir rakam’ yazıp uzatır.

Ertesi gün Miss Sloane, ekibini toplayıp rakip lobi şirketine geçtiğini açıklar. “Kim benimle geliyor?” diye sorar. 5 kişi, kendisinden yana tercihini kullanır. Sağ kolu Pat Connors dahil ekibin yarısından çoğu, kalmayı tercih eder. Sloane, sekreteri Jane Molloy’a, “Pekâlâ Jane, Peterson Wyatt’ten Rodolfo Schmidt’i ara, 6 kişinin geldiğini haber ver.” der. Sekreteri ise “Ben 5 kişi sayıyorum” karşılığını verir. Bu, kendisinin gelmeyeceği anlamına gelmektedir. Bu cevabı hiç beklemeyen Sloane, büyük bir şaşkınlık geçirir ve öfkelenir. Sekreterini tehdit ederek kapıyı çarpar ve gider.

***

Piyasada hemen herkes yarışı silah lobisinin kazanacağından emindir. Çünkü Sloane’un yöneteceği silahlanma karşıtı ‘Brady Campaign’ isimli kampanya için ayrılan bütçe, ancak silah tüccarlarının ayakkabı boyası parası kadardır.

Silah tüccarı Sanford ise yola Pat Connors’un başında olduğu Cole Kravitz ekibiyle devam etmektedir. Sanford’a, “O artık sizin düşmanınız. Onu bizden başka bertaraf edecek bir güç yok. Yöntemlerini çok iyi biliyoruz” derler. Masanın etrafında bulunan sekreter Jane, Sloane’e dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederken, “O öngörülemez. Belli kişiler için kafasında bir plan kurar. Ama o kişiler kendilerini o planın içinde bulana kadar ne olduğunu anlamazlar.” diye uyarır.

Sloane her zamanki kurnazca yöntemleriyle kampanyayı bir anda silah lobisinin önüne geçirmeyi başarır. Senatörlerin çoğunu kendi saflarına çekmiştir. Bunun için ekibindeki Esme Manucharian’ın kişisel hikayesini sömürmekten yasa dışı izleme ve dinleme girişimlerine kadar bazı etik dışı yöntemler de kullanmaktadır.

Her şey Miss Sloane’un lehinde ilerlerken eski şirketinin umudu da giderek azalmaktadır. İşte bu noktada kavgayı şahsileştirme ve Sloane üzerinden rakip kampanyayı itibarsızlaştırma kararı alırlar. “Artık konuyu kişiselleştirmeliyiz. Onu bitirirsek yasa tasarısı da biter. Medyadaki bağlantılarımızı kullanıp onu köşeye sıkıştırabiliriz.” derler.

Eski patronu Dupont, “Usulsüz lobicilik faaliyeti için bir kongre duruşması yapılmalı” der. Sloane’un Endonezya’ya tatile gönderdiği Senatör Jacobs üzerinden bir etik davası açılacaktır. Bunun için de davayı görmesi için bir senatöre ihtiyaç duyulmaktadır. Para babası silah lobisi devreye girer. Lobi şirketinin sahibi Dupont, iplerini ellerinde tuttukları senatör R. Michael Sperling ile görüşür. Dupont, kendisi de tasarının destekçisi olan Sperling’i siyasi kariyerini bitirmekle tehdit eder. “Eğer reddedersen sana mali savaş açmalarına engel olamam. Seni ilga edene kadar durmayacaklar. Bir Amerikan senatörü olarak görevine devam mı edeceğini yoksa kariyerinin ortadan mı kalkacağını sen tayin edeceksin” der.

Sperling, duruşmaya başkanlık edecek senatördür. Çıkarları gereği Sloane’in yargılanmasına ‘Evet’ demiştir.

Bu sırada Miss Sloane’un eski sekreteri Jane devreye girer ve mahkemenin en çok ihtiyaç duyacağı belgeyi kendilerine sunar. Bu, Senatör Jacobs’un seyahat masraflarının özel sponsor aracılığıyla ödenmesi için Sloane’un kendi el yazısıyla doldurduğu formdur. Bu da Senato Etik Kuralları’nın ihlali anlamına gelmektedir.

Duruşma, Sloane’u tamamen bitirme üzerine kurgulanmıştır. Aleyhte tanıklar ve yasa dışı böcek kullanma yöntemleri de mahkeme huzuruna getirilir. Hatta önceden avukat ve sanığa bilgi verilmediği halde başka suçlamalar da yöneltilir.

Bu sırada istifini hiç bozmayan Sloane, avukatına “Bırak kozlarını oynasınlar” der. Ellerindeki bütün kozların oynanmasını bekler.

Karar açıklanmadan önce söyleyeceği son bir şeyin olup olmadığı sorulunca Miss Sloane, “Evet” der. Tekrar kürsüye oturur. Masadaki sürahiden sakince bardağına su doldurur ve konuşmaya başlar: “Gerek basın gerekse bu mahkeme tarafından Amerikan demokrasisinin üzerine yapışmış bir asalak olarak itham edildim. Bazen kendi çıkarlarımız için değil, doğru olduğuna inandığımız şeyler için harekete geçeriz. Heaton-Harris’in doğru olduğuna inanıyorum. Fakat beni asıl motive eden şey bu değildi. Gönül isterdi ki kongre üyeleri oylarını siyasi gelecekleri için değil, ülkeleri adına doğru olduğuna inandıkları şeyler için kullansalardı. Ama biliyorum ki bu boş bir dilek ve hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü bizim sistemimiz çürümüş. Vicdanlarıyla oy veren politikacıları ödüllendirmiyor. Asıl ödüllendirdiği, sıçanlar. Yemlendikleri yalağı kaybetmemek adına ülkesini satmaya razı olanlar. Asıl bu sıçanlardır Amerikan demokrasisi üzerindeki asalaklar.”

Bu sırada Senatör Sperling’in yüzü kızarmaya başlar.

Sloane devam etmektedir: “Kampanya yürütürken güvenirliğimizi zedelemek için şahsıma yönelik saldırılar başlatılacağını tahmin ediyordum. Lobicilik öngörü işidir. Rakibinizin hamlesini önceden kestirirsiniz ve ona göre karşı hamleler geliştirirsiniz.”

Bu esnada eski sekreter Jane, önündeki Connors’a eğilerek “Kariyerim hakkında konuşmak istiyorum” der. Patronu, “Şimdi hiç sırası değil” diyerek tersler.

Bir yandan Sloane da konuşmasını sürdürmektedir: “Rakibinin bir sonrakini adımını hesap eden ve rakibi kozunu oynadıktan hemen sonra kendi kozunu oynayan, kazanır.”

Sekreter Jane de Connors’a “Aslında şimdi tam sırası” diye ısrar ederek bir kart uzatır. Connors karttaki yazıya bakarken, “Bu ne şimdi?” diye sorar.

Sloane’un tiradı devam etmektedir: “Amaç karşınızdakileri şaşırtmak ve sizi şaşırtmalarına izin vermemektir”

Jane, Connors’a cevap verir: “İstifa mektubum!”

Ardından ayağa kalkıp mahkeme salonunu terk eder.

Sanık kürsüsündeki eski patronu Sloane, son sözlerine devam ediyordur: “Cole Kravitz’den ayrılırken yanlarında bir casus bıraktım. Ve silah lobisinin talimatıyla düzmece bir mahkeme kurulması için bir plan yaptım.”

Bu casus, sekreter Jane’den başkası değildir.

Karşı tarafa geçerken Jane’i özellikle orada bırakmıştır. Böylece rakiplerinin bütün hamlelerini haber alabildiği gibi bu duruşmanın yapılması önerisini bizzat onun getirmesini de sağlamıştır. Çünkü Sloane, bu davayı özellikle istemektedir. Çünkü Amerikan sistemindeki çürümeye savaş açmıştır.

Mahkeme salonu allak bullak olur. Duruşmayı takip eden eski iş arkadaşları, mevcut mesai arkadaşları, patronları, gazeteciler, siyasetçiler hayret içerisinde gözlerini Miss Sloane’a dikmiş sözlerinin devamını merakla beklemektedir. Sloane, gözlerini mahkeme başkanının gözlerine dikip, şunları söyler:

“George Dupont’u (eski patronu) takibe aldırıp böyle bir plana ortak olacak kadar ahlak yoksunu olduğunu ortaya koyan bir kongre üyesiyle buluşana kadar izlettim. O üyenin adı Senatör Ronald Michael Sperling’di.”

Duruşmaya başkanlık eden Sperling, korku içerisinde ayağa fırlarken “Bu mahkemeyi böyle kötü niyetli asılsız iddialar için kullanamazsınız” diye bağırır. Bunun üzerine Sloane, “Bilgisayar ve cep telefonlarınızın tarayıcısına söyleyeceğim adresi yazın, deprem isimli dosyayı indirin” der. Salondaki herkes merak içerisinde söylenen adresi yazar ve dosyayı indirir. Ekranlara bir görüntü gelir. Bu, Sloane’in böcekler sayesinde kayıt altına aldığı Dupont ile Sperling’in görüşmesinin görüntüsüdür. Mahkeme salonunda gerçekten de bir deprem olmuştur. Duruşma düştüğü gibi salon da dağılır.

Sadece sekreter Jane’in, Connors’a uzattığı kartta ne yazdığını görürüz. İki tane kâğıt vardır. Birinde Sloane’un kendi el yazısıyla yazdığı, “İlkeli bir lobici sadece kazanma yeteneğine güvenmez” yazısı vardır. Diğerinde de silah karşıtı lobi şirketinin sahibi Schmidt’in Sloane’u ikna etmek amacıyla kâğıda yazıp uzattığı fiyat teklifi vardır. O kâğıtta da “Hizmetlerin karşılığında Peterson Wyatt’ın sana teklifi sıfır dolar” yazmaktadır.

Yani aslında Sloane, herkesin zannettiğinin aksine ahlak, kural tanımaz bir lobici değil, Amerikan sistemindeki yozlaşmaya savaş açmış ilkeli bir savaşçıdır. Böcek kullanma, etik dışı seyahat organize etme gibi suçlar karşılığında hapse girmeyi de göze almıştır. Bu sayede bütün kirli ilişkileri açığa çıkarmış, kendini de feda etmiştir.

Herkes elindeki bütün kozları oynadıktan sonra o içerideki casusunu mahkeme salonunda ayağa kaldırmış ve rakiplerine ‘şah-mat’ çekmiştir.

***

Bugün 2018’in ilk günü.

Bakalım yeni sezonda film nasıl devam edecek…


Originally published at www.tr724.com on January 1, 2018.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.