Sinemada inandırıcılık sorunu ve 15 Temmuz senaryosu

Senaryo sinemacılar tarafından “göstermeyi esas alan, bu nedenle yazım biçimi, kurgulama, zaman, mekan ve diyaloglar gibi teknik açıdan farklı nitelikler taşıyan bir yazı biçimi” olarak tanımlanıyor. Senaryo yazımında görsel düşünebilme hayati önemdedir. Görsel düşünebilme ve düşündüklerini hedef kitleye görsel ve işitsel olarak aktararak arzulanan etkiyi oluşturabilme kabiliyeti senaryonun başarısının da göstergesidir.

Senaryoların bazı olmazsa olmazları vardır. Bunları dikkate almadan bir senaryo yazılamaz. Mesela, her senaryo mutlaka kitleselliği hedefler. Mümkün olduğu kadar çok kişi tarafından anlaşılmayı ve beğenilmeyi amaç edinir. Bunun için kullandığı içerik ve malzemenin güncel sorunları hissettirme, duygusal yönden cezbetme ve asgari müştereklerde buluşturma bakımından popüler olması şarttır.

Senaryolar hayatın tüm ayrıntılarıyla birden ilgilenmez. Özlü ve somut bir yazım biçimi benimsemek, sadece görülenlere ve işitilenlere yer vermek, ekranlardan hedef kitleye aktarılamayan şeylerden ve dramatik işlevi olmayan sahnelerden uzak durmak esastır. Hedef kitlede umulan etkiyi oluşturmayı amaçlayan her senaryonun sahnelediği olayların ve olayların sıralanışının mantıklı ve tutarlı olması, dramatik yönden kanıtlanamayan rastlantı ve olaylara yer vermemesi gerekir.

BİR KEZ GÖRMEK, BİN KEZ İŞİTMEKTEN İYİDİR

Senaryo bir yazım sanatı gibi görülse de aslında tamamen görselliğe hizmet eden bir araçtır. ’Bir kez görmek, bin kez işitmekten iyidir,’ sözünü esas alan senaryo, görsel yönün detaylı ve somut biçimde betimlenmesini talep eder. Bununla birlikte işitselliği de ihmal etmez. Ses, müzik ve efektin imkanlarını sonuna kadar kullanır.

Senaryonun ilginç olması kadar hedef kitleyi ve üzerinde bırakacağı etkiyi de mutlaka göz önünde bulundurması gerekir. Neticede bütün her şeyden önemli olan hedef kitlenin, yani seyircinin, hissettikleridir. Senaryo hedef kitlenin hikayeye, maceraya ve olaya en azından duygusal olarak katılımını ne kadar fazla sağlayabiliyorsa o kadar başarılıdır. Öte yandan, hedef kitlenin olayları istenilen şekilde algılayacağı ya da yorumlayacağına dair bir garanti olmadığından, senaryo hedef kitlediki muhtemel duygu sapmalarının önüne geçecek uyarıcı/manipülatif öğeler de içerir.

Bu açıdan bakıldığında başarılı senaryoların en baskın özelliklerinin gerçeklikle olan ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu, olayların gerçek haliyle yansıtılmasını ya da gerçek olaylardan yola çıkılması değil, senaryodaki olayların izleyiciye yeterince gerçekçi gelmesi anlamındadır. Gerçeklik tabii ki kendi başına bir amaç değildir. Gerçeklik hedeflenen sonuca inanılırlığın sağlanmasında sadece bir araçtır. Bunun için somut olayların inanılır biçimde sunulması ve karakterlerin kişiliklerine uygun biçimde davranmaları beklenir.

HEDEF KİTLENİN SEÇİLEN KARAKTERLERLE ÖZDEŞLEŞTİRİLMESİ

Didaktiklikten kaçınma da başarılı bir senaryonun olmazsa olmazıdır. Senaryo daha baştan ders ya da kendiliğinden hüküm vermeye başladığında itici olur. Hükmü doğrudan hedef kitleye bildirmektense, belirli bir zeka ve algılama düzeyinde olduğu varsayılan hedef kitlenin bu yargıya ulaşacağı bir öykü yapısı kurulmalıdır.

Başarılı senaryoların en baskın özelliklerinden biri de etkileyici, insanların kendilerini kolayca özdeşletirebilecekleri ya da kabaca nefretlerini yönlendirebilecekleri ilginç karakterler oluşturabilme becerisidir. Karakterlerin oluşturulmasında seyirci ilgisi ve özdeşleşme arayışları mutlaka dikkate alınır.

Bununla birlikte her kompozisyon türü gibi senaryolar da sürekli ilerleme yasasına tabiidir: Giriş, gelişme ve sonuç… Baştan sona doğru gelişmeyi sağlayan bir dinamizm ve kurgunun tüm parçalarının hikayenin hedefine (ya da hedef kitlede oluşması arzu edilen etkiye) göre sıralanması esastır.

Giriş bölümü, hedef kitlenin dikkatini yakalayıp, ilerleyecek öyküye katılımını sağlar. Hikayenin gelişimi ile ilgili heyecan ve meraklar oluşturur. Seyirci giriş bölümünde ana karakterlerle tanışır. Yapılan açıklamalarla hikayeyi anlamaya yardımcı olan genel bilgiler burada verilir.

Gelişme bölümünün ise iki esaslı görevi vardır. Bir yandan girişin başarılı biçimde devamını getirir, öte yandan sonuca doğru uzanan bir köprü oluşturur. Bir dizi karmaşık ilişki, kriz, çatışma, yan olay ve benzeri güçlükler aracılığıyla hedef kitlenin beklentilerini yoğunlaştırarak ilgisini daha derinden ele geçirir ve sürdürür.

Sonuç ise, girişte vaat edilenlerin gerçekleştiği bölümdür. ’Doruk nokta’ yani ’zorunlu sahne’ de sonuç bölümünde yer alır. Zorunlu sahne, kahramanla rakibin karşı karşıya geldiği sahnedir. Bu genellikle rakipler arasındaki en son ve en görkemli karşı karşıya geliştir.

DRAMA UNSURLARIYLA DONATILMAMIŞ SENARYO BİR İŞE YARAMAZ

Bir senaryo drama unsurlarıyla donatılmamışsa bir işe yaramaz. Onunla amaçlanan sonuç da alınamaz. Drama unsurlarının başında ise çatışma gelir. Çatışma, filmin itici gücüdür. Çatışma, akademik çalışmaların olmazsa olmazı olan sorunsalın (problematic) senaryodaki karşılığıdır. Ve senaryo bu çatışmayı mutlaka çözmelidir. Çatışma, temelde iki ya da daha fazla gücün karşılaşmasıdır. En genel anlamıyla iyi-kötü dualitesi üzerine kurulur. Filmin sonunda mutlaka yer alması gereken doruk nokta ise fiili bir durum olmalıdır. Sözle ya da diyalogla geçiştirilemez. Çözüm ve hüküm izleyicinin zihninde tamamlanmaya bırakılmaz, mutlaka gösterilir.

Şüphesiz senaryonun en vurucu unsuru ’tema’dır. Tema bir sahne ya da diyalogla geçiştirilmez. Filmin bütünü tarafından tanımlanır. Yani bir film ve senaryosu sadece ’savaş bir cehennemdir’ demez. Hedef kitleye savaşın bir cehennem olduğunu gösterir, iliklerine kadar hissettirir.

Senaryo film içindir. Filmler ise, sahne ve sekanslardan oluşur. Sahne; zaman, mekan, olay, tema/motif, içerik, kavram ya da karakter gibi araçlarla birleştirilmiş, tek ve kesintisiz bir dramatik eylem içerir. Genellikle birbirleriyle ilgili bir çekimler dizisinden oluşmakla birlikte tek bir çekimden de oluşabilir. Sekans ise, birbiriyle ilişkili olan sahnelerin bir araya gelmesiyle oluşur. Sekansı oluşturan sahneler, farklı olayları ele almakla birlikte, sekans kendi içinde yine de bir bütünlüğe sahiptir.

Senaryolar edebi metinler değildir. Pratik, teknik metinlerdir. Tasvir ve uzun uzadıya anlatımlar yer almaz. Çekimi gerçekleştirecek teknik ekibe kılavuzdur. Senaryonun hedef kitlesi okuyucu da değildir. Yapımcı, yönetmen, teknik görevli ve oyuncudur. Sinamacılar, iyi bir senaryodan kötü bir film yapılabileceğine, ama kötü bir senaryodan asla iyi bir film yapılamayacağına inanır.

15 TEMMUZ SENARYO VE KURGUSUNUN BAŞARI DEĞERLENDİRMESİ

Sahnelenen filme hayatiyet kazandıran, hedef kitle üzerindeki etkisini belirleyen ana unsurlardan biri senaryo ise, diğeri de hiç şüphesiz ki kurgudur. Görüntülerin ve seslerin bir senaryo dahilinde belli bir amaca uygun olarak peş peşe sıralanmasına ’kurgu’ denir. İyi bir senaryoya, kaliteli oyunculara sahip iyi çekilmiş bir sinema filmi, kötü bir kurgucunun eline düştüğü takdirde değerinden çok şey kaybedebilir. İzleyici tarafından anlaşılmayabilir. Bu durumun tam tersi de mümkündür. Sinemada çığır açmış Eyzenşteyn’a göre, iyi kurgulanmış bir montaj sadece sahneleri birbirine bağlamakla kalmaz, aynı zamanda izleyicinin hislerini istenilen yöne çekebilmek ve seyirci kitlesini heyecanlandırmak için de iyi bir yoldur.

Ana teması Hizmet Hareketi’ni yok etmek olan 15 Temmuz darbe senaryosunu ve kurgusunu, isteyen herkes, senaryo yazımının bu gerekleri çerçevesinde kendi başına ele alabilir, değerlendirebilir. İsterseniz kanlı ve vahşi olduğu kadar tiyatral ve sinematografik de diyebileceğimiz, Erdoğan, MİT ve kuvvet komutanları marifetiyle senarize edilerek sahnelenen 15 Temmuz planlı ve kontrollü darbe teşebbüsünü birlikte de şöyle kısaca gözden geçirebiliriz.

15 Temmuz senaryo ve kurgusuna, bütün çelişkilere, mantıksızlıklara ve kurgusal hatalara rağmen, hedef kitlede (halkta ve daha ziyade Erdoğan yandaşı kesimlerde) amaçladığı etkiyi fazlasıyla oluşturması açısından başarılı diyebiliriz. Bu başarının sinema, senaryo ve kurguda uzman ehil kişilerin desteğiyle kotarılmış olma ihtimali ise oldukça yüksek. Neticede ortada bildiğimiz anlamda bir askeri darbe yok. Çelişkilerle de dolu olsa neticesi önceden garantilenmiş ve amaçladığı başarıya ulaşmış bir senaryo var.

ÖLDÜRÜLEN OLÇAK’IN 15 TEMMUZ SENARYOSUNDA ROLÜ NEYDİ?

15 Temmuz gecesi ya aşırı bir tesadüf ya da ancak bilinçli bir tercih sonucu teammüden ortadan kaldırılmış olma ihtimali son derece yüksek olan ”Erol Olçak’ın bilgi ve tecrübelerinin bu senaryodaki rolü acaba neydi?” sorusu akla gelmiyor değil. 15 Temmuz’dan günler öncesi darbeye dair ilk paylaşımları yapan bir Twitter hesabının Olçak’a ait olması, bu konudaki rolü ve katkılarının ortadan kaldırılmasını gerektirecek kadar kritik olma ihtimalini güçlendiriyor.

15 Temmuz senaryosunu yazanların, kitlelere güncel sorunları hissettirecek, onları duygusal yönden cezbedecek ve asgari müştereklerde buluşturacak, önceden üzerinde detaylı bir şekilde çalışılmış popüler bir içerik ve malzeme kullandıkları da aşikar: Hizmet Hareketi. Tüm tutarsızlık ve mantıksızlıklarına rağmen, 15 Temmuz senaryosu, senaryo sahiplerinin sadece göstermek istediklerine fokuslanan sinematografisiyle de başarılı oldu gibi görünüyor.

Hedef kitlenin görmesini istemedikleri, oluşturulan kurgu hikayeyi bütünlemeyen ya da hikayeye dair herhangi bir dramatik katkısı olmayıp kafa karıştıracak nitelikteki olayların, şahısların, mekanların ve sahnelerin karartılarak gözlerden uzaklaştırılmasında da başarılılar. Bu başarıda, neredeyse tamamı Erdoğan’ın doğrudan kontrolüne giren medyanın rolü de şüphesiz ki yadsınamaz.

Tamamen görselliğe ve işitselliğe hizmet eden bir araç olarak da 15 Temmuz senaryosu arzuladığı amaca ulaşma açısından başarılı oldu diyebiliriz. Gece karanlığında izli mermiler kullanmanın Boğaziçi gibi bir arkaplanla oluşturduğu dehşet veren görsellik, alçaktan uçan jetlerin yarattığı ses patlamalarının ve Meclis’in bombalanmasının kitleleri terörize etme efekti az bir başarı sayılmaz.

GÖRSEL/İŞİTSEL EFEKTLERİN ETKİSİ PSİKOLİK KATILIMIN ÖTESİNE GEÇTİ

Barındırdığı pek çok tutarsızlık ve mantıksızlıkla birlikte ciddi bir gerçeklik ve inandırıcılık sorunu yaşamayan bu görsel ve işitsel efektlerin neticesi hedef kitlenin senarize edilen hikayeye duygusal katılımını sağlamanın bile ötesine geçti. Senaristlerin ve bu senaryoyu sahneye koyanların, 250 kişinin öldürülmesi ve binlerce insanın yaralanması pahasına, kitlelerin hikayeye fiziksel katılımını bile sağlayabilmesi 15 Temmuz senaristlerinin ve direktörlerinin Oskarlık bir başarısıdır. Bu başarı(!) hedef kitlede oluşacak kontrol dışı herhangi bir duygu sapmasının da panzehiri olmuştur. Bu durum, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Yeni Kapı Mitingi’ne koşararak gitmesini de açıklar.

15 Temmuz senaryosunun gerçek karakterler ve büyük ölçüde gerçek silahlarla sahnelenmesi gerçeklik duygusunu pekiştirdiği gibi, tüm tutarsızlık ve mantıksızlıklarının üzerine sünger çekmiş, inandırıcılığını garanti altına almıştır. İnandırıcılığının tesisinde, Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Olçok’un ve oğlunun hedeflenerek öldürülmesi başta olmak üzere, 250 insanın hayatını kaybetmesinin rolü büyüktür.

Didaktiklik açısından ise 15 Temmuz senaryosu tam bir felakettir. Ancak gerizekalılara hitap eden bir senaryoda yapılması gereken ne varsa yapılmıştır. Erdoğan, ”Allah’ın bir lütfu” diyerek hükmü en başından vermiş, ”iyiler”in ve ”kötüler”in kimler olduğunu 15 IQ’luların anlayacağı bir basitlikte ve bağıra bağıra söylemiştir.

Normalde senaryodaki en önemli arızlardan biri olarak görülebilecek bu durum, sonuçları ele alındığında, kimbilir belki de, yanına çektiği kitlelerin muhakeme ve algı düzeylerine dair Erdoğan’ın ciddi bir analizine dayanan en güçlü tarafı olarak da değerlendirilebilir. Neticede, onlarca yıl yaptığı filmlerin daha ilk dakikasında iyi ve kötünün siyah-beyaz netliğinde ortaya konulduğu Yeşilçam Sineması’nın sofistikasyon düzeyiyle büyülenen bir kitleden bahsediyoruz. Kurgusu berbat, algısı peşin bir senaryo.

10–15 KARAKTER, 5–6 MEKAN ÜZERİNE KURGULANMIŞ

Dönüp incelendiğinde 15 Temmuz senaryosunu yazanların üzerinde en fazla mesai harcadıkları alanı hedef kitlenin kendilerini özdeşleştirebilecekleri ’kahramanlar’ veya nefretlerini yönlendirebilecekleri karakterler ile senaryonun hayata geçirileceği kısıtlı sayıdaki mekan ve okasyonun seçimine haracadıkları görülecektir. Bu açıdan bakıldığında, 15 Temmuz senaryosunda, her başarılı filmde olduğu gibi, en fazla 10–15 karakter öne çıkarılmaktadır. Olayların odaklandığı mekan sayısı ise 5–6 civarındadır. Bu açıdan sade, kontrollü ve etkili bir senaryoyla karşı karşıyayız.

Senaryonun karakterler ile ilgili başarısı ise, karakterlerin oluşları ile ilgili değil, tamamen sunuluşları ile ilgili bir durumdan ibaret. Özünde çok iyi olan bir kahramanın hain, gerçekte hainlik edenlerin ise kahraman olarak sunulmasındaki başarı, senaryonun uygulanmasındaki ve hedeflerine ulaşmasındaki başarıya da işaret eder.

Dişiyle tankı durduran, evin çatısından savaş uçaklarının üzerine atlamaya çalışan sokaktaki vatandaştan cumhurbaşkanına, senaryonun yazımı ve uygulanması aşamasında en kilit rollerden birini üstlendiği anlaşılan Zekai Aksakkalı’dan bir generali öldürme emrini yerine getirdikten sonra ortadan kaldırttığı Ömer Halisdemir gibi ordunun alt kademesindeki bir askere, Ümit Dündar’dan Hakan Fidan’a ve Mehmet Görmez’e kadar öne çıkarılan baş karakterlerin senaryoda kurgulandığı gibi kahramanlaştırılmasında başarılı olunduğu kesin.

AMA, NE SÖZ TÜKENDİ NE DE FİLM BİTTİ HENÜZ!..

Yıllarca çalışılıp özenle oluşturulan uygun psikolojik zemin üzerinden Hizmet Hareketi mensuplarının şeytanlaştırılmasında sağlanan başarıya dair de şüphe yok. Tek sese dönüştürülen medya üzerinden yapılan yoğun propagandayla senaryonun tüm mantıksızlıkları ve açıkları örtüldü. Halkın önemli bir kesiminin Halisdemir, Aksakallı, Dündar, Erdoğan gibi ”kahramanlar”la kendisini özdeşleştirmesi sağlandı. Hedefe konulan Hizmet Hareketi ise net bir nefret objesi haline getirildi. Doğrusu önemsenmeyecek bir şeytani başarı değil.

15 Temmuz senaryosundaki giriş ve gelişme, yine tüm tutarsızlık ve mantıksızlıklarına rağmen, amaçlanan sonucu şimdilik vermiş gibi görünüyor. Erdoğan’ın, girişte vaat ettiği ”Allah’ın bir lütfu”nun beraberinde getirdiği neticelere, milyonlarca insanın mağdur edilmesi ve yüzlerce insanın ölmesi pahasına, ulaştığı görülebiliyor.

Ama, ne söz tükendi ne de film bitti henüz. Yabancı istihbarat servislerinin rapor ve beyanları, NATO’da ve dış temsilciliklerde görev yaparken darbecilik suçlamasıyla tasfiye edilmiş bazı subayların kaleme aldıkları çarpıcı rapor, Ahmet Altan’ın mahkemede kendisini haksız yere hapsederek yargılayan despotları yargıladığı abidevi savunma, Erdoğan’ın stigmatizasyonundan azade dünya kamuoyunun olayları daha sağlıklı okuyabilmesi, adalet arayışıyla onbinlerce insanın yollara düşmesi, önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan başka bazı çalışmalar ve benzeri gelişmeler bize bu filmin sonunun henüz gelmediğini söylüyor.

Bakalım bu film, şeytani senaristlerin kurguladığı gibi mi, yoksa Yeşilçam filmleri naifliğinde gerçek iyilerin kazandığı bir mutlu sonla mı bitecek? Bekleyip hep birlikte göreceğiz…

Not: Bu yazı için Ebru Gülderen’in ”Senaryo Yazma Teknikleri” http://tttemlrtv.blogspot.se/2012/05/senaryo-yazma-teknikleri.html başlıklı yazısından faydalanılmıştır.


Originally published at www.tr724.com on June 23, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.